Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '06

 
Kategori
Kent Tarihi
Okunma Sayısı
1093
 

Bir kentin yalnızlığı

Bir kentin yalnızlığı
 

Bir zamanlar insanlarla dolu, her taşından hayat fışkıran bir kentin yapayalnız ve ıssız kalması ne kadar acı verici bir şeydir hiç düşündüğünüz mü? Ben ne zaman eski ve terkedilmiş bir kenti ziyaret etsem bu duyguya kapılırım ve içten içe o yaşlı kentin terkedilmişliğine ağıt yakarım.

Binlerce yıl önce hayatın dopdolu yaşandığı, dünyanın her yöresinden gelen tüccarların onlarca farklı dilde ticaret yaptığı, Kralların ve İmparatorların sokaklarında halklarının hayranlık ve saygı dolu bakışları altında dolaştığı şehirler şimdi yıkık dökük bir harabedir çoğunlukla. Artık ne tüccarların telaşlı seslenişleri, ne savaş arabalarının yeri göğü inleten kükremesi ne de insanların sıcak nefesi vardır eski kentin yaşlılık sınırını çoktan aşmış sokaklarında. Bazı kentlerin kaderi o kadar kötüdür ki; bir zamanlar içinden geçip ona hayat veren nehir bile akış yönünü değiştirmiş, onu susuz ve ağaçsız koyuvermiştir.

Şimdinin kadir kıymet bilmez insan nesli, eski kentin her yöresinden tarih fışkıran yollarını, sokaklarını, saraylarını, tapınaklarını, en önemlisi ise ruhunu koruyabilse ve geçmişten taşıdığı güzelliğinin anısını yaşatmasına izin verse bir nebze olsa dinecektir yaşlı kentin gözyaşları. Ama onun gördüğü koruma, kollama değil hoyratlık olmuştur şimdinin kadir kıymet bilmez neslinden. Kültüre ve geçmişlerinin korunmasına değil de sadece paraya önem veren insanlar, define bulurum umuduyla yaşlı kentin yorgun gövdesinin her karesini oymuşlar ve söküp atmışlardır taşlarını uzaklara. O yüzden artık seyrek de olsa insan sesi duyan yaşlı kent sevinç değil korku duymaktadır. Gövdesinin delik deşik edilip savrulmasındansa yalnızlığı, dipsiz bir ıssızlığı tercih etmektedir.

Ne zaman insanların acımasızlığına ve ilgisizliğin kucağına terk edilmiş eski bir kent görsem onun otlarla kaplanmış taşlarına dokunup yalnız değilsin ben seninleyim demek geliyor içimden… Kimi zaman tutamayıp kendimi binlerce yıl evvel kim bilir nelere şahit olmuş o taşlarına sürüp ellerimi ona şiir okuyorum içimden…

Resim: http://www.virtualani.org/citadel/citadel15s.jpg

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Her ne kadar da Ani'ye gitmesem de Efes'i gezdiğimde aynı şeyleri ben de hisstemiştim. Yürüdüğüm mermer yollardan bir zamanlar Efeslilerin de yürümüş olması gerçekten de farklı bir duygu. Hele bulunduğum Meryem Ana Evi'nde bir zamanlar Meryem Ana'ın da yaşamış olmasını bilmek bir zamanlar, gerçekten de farklı bir duygu... Ayrıca bayramını da kutlarım.Sirov

Arek 
 25.10.2006 0:35
Cevap :
Öncelikle nezaketin ve yorumun için çok teşekkür ederim Sireli Arek. Ben eskiden İzmir'de yaşadığım için Efes'i pek çok kereler ziyaret etmiş ve seninle aynı şeyleri hissetmiştim. Aslında işim dolayısıyla çok sayıda antik kenti ve höyüğü gezip görüyorum ve bir zamanlar oralarda yaşamış olan insanlar çoktan yok olup gitmiş olasalar bile onlara ait birşeylerin yürüyüp gittikleri yollara, içlerinde yaşadıkları evlere hatta o kenti kuşatan havaya sinmiş olduğunu hissediyorum. Bu arada umarım en kısa zamanda Ani'ye gidip doya doya gezme fırsatını bulursun diyorum Arek can:=) Sirov...  25.10.2006 4:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 130
Toplam yorum
: 273
Toplam mesaj
: 135
Ort. okunma sayısı
: 5037
Kayıt tarihi
: 08.08.06
 
 

Ege Üniversitesi Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi bölümü mezunuyum. Şu anda Marmara Üniversitesi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster