Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Şubat '13

 
Kategori
Öykü
 

Bir çimdik sevgi

Bir çimdik sevgi
 

Tatlı bir söz bazen çok şeye değer


Ağabim yardım edeyim diye beni tarlaya götürmüştü. Zümrüt yeşili tarlada arklar açıyorduk.. O sabanı tutarken ben de öküzlerin önünde gidiyordum. Sinirli olan ağabim ikide bir öküzleri kamçılarken bana da bas bas bağırıyordu. Bir yandan bana sağa veya sola git derken bir yandan da kızıyordu:

-Kör müsün, sağa dedim, sola değil...

Daha sağımı solumu bilecek yaşta değildim. O sene okula başlayacaktım. Alttaki iki ön dişim düşmüştü. Okula gidersem benle alay edecekler diye korkuyordum.

Çok sert karakterli olan ağabim aynı zamanda çok da tembel biriydi, babam onu o ark işini yapmaya yollayınca kızmış hıncını hem benden hem de öküzlerden çıkarıyordu. Sabanı tutarken hiç yoktan elindeki kamçıyla habire hem öküzleri kamçılıyor hem de bana bağırırken aslında içindeki öfkeyi dışarı vuruyordu. Öfkesinin nedeni de işi sevmemesindendi.

Öğleye doğru bu işkenceli iş bitince çok sevindim. Dünyalar benim oldu. Ağabim öküzleri çözerken iş bittiği için keyfi yerine gelmiş ve şimdi keyifli keyiflı ıslık çalıyordu.

-Saban tarlada mı kalacak diye sordum.

-Evet, dedi güzel bir sesle.

Sabahtan beri sesiyle beni hep haşladığı için yumuşakça ”evet” diyince ben de keyiflendim hemen ve çenem açıldı.

-İşi iyi yaptık mı abi?

-Yaptık.

-Tarlada kalırsa sabana bir şey olmaz değil mi?

-Arkın içinde saklayacağım, zaten uzaktan her taraf yeşil gözüktüğü için gözükmez.

-Peki niçin eve götürmüyoruz?

-Çünkü bu yanındaki tarlanın da arkları çekilecek.

Korktum, yine mi bu işkenceli işi yapacaktım? Korka  korka,

-Bu yandaki tarlanın arklarını kim açacak diye sordum.

-Ne bileyim diye kızdı ağabim.

İçim rahatlayarak,

-Abi, niçin bu arkları açıyoruz diye sordum.

-Çünkü tarlayı sularken o arkların içinden su akıtılacak.

-Tarlayı kim sulayacak, suyu nerden açacağız?

-Suyu tarlanın yukarısındaki arktan akıtacağız...

Dedikten sonra ağabim birden kızıp sesi yine bozuldu ve ”ne bileyim kim sulayacak diye bağırdı. Hemen o sesin hışmından korkup sustum.

Tarladan çıkıp yürümeye başladık. Öküzler de önümüzde yürüyordu. Köye dönüyoruz diye çok seviniyordum. Köyü, annemi ve arkadaşlarımı özlemiştim hemen. M.Şirin’e ve Hanifi’ye o ilk işimi ballandıra ballandıra anlatacaktım. Öküzlerimizin ne kadar güçlü olduklarını, bir saat lik işi on dakikada nasıl bitirdiklerini ve o müthiş güçleriyle sabanı çocuk oyuncağı gibi çekip çevirdiklerini anlatacaktım.

O güzel hayallerle köyün yeşil tepesinin eteğine gelince ağabim,

-Sen öküzleri al şu tepeye çıkar otlat, dedi.

-Hayır, bende eve gelmek istiyorum, dedim.

-Olmaz diye bağırdı ağabim, sen öküzleri otlat. Kayıp olmasınlar.

-Hayır ben de köye geleceğim.

-Bak döverim ha !

İlla ben de köye geleceğim diye ağlamaya başladım. Ağibim kızıp kamçının sapıyla başıma vurdu. Kafam şişti.

-Öküzlerin başında bekle yoksa daha çok döverim!diye bağırdı .

Ağlaya ağlaya öküzleri yeşil tepeye sürdüm. Bir yandan da başımın arkasını elliyordum. Bir kuş yumurtası gibi şişmişti. Keşke kan çıksa da babamla annem ağabimin zalimliğini görüp bana acısalar ve “ah canım oğlum!” diye sevseler diye düşünüyordum. Ama başımın arakası sadece şişmiş kan çıkmamıştı. O yüzden hem ağlıyor hem de kan çıkmadığı için üzülüp duruyordum.

Ağabim köye vardıktan sonra ben de öküzleri otlakta bırakıp ağlaya ağlaya köye gittim. Köye yaklaştıkça sesimi daha da gürleştiriyordum. Annem tandır damında oturmuş ekmek pişiriyordu. Ağabim de tandırın yanında oturmuş annemin verdiği sıcak sütü içiyordu. Elindeki süt maşrapasından buhar yükseliyordu. Annemin ise tandırın sıcağından alında terler birikmiş, durmadan tandırın kızgın duvarına ekmek yapıştırıyor ve pişen ekmeği de çıkarıp ekmek teknesine atıyordu. Ağlamamla kimse ilgilenmeyince ve biraz da ağabimden korkarak tekrar dışarı çıktım. Damın üstüne çıkıp bağıra bağıra ağlamaya devam ettim. Yine kimse ilgi göstermeyince gidip bir taş alıp kafamın o şişen yerine hafif hafif vurmaya başladım ki kan çıksın ve kanı görünce bazen bıze karşı çok katı davranan dirayetli annem telaşlansın, hemen benle ilgilensin ve “vay benim canım oğlum! ”diye bağırsın. Ağabime de ,”seni acımasız gavur nasıl kıydın beni güzel Aydın’ıma? Sende hiç vicdan yok mu?Aydın’cığım çok iyi bir çocuktur ona hiç el kaldırılır mı?”diye bağırsın.

Taşı vurdukça canım acımaya, kafam daha çok şişmeye başladı ama bir türlü de kan çıkmıyordu. Canım yandıkça ben de daha çok bağırıyor ve damın baca penceresinden ağlamamı daha çok işittirmeye çalışıyordum. Belki on kez kafama taşla vurdum ama o kan da bir türlü çıkmadı ve sonunda annem başını tandırdan kaldırıp bacaya bakarak,

-Çocuk ne deli danalar gibi öğürüp duruyorsun, beni oraya getirme ha, yoksa gelir kafanı kırmayayım demez mi?

Bir tatlı söz için ben kafamı kırmaya çalışırken annem de kızıyor ve gelip kafamı kıracağını söylüyordu. Hem ağabimden yediğim sopa hem de kendi kendime yaptığım işkence boşa gitmişti.

6 aralık 2012.İstanbul

Reşit YAMAN 

resit_yaman@hotmail.com

 
Toplam blog
: 24
: 661
Kayıt tarihi
: 29.12.07
 
 

1952 Ağrı doğumlu olan Reşit Yaman altı yıllık yatılı Van Alpaslan İlköğretmen Okulu'ndan sonra İ..