Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mart '07

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
530
 

Bir saatiniz kaldı

Bir saatiniz kaldı
 

Acil servisteydim. Mesleğe yeni başlamanın heyecan ve zevkini yaşıyor, 'doktor bey' hitabına alışmaya çalışıyordum. Her büyük hastahanenin acil servisinde olduğu gibi, burada da nöbet hareketli geçiyordu. Tecrübeli uzman hekimlerin yanında, bana pek sorumluluk düşmüyordu. Ben sadece olup bitenleri dikkatlice izleyerek tecrübe kazanmaya çalışıyordum.

Saat gecenin bir buçuğuydu. İki bayan, kollarından tuttukları, 16-17 yaşlarında, esmer, topluca bir delikanlıyı hastahaneye getiriyordu. Delikanlının babası olduğu anlaşılan bir bey arkalarından soluk soluğa geliyor, bir yandan da şöyle sesleniyordu:

-Kurtarın yavrumu, kurtarın çocuğumu!

Nöbetçi doktor, gecenin yorgunluğuyla gömüldüğü koltuğundan doğruldu. Bu arada hemşireler yeni gelenleri karşılıyordu. Ben doktorun yanında ayakta bekliyordum. Adam konuşmaya devam ediyordu:

-Doktor bey, oğlum intihar niyetiyle ilâç içmiş. Annesi fark edince, hemen getirdik.

-Aldığı ilâçlar yanınızda mı?
Adam, ceketinin ceplerinden hap kutularını çıkarıp doktora gösterdi.

-Şu haptan on beş-yirmi tane, şundan on kadar, şundan da üç-beş tane içmiş.

-Ne zaman içtiğini biliyor musunuz?

-İki saat kadar olmuş.

Doktor hap kutularını uzun uzun inceledikten sonra, bir delikanlıya, bir de kutulara baktı. Ardından kafasını sağa sola sallayıp yüzünü buruşturarak:

-Hımm! Yazık, çok yazık!

Aile endişe ve merak içinde, doktorun bir şeyler söylemesini bekliyor, ama doktordan ses çıkmıyordu. Bense, gencin midesini yıkayacağımızı düşünüyordum. Kısa süren bir sessizlik, babanın sorusuyla bozuldu:

-Ne yapacağız doktor bey?

Doktorun yüzü gerginleşti. Bakışlarını ümitsizce kaldırdı. Dudaklarını ısırdı. Başını çaresizce sağa sola salladı. Elleriyle de çaresizlik işareti yaptı. Ağzından dökülen son sözler, hasta ve yakınları için kurşun gibiydi.

-Üzgünüm! Yapılacak bir şey yok. Hem bu ilâçlar... Üstelik de geç kalmışsınız.

Ben göz ucuyla aileye baktım. Hepsinin gözleri fal taşı gibi açılmış, beti benzi atmıştı. Delikanlının yüzü korkuyla gerilmişti. Annesi ve kız kardeşinin desteğiyle ayakta zor duran delikanlı, birden doğrulup pür dikkat doktora baktı. Doktorun ifadelerindeki kesinliği ve yüzündeki ciddiyeti görünce sarsıldı. Dizlerinin bağı çözülmüşçesine kendini yere bıraktı. Aile fertlerinin ayakta duracak mecalleri kalmamış olacak ki, her biri bir kenara çöktü. Baba ve anne, bir şeyler mırıldanıyorlardı . Uzun süren bir suskunluk ve şaşkınlıktan sonra:

-Ne olacak doktor bey? Hiçbir şey yapamaz mısınız?

-Artık çok geç. Bu durumda maalesef bir şey yapamayız. Yapsak da yararı olmaz. Herhalde bir saate kadar hastayı kaybederiz. Gene de hastayı müşahede altına alalım.

