- Kategori
- Edebiyat
Birtakım Betimlemeler Üzerine
Hani derler ya her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır diye işte okumak da tam olarak böyle. Herkes her yazıyı, her romanı içine sindirip okuyamayabiliyor. Kimi polisiye seviyor, kimi romantik, kimi bilimkurgu, kimi kişisel gelişim. Ben genel anlamda bilimkurgu dışındaki kitapları okumayı seviyorum mesela, ama asıl anlatmak istediğim bu değil. Beni okurken tek sıkan şeyin ne olduğu! Evet kitap okumayı oldukça seviyorum fakat uzun betimlemeleri sevmiyorum maalesef. Bazen bu betimlemeler o kadar detaylı ve uzun oluyor ki oldukça can sıkıcı bir hale dönüşüyor ve insanı olaydan koparıyor. Tabi ki betimleme hissettirmek açısından oldukça önemli. Ama bazende İki sayfa betimleme mi olur artık konuya gelsek diyorum yani. Acaba ben mi sabırsızlık yapıyorum? Tasvir gücü ve onu yazabilmek, insanı o ana, o atmosfere götürebilmek farklı bir başarı olsa da ki (zaten betimlemenin amacı bu) gittikçe uzaması insanı metinden soğutuyor bence. Her şey tadında güzel değil mi?
Bir de edebi olunacak diye iyice işin içinden çıkılmaz cümlelere denk geliyorum ve gerçekten acaba ne anlatılmış bu yazıda diye sorgulamadan edemiyorum çoğu zaman. Geçenlerde Canan Tan'ın bir röportajına denk geldim internette. "Ben anlaşılmak istiyorum demiş", gayette güzel demiş bence. Herkesin yazışı, üslubu, düşüncesi kendine aittir ve edebiyatı zenginleştirende budur elbette. Öyle de olmalıdır. Fakat bir sonuç ya da verilmek istenen bir mesaj, ya da okuyucuda bir hissiyat oluşturabilmesi de oldukça önemlidir. Nedense bazılarınca süslü cümleler kurmak edebi olmak sayılırken, gerçekten düz yazıyla yazılmış fakat gerçekten anlam içeren yazılar değer bulamamaktadır. Bu benim kendi düşüncem. Bu konuda farklı düşünenlerin ya da düşünceme katılanların yorumlarını okumak isterim, sevgiler.