- Kategori
- Gündelik Yaşam
Bize biçilen elbiseler...

Ve dedi ki onlara;
"Kafanızdaki şekillendirdiğinizle, ben aynı değilim. Sırtıma yeni roller yüklemeyin. Ben kendim olmak için çok çalıştım. Bilir misiniz kendinden, sana verilen ham malzemeden, istediğin heykeli yaratmak çok kolay değildir. Kendinde sevmediğin fazlalıkları yontmak, kendine yeni parçalar eklemekle geçer ömrün. Ve bir dolu huzursuzluktur kendin olmaya çalışmak. Yorulursun. Hiç bir zaman istediğin olmaz elindeki, çalışırsın. Paralanır, kırılır dökülürsün ve geçtiğin sokaklardan toplarsın parçalarını.
İlk zamanlar hamur gibisindir. Sana şekil vermek için gönüllülerle doludur her yan. Dünyanın her yanından "böyle olmalısın, şöyle olmamalısın, doğru olan budur, hayır yanlış düşünüyorsun vs. vs..." gibi sözler fışkırır. Şaşkına dönersin. Kimsin? Nesin? bilemezsin. İşin acı yanı kimseyi memnun edemezsin. Herkesin kafasında senin çizilmiş bir resmin vardır ve herkes seni o resimle kıyaslar. Hiç bir resme uyamazsın çünkü senin aslın çok çok farklıdır suretinden, anlatamazsın.
Sonra bıkarsın tüm bunlardan. Bir tek kendi sözünü dinlersin. Bir tek sen karar verirsin ne olmak istediğine. Başarırsın da. Dış sesler susmaz yine de. Önce aldırmazsın. Meydan okursun. "Ben buyum" der çıkarsın işin içinden. Zaman geçer yorulur bıkarsın tüm olan bitenden. Seni olduğun gibi kabul edecek birileri olsun istersin. Hiç bir sözüne ve davranışına şaşırmayacak, garipsemeyecek birileri... Öfkeni, coşkunu, kederini, gözyaşını, gülümsemeni, kahkahanı, hırsını, çocuksuluğunu, aptallığını, şaşkınlığını, donukluğunu kabul edebilecek birileri... Seni tanımak için kararlı ve aklında senin suretin bulunmayan birileri... Aslı, suretine tercih eden ve seni yüce bir gönülle, yargılamadan kabul etmeyi başarabilen birileri...
Gün içinde herkesin sana biçtiği elbiseleri giyip giyip çıkarmaktan yorulursun. Üst üste giydiğin ve birbiriyle ilgisiz elbiselerden bıkarsın. Bir adaya gitmeyi ve yerliler gibi elbisesiz yaşamayı hayal edersin. İstersin ki; artık sana elbise biçenler olmasın. Kimse seni o elbiseleri giymeye zorlamasın. Kimse senden sürekli gülümsemeni, kederlenmemeni, öfkelenmemeni, zaaflarına yenik düşmemeni beklemesin. "
Dedi ve gitti. Tamamen kendi olarak, tüm elbiselerini geride bırakarak. Herkes onu kendi aklında giydirdi. Kimse çıplak birine bakmayı kabul edemedi. Ona "aklı karışık" birinin elbisesini giydirdiler ve hoşgörüyle gülümseyerek ardından el salladılar. Çıkardı böyleleri zaman zaman. Ve onu bildikleri, uyumlu haliyle karşılamaya hazırlandılar. Çünkü bu şekilde döneceğinden emindiler. Kimse kendisi yalnızca kendisi olarak ve çıplak haliyle bu koca topluluk içinde barınamazdı. Ona biçtikleri elbiseleri evinin kapısı önüne bıraktılar. Döndüğünde giysin de kalabalığa karışsın diye...
RESİM: http://www.artezia.net/art-graphisme/artistes/Ron-Mueck/ron-mueck.jpg