​ Bir İmparatorluğun tescili:''HIDİV KASRI'' / İstanbul / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ekim '08

 
Kategori
İstanbul
 

Bir İmparatorluğun tescili:''HIDİV KASRI''

Bir İmparatorluğun tescili:''HIDİV KASRI''
 

Bir imparatorluk yaşıyor...


İstanbul'da 21 yaşında, üniversitede anarşi nedeniyle okuyamayan, çâresiz bir genç, Piyer Loti tepesinde,yanında İstanbul'lu sevgilisiyle, Haliç'in, o günlerdeki çamur deryası olan manzarasına dalıp gitmişti...

1970'li yıllarda,'' aşklarını'' bile yaşamıyordu gençler...Ülkede kan gövdeyi götürüyordu...

Yönetimler, üniversite rektörlükleri ,öğrenciye karşı Boykot kararları alarak öğrenim hakları ellerinden alınıyordu...

İyi ki arkadaş sevgisi ve aşkın ferahlatan büyüsü vardı...

Bu hisler karın doyurmuyordu ;ama sevgiye o kadar susamıştık ki !..

O'nunla, bir anlık yaşam sevincini ,tavşan kanı çayların sıcaklığında,simitin huzur veren lezzetinde paylaşıyorduk...

Sevgilinin yağmurdan ıslanan sabun kokulu saçlarına, iri,nemli gözlerine ;sevgiyle gülümseyen gamzeli yanaklarına bakarak şiirler yazmam gerekirken, ''Ne olacak bu memleketin hali ?..'' faslından muhabbetlere dalıp hüzünleniyorduk...

Kötü yönetilmek ve acıları yaşamak hep bizim kaderimiz olmamalıydı...

Beceriksiz idarecilerin çifte standartlı uygulamalarının acı meyvelerini, gençler yiyor ve '' Sırayla yok oluyorlardı...''

Herkeste bir umutsuzluk ve ileriyi görememenin dayanılmaz yürek sancıları vardı...

Düşük puanlı,varlıklı aile çocukları uyduruk binalarda, ''Özel üniversite'' adı altındaki yüksek okullarda, sözümona tahsil görürken ,biz garibanlara da merdiven altlarında beklemek düşüyordu...

Bu çok karışık duygular içindeyken,

Garsondan aldığım BİC marka, -bitmez-tükenmez- kalemle, beyaz kartonlu, '' Yenice Sigarası'nın '' içine-dışına , o günlerde yeni öğrendiğim eski yazıyla, şu uyduruk dizeleri karalamıştım...


'' İstanbulu sevmek kolay değil...Yürek ister...Bakan, gören, hisseden yürek !..

''Sevmek ''demek, sadece şiir yazmak, şarkı söylemek midir ?.. Elbette hayır !..

Ya da sevmek, O'nu anımsayınca, iki de bir ''salya- sümük '' ağlamak mıdır acaba ?..

Gerçek âşık yüreğine yazar sevdayı...O'nu yaşatan bir protein gibidir aşk...

Ya da O'nu ölüme götüren kolestrol -plâklarıdır...

Aşkı yaşamak için yaşatmak gerek...Kötü besinlerle yaşayamaz sevda...

Eğer seviyorsan bir canlıyı,uğruna yok olabilmeyi bilmelisin...

Seviyorsan bu şehri ve de bu ülkeyi...

Temizlemelisin, durmadan tüm kötülüklerden, şarlatanlardan...

Pısırık yüreklerde aşk yaşamaz;veresiye aşk da olamaz...

Ey ısmarlama adamlar !..

Sevmiyorsan bu ülkeyi defol !..Git !..Seven gelsin buraya...

Yok eğer var ise akl-ı şuûrun demokrasiyse aşkın gel !..

Sen ki eğer yurtseversen ,

Yık seni kötü yöneten pısırık sahte sevdaları !..

Geç başa!..Yönet!..Yüreğin varsa !..

Lâfla olmaz ülke sevgisi, temizlemek gerek çamuru, pisliği !..

Akıl varsa başta, zorbalık neden ?..'' (1971-Aralık-İstanbul Eyüp)

..........

O günlerde, bırakın İstanbul'u gezmeyi, turistik ziyâretleri ;sokağa çıkıp sağlıkla geri dönmek büyük bahtiyârlıktı...

Geçen bayram'ın güzel bir gününde, Üsküdar, Beykoz seyahatim sırasında, ziyâret ettiğim meşhur Hıdiv Kasr'ını gezerken, bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu'nun yaşadığı şatafatlı günleri yaşayarak yine duygularım karışıvermişti...

İfade etmekte zorlandığım ,mutlulukla hüznü bir arada yaşamıştım...

''Hıdiv '' sözcüğüyle ilk kez karşılaşmış olmamın bile tarihime karşı yaptığım bir saygısızlık olduğunu düşünmüştüm...

Bu sorumluluk hisleriyle siz değerli okurlarımıza belki yararı olur inancıyla, yazımın duygusallık bölümünü geride bırakıp turistik kısmına geçmek istiyorum...

.........

''Hıdiv'' sözcüğü, Farsça'da -Büyük vezir- anlamında olup Kavalalılar'a mensup Mısır Vali'lerine babadan oğula geçmek üzere, 1867'de verilen resmi bir unvanmış...

Önceleri yazışmalarda sadrazamlar için büyük vezir anlamında kullanılan hıdiv unvanı, 8 Haziran 1867'de, padişahın izniyle, Mısır valisi İsmail Paşa'ya sadâret pâyesiyle birlikte verilmiş...

