Blogistan / Blog / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Aralık '15

 
Kategori
Blog
 

Blogistan

Blogistan
 

maximumpara.blogcu.com


Şimdi soracaksınız, “Blogistan” diye bir ülke var mı diye… Var, işte onun sınırları bulunduğumuz  MB’den başlıyor, dünyada kimbilir nerelere kadar gidiyor…
 
Şurada 8-10 bin insanız birbirimizi biliriz… Gerçi bazılarımızı daha iyi biliriz; bazılarımız mahalleye az az uğrar… Bazıları da bir hışımla gelir (Peh..Peh..Peh..!) Sonra da o hışımla herkesi suçlayıp gider… Yürek yakan öyküleriyle.
 
Biz burada kendi kendimize; kendi dertlerimizle, sorunlarımızla hem hal olur gideriz… Kimimizin daha çok karnı ağrır; kiminin de Editörlerle başı derttedir, çaktırmadan ver yansın ederler. Kimi de bizim gibi Editörlere yağ çeker… Eee ne yaparsın geçim dünyası. İnsanlarla iyi geçineceksin. Yoksa, yine varolursun da, başın çok ağrır… Ne yaparsın..
 
Şimdi, Putin ve hempası, ne yapsak, ne etsek de şu Türkiye’yi yerlere sersek, diye düşünürken, birden limonun tanesi 10 TL.sına fırlayınca, Hanya’yı, Konya’yı anlamışlar herhalde… Yakında bizim turpumuza bile muhtaç olurlar ama hele biraz zaman verelim.. Bu adamların bize satacak neyi var? Petrol mü, bakarsın Allah Müslüman milletin halini görür hop diye Konya ovasından Petrol fışkırtır, ondan sonra gör Rusya’nın halini… Olur olur.. Yakında bakalım neler olur. 
 
Gelelim sadede…  Diyorlar ki, yani, galiba, bu editörler, artık yazılarımıza da karışıyorlarmış, kalemi ellerine alıp, “şurası olmuş, şurası olmamış…” deyip, çakralarını kullanarak yazıların sağını solunu bir güzel dürtüyorlarmış. Ben hiç görmedim.. Ama birkaç kez , “Bu yazı olmamış, şuna adam gibi nokta, virgül koyda gönder…” mealinde yanıtlarla posta geldiği görülmüştür. Biz de Allahın emri üçtür deyip, yazıyı bir kez daha düzeltip postalamışızdır. Onlar da insanın  midesinin kaldırmadığı bir yazıyı, nasıl yani, taam yapıp, insanına sunsunlar. Bu yazıları New-York’da okuyan var; Almanya’da okuyan var… Bakıyorsun onlara bile dokunuyor… Başlıyorlar hüngür hüngür ağlamaya : “Bu arkadaşlarımızın bu hali ne böyle…!” diye. Noktasız, virgülsüz dümdüz bir yazı anlayabilirsen anla… Bazıları anlamayı değil, böyle yazılar karşısında ağlamayı yeğliyorlar. Ne yapalım, bazılarının kaderi de bu… Bazıları yazar, bazıları da bunları okur; hayıflanır ve ağlar… Bu milletin hali nedir, bunlar nasıl ilkokuldan bitirge almışlar diye?
 
Zaten millet okula artık okula öylesine gidiyor… şenlik olsun diye. Bakıyorsun, okulların, sınıfların her biri olmuş “Hababam Sınıfı”.. O okullardan, sınıflardan doğru dürüst Türkçe’yi öğrenen çıkar mı?  Zaten millet Türkçe’nin peşini bıraktı bundan böyle İngilizce, Kürtçe, Arapça, Osmanlıca makbul diller… Artık mezun olunca, iş için gideceksiniz, soracaklar : “Yabancı dil biliyor musunuz?” deyince. Siz ne diyeceksiniz.. “Evet biliyorum: Arapça, Osmanlıca, yetmedi mi Kürtçe…” Bu diller artık ciddi ciddi okullarımızda öğretiliyor. Sınavları yapılıyor… Müfredata neler konmuyor, neler… “Evladım bunu da öğren yararlıdır; bunu da öğren çok yararlıdır…” diye diye, programların içerikleri çorba oldu. Kimse, kimin neyi bildiğini anlamaz oldu.
 
Herhalde bundan sonra asıl sınavlar cimnastikten, maratondan, yüksek atlamadan filan yapılacak; çünkü Hafazanallah (rahmetli Tevetoğlu çok kullanırdı..!) Fen dersleri : Kimya, fizik, biyoloji, matematik filan artık geçmişte kaldı, artık asıl sınavlar Tevhit’ten, Hadis’ten filan yapılacak… Ondan sonra artık okullar dadından yinmez… Şimdi de öyle ya..! Hoca efendiler, handiyse çocuklarla hababam sınıfı oynaya oynaya çıldırma noktasına geldiler. Yani özetle, okulda bir hoca olan pişman, bir de hoca olmayan… Okullarımız ve öğrencilerimiz öyle noktalama filan çakmadan, okullardan mezun olup Blog’lara geliyorlar… Ondan sonra da Editör’ler uğraşıp dursun… “Bu millete nasıl nokta, virgül koymasını öğretiriz…” diye.. Ehh koley mi, koley mi? Biz 20 yılda öğretemedik, siz bir iki yılda allame yetiştireceksiniz… Ondan sonra kalem, bilgisayar elde resen düzeltmeye çalışın haa… Olcek iş değil.
 
Valla ben görmedim.. Hep düşünmüşümdür.. Şöyle akıllı bir Editör’üm olsa da, o yaptığım edepsizce yanlışları görse, bir güzel düzeltse ; ben de şu ervahı ömrümde rahat etsem diye.. Yok kardeşim, yok… Bana rastgelmedi. Kimin neyini düzeltiyormuş , bilemiyorum… Keşke benim de özel bir Editörüm olsa… “Hoca yanlış yapıyorsun, bu yaştan sonra bunlar affedilmez… Ayıptır,” deyip, postayı atsa, düzeltip, kutuya koysa… Yok arkadaş yok… Olsa olsa… Yazıyı geri postalıyorlar, sonra  da “Şunu adam gibi yazsana ,” mealinde bir not .. Al sana bir dana, nerene dayarsan daya… böyle miydi, o atalar sözü… Artık her şeyi berbat edip gidiyorum. Eh artık bu kadar hata kadı kızında da bulunur… Kabul edin, affedin. Nerdeyse Putin bile bizi affedecek (Neden: Bence ilimon yüzünden..) Demek ki neymiş, limon petrolden de kıymetliymiş… Ahh biz içindeyken hiçbir  şeyin kıymetini bilmiyoruz. O güzelim limonu, limonata yapıp içiyoruz. Ayıptır yaa…
 
Bakın nereden nereye geldik. Güya noktalamadan başlayıp, Editörleri eleştirip, bir güzel MB’gu ezip yıkacaktık… Gele gele geldik buracığa, dahi gönlüm nereciğe… Haydaaa…
 
Görüyorsunuz, son zamanlarda (Almanya’lı ağabeyimiz, el aman, deyip buralardan çekip gittiğinden naşi..) buralarda artık bizler at oynatıp, noktalama gezdiriyoruz…
 
Bir de şu Putin’in ayakları yere basıp, imana gelip, bizim üyemiz olsa… Dünya her halde gül gülistanlık olurdu. (Ne dersiniz, bir davetiye yollasak mı??)
 
Milliyet Blog denen Lalezarda hepinize mutluluklar dilerim. Yok.. yok… Benim sözlerimi pek de ciddiye almayın. BM her ciddi yazıyı basar… Komedileri ise bazen basar. Bakın göreceksiniz. 
 
Kalın sağlıcakla…
 
 
Toplam blog
: 2579
: 848
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..