Ben de en az aile kadar şaşırmıştım. Delikanlının yüzüne bakıyordum. Ölüm endişesi ve ümitsizlik, iliklerine kadar işlemiş gibiydi. Kendimce neler hissettiğini düşündüm. Ölüme bu kadar yaklaşmak, gerçekten zor bir durum olmalıydı. Hem, insan bir saat sonra öleceğini bilse neler düşünür, neler hisseder, neler yapardı? Aslında her birimizin, ölüme bir saat yaklaşacağı an gelmeyecek miydi? Hayatın karmaşa ve med-cezirleri arasında, ölüm gerçeğini nasıl da atlıyor veya kendimize uzak görüyorduk. Şimdi bu delikanlı, geçmişini, arkadaşlarını, ailesini düşünüyor olmalıydı. Veya ölümden sonraki hayatı; yani bir saat sonrasını... Belki de arkasından neler düşünüleceğini, konuşulacağını... Halbuki ne kadar çok plânı vardı. Şimdi ise, o plânları düşünmek bir yana, son saatini nasıl geçireceğine dair doğru düşünme melekesini bile kaybetmiş gibiydi.
Diğer taraftan, hayat devam ediyordu. İçeride yatmakta olan bir hastanın yakınları doktora bir şeyler sorarken, sedye ile bir hasta daha getiriliyordu. O ara başka bir doktor kapıdan içeri giriyordu. Biliyorum, sohbet için geliyor. Az ötede, hemşirelerin küçük teybinden, bir arabesk parça yükseliyor: Batsın bu dünya! 'Hayatla ölümün iç içeliği galiba bu.' diyorum kendi kendime.
Baba toparlandı. Yalvaran bir eda ile sorusunu tekrarladı:

-Hiçbir şey yapamaz mısınız doktor bey? Hiç mi ümit yok?

İçeri yeni giren doktor, kaş-göz işaretiyle ne olduğunu sordu. Doktor ayağa kalkıp kesin bir ifade ile cevap verdi:

-İntihar girişimi doktor bey. Geç kalmışlar maalesef. Durum da ciddi. Yapılacak bir şey kalmamış. Sonra raporunu tanzim ederiz.

Söylenenleri dikkatle dinleyen delikanlıyı ölüm gerçeği ile yüzleşmek ürkütmüştü. Pişmanlık duygusu içerisinde ve titrek bir sesle doktora; 'Kurtulmak için ne yapmak gerekiyorsa yapmaya hazırım. Ne olur doktor! Beni kurtarın, ölmek istemiyorum!" dedi. Doktor oralı bile olmadı. Ölüme bu kadar yakın bir kimseyi daha önce hiç görmemiştim. Üstelik çok da gençti. Hayalen morga gidip, gencin otopsisini düşünüyorum. Demek, karşımda duran bu diri beden birazdan ölecek, otopsi için açılacak ve biz bir rapor tanzim edip bırakacağız! Hayat ve ölüm... Yaşamak ve ölmek... Genç olmak, yaşlı olmak, hayatı anlamak, ölümü benimsemek... Hayatı ölüme bir girizgah olarak değerlendirebilmek... Ölüme her an hazır olmak... Veya kendini hazır hissetmek... Kısacası ölümü kuşanmak... Hayata ve ölüme anlam kazandırmak... Bir sürü düşünce beynime doluşuyor.

Doktor oradan uzaklaştı. Ben de peşinden gittim. Biraz acemilik kokan bir tavırla sordum:
-Doktor bey! Serumla bol mayi verip, bir yandan da idrar söktürücülerle kanını temizleyemez miydik?

Doktor dönüp, gözlerimin içine baktı:
-Kardeşim görüyorsun, burada ayakta zor duran yaşlılar bile biraz daha hayatta kalmak için mücadele ederken, bu delikanlı daha on yedi yaşında ve intihara kalkışıyor. Ölmek istiyorsa, neden ona mâni olalım? Biraz isteği ile baş başa kalsın bakalım. Ölüm ne imiş, hayat ne imiş düşünsün! Yaşamanın değerini, ailesine ne kadar acı çektirdiğini fark etsin! Dahası Allah'ı hatırlasın; kul olmayı... Ölümü ve sonrasını da tabii ki...

Arkasından, beni bir kez daha şaşırtan bir kahkaha atıp şöyle dedi:
-Yoksa, sende mi inandın öleceğine?
-Ne yani, delikanlı ölmeyecek mi?
Gülerek, ilaç kutularını gösterdi. Elindekiler, vitamin hapı, öksürük kesici ve balgam sökücülerdi.

Yaşanmış bir hâdisedir......

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Doktor Bey tam bir Şarklı gibi davranmış.Bir doktorun görevi hastalarına "Hayat dersi" vermek değil, tedavi etmektir. O şok haberin yaratacağı bir kalp krizininin faturası kime çıkardı acaba? Anne ya da baba kalpten gitse ne olacaktı? Ben o doktoru kınıyorum ve size örnek olmamasını diliyorum. Doktoru takdire şayan bulan yorumculara ise şaşırdım.Selamlar.

