- Kategori
- Deneme
Bizim olan, bulunduğumuz yerdir.

Benzerini tanısan değişir misin?
“Normal” herkesin ya da genelin yaptığıdır. “A-normal” herkesin yaptığının dışında, aykırı, sıradışı davranabilmedir.
Normali herkes gerçekleştirdiği için, herkese doğru gelene normal deriz. Ya da çoğunluğun takip ettiği yol olduğu için normal; sorgusuz- sualsiz kabul edilen, gerçekleştirilen, “için istemediği durumlarda bile” dışın oynadığıdır. Normali, ister bedeninize ve ruhunuza aynı anda kabul ettirerek iç huzurunuzla gerçekleştirseniz, isterse içinizin itirazlarınıza kulak tıkayarak dışınıza benimsetmeyi başarsanız ve başarınızı maske takarak oynasanız; her iki yolda da kolayı, olağanı, durağanı ya da sıradanı seçmişsinizdir. Böylesi bir seçimde, siz ve sizi izleyenler memnun görünür. Çünkü normal, olağan seyri içinde beklenilen tarzıyla oluşmuş ve kimseye bir rahatsızlık vermemiştir. Rahatsızlık yoksa, normal doğrudur ve normal doğru olanı yapmıştır.
“Anormal?” Genelin yaptığı ya da genelin beklediği davranış kalıplarından farklı davranış veya tutumu- genele rağmen- sergileme cüretidir.Eğer, toplumun değer yargılarına, ortak kabullerine; insanlığın, “insan olma noktasında” hemfikir olduğu ölçeklerine, rahatsız edici bir üslupla, “kimliğinizden ya da size yapıştırılan klişeden vazgeçecek oranda” kendinizden geçercesine başkaldırır ve normalden uzaklaşırsanız anormal olarak görülürsünüz. Ki bu görünüş, böyle algılanış normaldir:)
Gelişmek, kendi tarzımızı bulmak ve bu tarzı bir ömür muhafazaya uğraşmak, topluma olduğu kadar kendimize ve bizim için değerli olanlara şahsiyetimizi gösterebilmek için bir şeylerden rahatsız olmak gerekir.
Bütününü ancak sizin bildiğiniz yaşamınızın, kendi doğal ve üsluplu seyrinde; sadece sizi ilgilendiren seçimlerinizde; “toplumun genelinin beklentisine ya da toplumun genel görüntüsüne ters düşerim” endişesiyle “şahsiyetinizi yansıtan özelliklerinizde” ısrarcı olamıyorsanız, bu durumda size, sanılanın aksine, normal değil anormal denilecektir/denmelidir.
Başka bir deyişle, hayatta “şahsiyet sahibi”, “kendine has özelliklerini cesaretle ve inatla yansıtan” olabilmek için normalin şahsiyeti silip süpüren baskısına başkaldırmak gerekecektir. Bu yolu seçmişseniz, bu tavır kuşkusuz size acı, başkalarına ise rahatsızlık verebilir.
Toplumda anormal, aykırı ya da çizgi dışı olarak görülen insanlar; toplumun, insanların kendilerini sorgulamasına ve kişiliklerini olduğu gibi yansıtmasına imkan vermeyen, o normal sayılan silikliğinin, durağanlığının ve sıradanlığının dışına çıkabilenlerdir. Bu cesareti gösterebilenler çoğu zaman yalnız kalır. Hayatları boyunca hiç anlaşılamazlar ya da anlaşılabilmeleri için belli bir sürenin geçmesi gerekebilir. Hatta, bu cesaretteki bazı insanlar için anlaşılmanın kaçınılmaz çaresi bir mucizeyi beklemek olur.
Toplumun “toplumu toplum yapan” birleştirici ve nizamî ölçeklerine uyumlu kalabilmekle beraber kendi şahsiyetimizin izlerini ( tutum, davranış, karar ve sözlerimizle) hayatımızın her alanında ve her anında yansıtabiliyorsak; zor, zahmetli ve yıpratıcı olmakla birlikte ideal, derinlik sahibi, uzun vadede insanlığımıza çok şey kazandıran bir yolu seçmişiz demektir. Bu seçime “genel çizginin dışında/paralelinde Özel Çizgisinde Duruş” diyelim.
İnsan için çizgi dışında olmak/durmak/kalabilmek zordur. Fakat, çizgi dışı olmayı seçenlerin aynı zamanda çizginin hangi yöndeki dışını seçtiklerini de kendilerine ve dış dünyaya anlatabilmeleri şarttır.
Anlatabilmek? Zaten, bazı insanları normalin dışında davranmaya, herkesten farklı bir çizgide olduğunu göstermeye- anladığı, gördüğü doğruları fark ettirmeye- iten şey, bu anlatabilme arzusudur: Kendi içini, kendi dışına; iç ve dış birliğini dışa aktarma arzusu…
Onların (Anlatma Sevdalılarının) gördüğü şudur: “Normalde, diğer insanlar benim şu şekilde davranmamı istiyor. Ama ben öyle değilim ya da öyle olmak istemiyorum. O halde, içimi dışıma yansıtmalıyım. “İçimin istediğini ya da istemediğini dışımla aynı düzleme getirmeliyim”
Çizgi dışında durmaya çalışan ve bulunduğu yeri ısrarla anlatmaya uğraşan insanların tek isteği, tek emeli budur işte: İçim ne ise dışım da o olmalı. İçimin ve dışımın buluştuğu o ortak nokta ile diğer insanların arasında “yerimi” bulmalıyım.
