- Kategori
- Sinema
Bir Türk filmi: Veda

Artık “Veda” zamanıydı… Bunu bile bile gittim buluşmaya. Yine de gözlerimin dolmasına engel olamadım. Tek tesellim bu “Veda’nın aydınlık şehrimde; İzmir’de oluşuydu. Geçtiğimiz pazartesi günü işe gittiğimde hiç gücüm yoktu sanki ve bu akşama kadar sürdü. İş çıkışı neredeyse eve gidecektim ama ne olur ne olmaz diyerek, nete de güvenmeyerek bugün gösterime girecek olan bir Zülfü Livaneli filmi: Veda için bilet almaya gittim. Ve filmin Balçova Cinebonus'da (Kipa) 5 numaralı salonda olduğunu duyunca kendimi daha iyi hissettim. Bu tarz alışveriş yerlerindeki, evimizin salonunun biraz büyüğü hissini veren bir sürü sinema salonundan sonra salon gibi bir salondu ve büyük bir keyifle tam da orta yerinden aldım biletimi. Birkaç saat önce koltuğa oturduğumda bu hissimde yanılmadığımı anladım. Malum reklamlardan sonra başladı film ve pür dikkat izledim!..
Onlarca kez okumuştuk hayatını, Kurtuluş Savaşı’nı; destanımızı… Bu yüzden “Bu kez nasıl oldu acaba?” diyerek izledim filmi. Hem de çocukluğunda kapkara gözlü oluşunu bile önemsemedim.
Mustafa Kemal Atatürk’ün bir gece, en yakınındaki asker arkadaşlarıyla eğlendiği tavernadan çıkarken müziğin ritmini duyup, geri dönerek bir Zeybek oynayışı vardı ki!.. Müthişti, müthiş… Simgesel bile olsa kudretini algıladığım tek sahneydi. O sahneden yansıyan kudretinin memleketi kurtarırken yaptığı onca “kudretli hareket”ine de yansımasını bekledim ama nafile. “Çöküşü”nü de yine bir zeybek oynama sahnesiyle vermesi de müthişti.
“Mustafa” yı Mustafa Kemal Atatürk yapan; boğazdaki işgal kuvvetlerine ait gemileri gördüğünde söylediği “Geldikleri gibi giderler!” ya da Mehmetçiklerimizle destanlarından birini yazdığı Çanakkale’de “Size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum!” cümlesi yoktu!.. Ve inanılmaz ama İsmet İnönü yoktu! Sadece bir sahnede hani yine onu Atatürk yapan, memleketin geleceğiyle ilgili olarak yanındakilere “Yönetim şekli Cumhuriyet olacaktır” diye başlayarak inanılmaz (!) notlar aldırdığı sahnede vardı İnönü, onu da bildiğim için anladım. Yoksa adını bile seslemedi ya da ben heyecandan duymadım.
Samsun’a çıkışını, Samsun’da tarlasını süren bir çiftçiyle sohbetinden anlamak da yetmedi bana. Ya kongrelerimiz? Hiç yoktular. Evet bu çocukluk arkadaşı ve yaverinin anılarından yola çıkılarak yapılmış bir filmdi ama filmi izleyecek olan çocukların “Atatürk’ü ve onun verdiği Kurtuluş Savaşı’nı nasıl anlayacaklarını düşündüm durdum. İçinden çıkamadım. Üstelik “Bunlar yaverinin anıları” demek ironik bir savunu olur, ne de olsa böylesi; komutanının ardından ölümü seçen bir yaver ancak savaşta olur değil mi? Ve onu aynı zamanda mazlum halkların umudu olarak da Mustafa Kemal Atatürk yapan; emperyalist ülkelere karşı kazandığı savaştır!
Zübeyde Hanım… Fikriye… Latife… Onların Atatürk’ün hayatında yer alışlarını ve erkeklerin yanında Türk kadınının yer alışını izlemek, nereden nereye geldiğimizi anlamak açısından, farkında olabilenler için çok önemliydi. Fikriye Hanım ve Latife Hanım tezatı da öyle. Hele Latife Hanım’ın o malum kadınca çıkışları müthişti.
Daha savaşı kazanmadan kurtulmuş vatan toprağındaki yönetim şeklini saptayan ve hedefine ulaşmada gereğini yapan ve yaptırtan Atatürk’ün, o meşhur notunda “Kara çarşaf kalkacak” dediğinde gri hücrelerimde oluşan aydınlık ve bugünümüz aklıma gelince oluşan karanlık. En çok da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bağlı olduğu başkomutanın eşinin türbanlı oluşundaki çelişki gri hücrelerimi dağladı!
Ya yüreğim… Ağıt yaktı ardından. Yaşamadığını bile bile filmi izleyen bir çok insan ille de kadınlar, analar gibi “ölümüne” ağladım ve çocukluk arkadaşı olan yaveri; Salih Bozok’un, Atatürk’ün ardından yüreğine kurşun sıkışını anladım.
Film bitip de da salon aydınlandığında, gözlerimden yüreğime damlayan yaşlarla “Yeter artık kudretini veremeyeceklerse başka film yapmasınlar.” diyordum büyük bir isyanla bir yandan da “Ne olursa olsun yapsınlar! Yapsınlar ki tekrar tekrar izlesin herkes ve artık anlasınlar; farkına varsınlar nerelerden, ne bedeller ödeyerek nerelere gelmişiz.” diyordum.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kazandırdıkları son derece doğal yaşarken hele de kadın olarak yaşarken, farkındalıklarımızın bir an önce artması dileği ve umuduyla iyi seyirler diliyorum.
Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ve Mehmetçiklerimize selam olsun!.. Önlerinde saygıyla eğiliyorum.
Not: Filme emeği geçen herkesin emeğine sağlık. (Salih Bozok'un oğlunun okul sahnelerinin, oğlumun okulu İzmir Atatürk Lisesi'nde çekilmiş olması benim için ayrıca hoş bir süprizdi)
Bu blog Sinema sitesinde de yayınlanmaktadır