Ümit Culduz  
 14.03.2007 14:00
Cevap :
Öncelikle yorumunuz için teşkkürler... Düşüncelerinizde haklı olabilirsiniz ama şunuda unutmamak lazınki günümüz gençleri hayatı gerçektende bir oyuncak sanıp gerek ailelerine gerekse sevdikleri insanlara göz dağı vermek amaçlı bu gibi girişimlerde bulunmaktalar...Bunun örneğini çok yaşadık mağlesef... Bir insan gerçekten hayatına kıymak istese vitamin ilaçlarının yeterli olamıyacağını ve hatta bu tür girişimlerin etkili olamıyacağını emin olun şimdiki nesil çok iyi bilir.... Kaldıki aileninde hatası var burda onu söylemekte şuan için bize düşmez... Neyse dediğim gibi bu tür girişimler her ne kadar can sıkıcı olsada emin olun o anki duygular ne olursa olsun bu davranış sayesinde intaharı bir hobi olarak gören çok insanın bir daha bu tür bir girişim yapmaması gerektiğini kötü bir tecrübe bile olsa öğreti... Ben en şahsen buna şahidim... Ama sizinde duyarlılığınız için teşekkürler... Sevgiler  15.03.2007 19:30
 

Bazen olumsuzluklar insanı çileden çıkarıp umutsuzluğu sürüklesede tek başına yaşamadığımızı ve sorumluluklarımız olan insanlar olduğunu düşünmeliyiz... Kimseyi düşünmese bile kendine olan sorumluluğu gelmeli aklına... Fakat o psikolojide çok zor oluyor bunlar... Ölümün kıyısına geldiğini hissetmesi ona bazı şeyleri düşündürmüştür umarım... Elindekilerinin değerini ve kendini düşünen ailesinin varlığı beynine kazınmıştır... Eee doktor beyide takdir etmemek olmaz tabiii... Sevgiler

Hoşsada 
 13.03.2007 22:31
Cevap :
Yorunumuz için teşekkür ederim.. Günümüzde insanlar ne yazıkki çözümü ölmekte buluyorlar... Ama hayat o kadar güzelki... Bunu anlamak için kötü bir olaymı yaşamak gerekili? Savaşmayı unutmuş çareyi kaçışta kabuğumuza çekilmekte buluyoruz... Ama inanın hayat o kadar güzelki... Bir yazım vardı yaşam ile ölüm arasında hayatın değeri gösteren bir yazı olduğunu düşünüyorum.... Aldığımız her nefes için dua etmeliyiz o nefesi kendi kendilerine alamıyan makineye bağlı yaşam mücadelesi veren çok insan var... Bunun değerini bilelim lütfen... Sevgiler....  15.03.2007 20:16
 

yaşadım biranda sanki olanları.ve çok korktum ..ama bitince derin bir nefes aldım ...güzel bir yaklaşım dr.un yaptığı neyalan söyliyim:))..belkide o delikanlı şimdi çok sıkı sarılmıştır hayata!! sevgiyle

aygoz Özlem Eryoldaş 
 13.03.2007 18:57
 

Sevgili Deniz Hanım, Merakla ve soluk soluğa okudum. Ve gülümsedim sonuna gelince.Doktorun sözleri ise takdire değerdi doğrusu. İnsanın hayatının değerini anlaması için onu kaybetmenin kıyısına gelmek zorunda oluşu ne gariptir. Çok teşekkürler bu güzel yazı için.Sevgiler...

Fulya 
 13.03.2007 12:40
Cevap :
Evet ne yazıkkı bu türinsanlar ile çok nkarşılaşıyoruz...Amaç ya aileye acıçektirmek yada cezalandırmak oluyor genelde yada ilgi toplamak ama sonuçlarının gerçektende kötü olma ihmalinedenseakıllarına gelmiyor... Emin olun çok iyi ders oldu bir daha inteharın i siniible kullanamaz:)  13.03.2007 13:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1688
Kayıt tarihi
: 22.10.06
 
 

Bursa'da özel bir hastanede hemşire olarak çalışmaktayım.. Spor yapmayı, müzik dinlemeyi, gezmeyi ço..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster