Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Aralık '08

 
Kategori
Siyaset
 

Bir… İki… Üç! Haydi hep birlikte: Özür diliyoruz!

Bir… İki… Üç! Haydi hep birlikte: Özür diliyoruz!
 

Bu resim için sükunet istiyorum yalnızca...


İnsan ve doğa faktörlerinin bulunduğu hiçbir alanda stabil kalmak mümkün değildir, coğrafi ve siyasi haritalar değişti tanıklık ettiğim otuz beş yıl içinde, aklımın ermeye henüz başladığı dönemden bu güne. Otuz beş yıl içinde bunlar olduysa yüz otuz beş, üç yüz otuz beş, üç bin üç yüz otuz beş yıl içinde nelerin değiştiğini varın siz düşünün!

Her bir değişiklik toplumsal yapıyı da etkiledi, ya da toplumsal faktörlerin coğrafi ve siyasi haritaları değiştirme gücüydü, duruma göre…

Ermeni soykırımı yapıldı mı? Özür mü dilemeli, özür mü beklemeli? Gündemin en hararetli tartışması…

Irkçılığı, milliyetçiliği hiç sevemedim, daha doğrusu abartılı olan hiçbir şeyi sevemediğim gibi!

Biraz zor işim, biliyorum, elde değil, hep kendim için reva bulduğum bir şeyin bir başkası için de reva olduğunu düşünürüm, benim hakkım kadar onun hakkı olduğunu bilir işte içimde bir yerlerim…

Tarihi de pek sevemedim, bir yerlerin zapt edilmeleri hiç de insanca gelmedi mesela bana, çocuk aklımla bile hep helak olan insanlar, her iki taraftan, onların aileleri, çocukları gelirdi aklıma…

Tarihi sevmememde sanıyorum ırkçılık, milliyetçilik, dincilik gibi açık görüş alanımı daraltan, mantık ve duygu süzgeçlerimi tıkayan tarafçılığı tercih etmememin de rolü büyük!

Yunanlı yardımcım Aleka, Atatürk’ü ve Türk’leri sevmezdi, Türkiye’de eşinin genel müdür yardımcısı olarak çalıştığı Türk-Yunan ortaklı şirkette kendisine de bir iş ayarlanmasına, tripleks bir villada oturmalarına rağmen, tarihleri onlara da belgeler sunmuştu, elbette!

Zapt etmeleri değildi ortaya konan, yerlerinden yurtlarından atılmalarıydı!

Benim tarihimde ise zapt edilmiştik ve hakkımızı da geri almıştık!

Bu arada, kendimi en takdir ettiğim zamanlardan biridir o süreç, zaman zaman zıvanadan çıkmaya başladığım anlar dahi olmuştu, iyi ki mantık ve duygu süzgecim doğru süzüyordu, yoksa çirkin bir kavga inanın kaçınılmaz olabilirdi! İşin bir de trajikomik tarafı var ki: Türkiye’de, ihracat müdürü olarak çalıştığım şirkette, sıkılmasın ve hem de para kazansın diye yardımcım olarak işe alınan Aleka ile tarih hesaplaşmasına girseydim, ki girmediğimi de sanmayın asla, onun yaklaşım tarzıyla karşılık verseydim hani diyorum, Türk patron tarafından cezalandırılan inanın ben olurdum!

Anaerkil toplumdan ataerkil toplum yapısına geçildiğinden dolayı, bir dişi olarak özür bekliyorum!

Anaerkil dönemler için de erkeklere özür borcumun olduğunun bilinciyle, her ne kadar yaşamasam bile o dönemleri, özür dilemem gerekiyor bu durumda!

Tüm beyazların tüm siyahlardan özür dilemesi gerekiyor, mesela, Obama’nın seçilmesine gelene dek, ne kanların döküldüğü, ne işkencelerden geçirildikleri bir gerçek!

Afrikalılardan her bir dünya vatandaşının özür dilemesi gerekiyor bence, coğrafi şartlarından dolayı, kendi çocuğumuz aç olmadıkça o çocuklar doymuyor, belirtmekte yarar var!

Analık, babalık kültürlere göre az biraz değişiklik gösterse de töreler, gelenekler çerçeveleri içinde, insan olgusu varken değişebilir mi duygular ırklara, milliyetlere göre?

Açlık açlıktır!

Almanya’da bir genç beş hamburger ile doyar, Afrika’da ki otuz beş tırtıl ile belki, Almanya’da beş hamburger ile doyan genç, beş tırtıl ile beslenmeye çalışan yarı aç yarı tok gençten özür dilemeli bence!

Balkanlarda yaşanan zulümlerden de özür dileyecek birileri çıkmalı, insanlık adına, Amerika da özür dilemeli kapitalizmin pençesine aldık sizi diye, biz de özür dilemeliyiz ama o zaman, sorun sırf sizde değil, buyur etmeseydik gelemezdiniz!

Kürtler Türklerden özür dilesin, mesela, Türkler Kürtlerden, Almanya Yahudilerden…

Adem Havva’dan özür dilesin, Havva da Adem’e “Kusura bakma, güzelliğimle başını döndürdüm!” desin…

……

Özür, haklı tarafa hakkını iade etmek demektir, amacı barıştır, özür dilenen, örneğin bir eş olsun, dilenen özür karşısında konuyu devam ettirdikçe, hata yaptın! Hata yaptın!

“Tamam şekerim, hata yaptım ve özür diliyorum, affet beni, lütfen…”

“Affedemem! Hata yaptın sen! Bedelini de ödeyeceksin!

“Ama tatlım…”

“Kes!... “

……

Beyin burada tartar durur, duygular çetrefillidir, ne ummuştum, ne buldum!

Özür barış getirmedikçe, geriye teper!

Sevgi ile, ailenin bekası adına belki de özür dileyenin özrü aynı safiyanelikte kabul görmedikçe, göz ardı edilen sakillikler, haksızlıklar, sevimsizlikler birer birer üşüşür beyine!

Barış amaçlı özür, bir başka kavganın, sorgulamanın pencerelerini sonuna kadar açmıştır artık!

……

Her bir ülkenin her bir ülkeye, her bir ırkın bir diğerine, her bir coğrafyanın, siyasalın, dinin bir diğerlerine verdiği maddi ve manevi yıkımları var, bu yıkımlardan en çok etkilenen insanlar, hangimizin bir dedesi, dede dedesi, annesinin annesi maruz kalmadı ki eziyetlere!

Maksat barış ise!...

İnsanlık kazanacaksa eğer, yaralar sarmalanacak, kinler tükenecek, insan gibi yaşamayı öğrenmeye meyilli isek:

Bir… İki… Üç! Haydi hep birlikte: Özür diliyorum!

Tüm insanlardan, tüm coğrafyalardan, siyasal haritalardan, toplumlardan!

Otuz beş yıl içinde gördüm ki, Coğrafyalar ya kazanıyor ya kaybediyor, siyasi alanlar kumpas alanı, hedefe kilitlenmiş, yol üzerinde önüne çıkanlar birer tümsek, sadece, insan değil!

İnsanlık adına, ne ırkı, ne milliyeti, ne de cinsiyeti önemli değil, bugüne dek yapılmış olan, payıma düşen ne varsa tüm haksızlıklardan dolayı şahsım adına özür diliyorum!

Şahsıma yapılmış bulunan tüm haksızlıklardan dolayı da özür bekliyorum!

Payı geçen her kim, hangi ırk, hangi millet… Hangi coğrafi ve siyasi harita, hangi tarih artık üstüne alınırsa!


Gülgün Karaoğlu,
Aralık,22/08

 
Toplam blog
: 1269
: 1343
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..