İçi dışı bir olma savaşını bir ömür verenlerin davranışlarının tetikleyicisi, yüreklerinden aldıkları cesarettir. Amaçları, iç ve dış bütünlükleri ve birliktelikleri ile dış dünyaya, samimi, bir kararda, oldukları gibi görünmedir. Pekiyi, çizgi dışında olduğunu kanıtlamaya uğraşanların “ölçü”sü ne olacaktır? Çizgi dışında tanımlanabilmek ve tanınmak için bir ölçü gereklidir, insan olana. Seçeceğimiz bu ölçü çok önemlidir. Çünkü seçimimiz olan bu ölçü, bizim çizgi dışındaki yerimizi gösterdiği kadar toplum içindeki yerimizi, insanlık derecemizi ve karakter çizgimizi ortaya koyar.
İçinde hassas bir kalp, olgun bir akıl, şaşmaz bir vicdan, keskin bir zeka ile anlayış derinliği bulunan insanların “ruh ve beden uyumu göstermek ideali” ile kendilerine has üslup içinde “şahsiyet” sergilemek gibi bir hayat mücadeleleri varsa; ölçüleri, “insan olmanın” evrensel ölçüleridir. Böylesi bir ölçüyü hayatları boyunca ellerinden bırakmayanlar normalin dışında kalan (görünen) cüretli tavır ve eylemler sergileseler de durdukları ya da varmak istedikleri yer “çizgi üstü”dür.Bu yer öyle bir yerdir ki; insanı törpüleyen, yaralayan, bazen kan revan içinde ve çoğu an da tek başına bırakan bu yere yapılan savaş, en kutsal insanlık savaşıdır.
Çizgi üstünü hedefleyenlerin, bugün ortaya koyacakları tavırdan- şu anda, cesaretle atılmış ilk adımdan- sonra, hedeflerine üç beş günlük süre içinde çabucak ulaşacakları düşünülmemelidir.(Düşünülemez de…)Böylesi insanların, insanlık ideallerinde çizgi üstünde olduklarını ya da bu hedef (yer) için çabaladıklarını topluma veya ötekine anlatabilmeleri için bazen bir ömür yetmez. (Fakat, bunu bilmelerine rağmen, bir ömür anlatmaktan vazgeçerler mi?) Nadiren, ömürlerinin uzunca bir süresini düşe kalka yol alarak, kan ter içinde kalarak, yıpranarak ve acılar çekerek geçirdikten sonra, bu ideale kavuştukları görülür. Yine çok nadir olarak, bu yürekli insanların –eğer bir gün talih yüzlerine gülerse- çizgi üstülüğü yaşamıyla öğrenmiş ve kanıtlamış; çizgi üstülükten anlayan( Hatta, dahiyane bir şekilde karşıdaki anlatmaya güç ve fırsat bulamamış olsa bile anlayan) çizgi üstü bir başka insanla karşılaşacaklardır. Mucize, denen şey bu olmalıdır. Bizler biliriz ki, mucize insanların hayatında ya bir kere gerçekleşir ya da hiç. Mucize kıymetlidir.
İşin en güzel tarafı (güzel tarafı anlatacağım, acı tarafı değil); cesaretli, ideal ve şahsiyet sahibi olduğu kadar nerede durduğunu, yerini ve isteğini bilen bu çizgi üstü insanları anlayabilenler, kendileriyle benzerlik gösteren akıl, ruh, kalp taşıyan; taşımakla kalmayıp “benzeri”ni tanıyan ya da tanımaya azmedenlerdir. Bu birbirine benzer insanlar, yüksek idealler peşinde cesaret ve acıyla yoğrulmuş hayat yolunda, aynı çizgide, yürüyebilen insanlar olmaktadır. Bu çizgide yürüyen insanların acıları, tecrübeleri kadar tatları ve mutlulukları da çizgi üstüdür.
Eğer, çizgi üstü kalmayı yaşam düsturu haline getirenleri anlayabilecek yürekte, akılda ve vicdanda insanlar bulamazlarsa ( “insan”lar tarafından anlaşılmazlarsa) bu yürekli insanlar, toplum tarafından ya anormal ya da çizgiden çıkmış olarak algılanma riskini taşırlar. (Fakat, bu durumda da onlar, ideallerinden vazgeçerler mi? Hayır. Onlar, mucizeye ve kalbe inananlardır.)
Çizgi üstünde gitmeyi göze almış, bir ömür bu ideali hedeflemiş insanların tutunacakları en sağlam dalları:
“Hayatı ve kendilerini her şeye rağmen inatla anlama ve anlatma cesaretleridir.”
Bu idealde yürüyenlere tek şey söylenebilir: Anlatmak istiyorsanız, anlatmaya devam edin, cesaretle. Eriştiğiniz o yerde, sizi anlayan bulanacak ve gören sizi bir gün tanıyacaktır.
İdealinizde yürümeye devam edin. Dikkat edin, mucize bir defadır ve mucize her kalbe görünmez. Ama madem ki, çizgi üstüsünüz: “Gördüğünüz ve göründüğünüz o tek yere tanık /o tek yerle tanış olun." Herkes, ancak bulunduğu yerdekini görür. Ama sadece görmekle kalmamalı insan. Bizim olan, bulunduğumuz yerdir.Yerimizi biliyorsak bizi de tanıyoruz demektir.O halde, yürüyün çizginizde...
Yegah Elif Mirzade