İsmail Paşa ilk Mısır Hıdiv'i olurken, Mısır valiliğine de Hıdiviyet-i Mısır denilmiş...İsmail Paşa'nın oğlu Tevfik Paşa ile Abbas Hilmi Paşa da II. Abdülhamid'in fermanlarıyla hıdiv unvanını kullanmışlar...

İngilizlerin, Mısır'ı işgal etmesinden sonra yerine amcası Hüseyin Kamil geçirilmiş ve hıdiv yerine sultan unvanı kullanılmaya başlanmış...

24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla Abbas Hilmi Paşa'nın Hıdivliği sona ermiş ve ''Son Hıdiv '' ülkeyi terk ederek İsviçre'ye yerleşmiş...
.........

Hidiv Kasr'ına gidebilmek için,

Anadolu yakasından
;TEM otoyolundan Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'ne ilerlerken, köprüden önce, son çıkış olan Kavacık Köprüsü 'nden Hıdiv Kasrı tabelalarını takip edebilirsiniz.

Avrupa yakasından ; II. Köprü 'den hemen sonra ilk çıkıştan sonra Hıdiv Kasrı tabelalarını izlemeniz yeterli oluyor...

Hıdiv Kasrı'na ve Çubuklu Korusu 'na ulaşma için kullanabileceğiniz bir diğer yol da Üsküdar-Beykoz sahil yoludur.

Bu yolu takip ederek Kanlıca 'ya, Kanlıca 'dan sonra da tabelaları izleyerek Kasr'a ulaşmanız mümkün...

.........

Her biri künyeli ve soy kütüğüne sahip ağaçlarla kaplı geniş bir koruluğun ortasındaki Hıdiv Kasrı, tam anlamıyla bir saray yavrusu...

Ünü Avrupa’ya kadar giden giden özel ve İstanbul’un en büyük gül bahçesine sahip olan Kasr'da, harika bir Boğaz manzarası izleyebiliyorsunuz..

1000 m² alan üzerine yaptırılan Boğaz tepelerinden iki kıtayı birleştiren binanın kulesi de İstanbul’un zamanında buharla çalışan ilk asansörlerinden birine sahip...

Büyükşehir tarafından restore edilen Kasr'ın tüm salonlarında yemek servisi var...

Ayrıca nişan, düğün, toplantı ve tüm grup organizasyonlarınızda 25 kişilik odalardan 400 kişilik salonlarıyla hizmet sunuluyor...Tabi maddî gücü yetenlere !..

İstanbul'un imparatorluk merkezi olduğunu hatırlatan nadide yapılardan biri olan Hıdiv Kasrı'nın ilginç bir öyküsü var...

Genç yaşta Hıdiv yani Mısır Valisi olan Abbas Hilmi Paşa, Mısır'daki Anglo-Sakson nüfuzuna karşı Osmanlı-German desteği aramış...

Bu desteği alabilmek için Osmanlı pâyitahtında kalması gereken genç Paşa, 1903 yılında Çubuklu'da iki ahşap yalı satın almış...

Zamanla yalılarının arkasındaki yamaçları ve üst düzlüğü kapsayan 270 dönümlük bahçeyi de alan Paşa,1907 senesinde İtalyan mimar Delfo Seminati'ye o devrin mimari modasına uygun olarak muhteşem saray yavrusunu yaptırmış...

1000 m2 alan üzerine yapılan, Boğaz tepelerinden iki kıtayı birleştiren, masmavi kanalı ve yeşil ormanları seyreden kulesi ile müstesna bir yapı ortaya çıkmış...

Kasrın binası şato biçimindedir. Kapısının üzerinde Ay yıldızlı Hıdiv Tacı Bayrağı arma haline getirilip yerleştirilmiş... Dışkapı giriş tamamen altın yaldız çiçek fıgürleriyle işlenmiş...

Yuvarlak mermer sütunlar, Teraslar, Hıdiv'in yatak odası; kulesi, mermer, ahşap ve kristal salonlan önemli özellikler taşıyor...

Neo-Klâsik, Neo-İslâm, Neo-Osmanlı olarak, değerlendirilebilecek öğelerle bezenmiş...

Avrupa mimarisindeki gelişmeler, çiçek meyve ve av hayvanlarının resimleri, duvarlara, tavanlara, sütun başlıklarına işlenerek yapılmış..

Vali Muhittin Üstündağ'ın zamanında, 60 bin liraya ve üç taksitle İstanbul Belediyesi satın alarak seçkin eseri, şehre kazandırmış...

Böylece 176 dönümlük koca orman, kıyıdaki eski yalı binaları, güneş ucundaki koca ahır binası, kuzey girişindeki şato benzeri kapısı ve sarayın kendisi, yok denecek bir fiyatla İstanbul şehrinin malı oluvermiş...
.........


Bu güzel mekânı görememiş olanlara,ilk fırsatta ziyâret etmelerini önerirken ,tarihte yaşamış olduğumuz gerçek bir İmparatorluğun en güzel kanıtının bu muhteşem köşk,saray ve kasrlar olduğunu da belirtmek isterim...







 
Toplam blog
: 1521
: 1639
Kayıt tarihi
: 23.06.07
 
 

İnsan yontmakla geçti ömr-ü baharı... Güzel ve canlı heykeller yaptı... Kimisinin içi çabuk boşal..