- Kategori
- Siyaset
Bu millet üzerine düşen gölgelerden sonra, güneşin doğduğunu binlerce kez görmüştür

Nelerden hoşlanıyoruz?
Hangi konular ilginç geliyor bize?
Nelere tepki gösteriyoruz?
Tepkilerimiz neden sonuca bağlanmadan ortadan kalkıyor?
Bu topraklarda sosyal hareketler tutmuyor. Varoluşumuzun bir fikir birliğine ulaşmışlığı yok. Seçim öncesi 3 milyon kişi meydanları doldurdu, seçim sonrasına baktığınızda ortaya çıkan çelişki doktora konusu olur. 3 milyon insan Afganistan’da, Pakistan’da, Almanya’da, Amerika’da toplanıp bir durum için tepki verse durum ortadan kalkar. Bizde durum kuvvetleniyor.
Biz kesinlikle yaşam konusunda mutabık değiliz.
Ortak paydamız nedir?
Güçlü aile varlığı.
Asker
Devlet
Ailelerin güçlü olması, halen baba erkil, ana etkin bir toplum olmamız dağılmamamızın temel taşıdır. Bizde 25 yaşında babasından harçlık alan gençler vardır. Bu dünyanın gelişmiş yerlerinde görülmez. İyi veya kötü olması konusunda çok tartışabiliriz, ama aile varlığı toplum olmanın önemli bir unsurudur. Ama Türkiye’de aile bir değerdir.
Askerlik konusunda şimdiye kadar ters bir sosyal davranış olmamıştır, asker her zaman güvenilir bir unsur olmuştur ve olmaya devam etmektedir.
Devlet, “ya devlet başa, ya kuzgun leşe” ile özetlenecek sağlam bir kavramdır. Halen milyonlar “devlet varsa ben varım” düşüncesindedir.
Bu üç unsura dışarıdan veya içeriden ters bir davranış geldiğinde geçici de olsa insanlar ayaklanıyor.
Din konusundaki tepkilerimiz yukarıdaki üç konudaki kadar kuvvetli değil. Danimarka’daki karikatür olayında, Papa’nın İslamiyet konusundaki sözleri sonrasında Türkiye’deki sosyal tepkiler dünyadakiler kadar olmadı.
Yukarıdaki üç değer üzerinde sıkıntı olmadığı sürece 3 milyon değil 5 milyon kişi de toplansa ortaya çıkan sonuç kalabalıkların aksine oluyor.
Geçenlerde “darbeye hayır” mitingi yapıldı. Bayağı da insan toplanmış, kimse tınmadı, çünkü yukarıdaki üç değer hasara uğrama tehlikesindeyse kimse darbeye hayır demez.
O halde bu ülkede neyi zayıflatırsan tüm kaleleri ele geçirirsin, aile, asker, devlet. Hangi kurum üzerinde spekülasyon yapılıyor bugünlerde? Bu sorunun yanıtı kafanızda nasıl şekillendi?
Devletin geriye çekilmesi ve Erbakan’ın deyimiyle “garson devlet” olması için güçlü bireylere gereksinim var. Güçlü birey ise, eğitimli, ait olduğu doğal ve sosyal çevreyi koruyan bireydir. Türkiye’de doğduğu yerde ölen insan oranını merak ediyorum. Doğduğu yerde karnı doyan insan oranını merak ediyorum. Tahminim çok düşük düzeylerde olduğudur, o zaman insanlar doğal ve sosyal çevreyi korumaz, koruyamaz. Devletin bu görevi üslenmesi gerekir. Biz halen hizmetkar devletle yaşayacak konumda değiliz. O nedenle devlet güçlü olmalı.
İşsizlik oranının çok yükseldiği zaman, güçlü aile toplumun kurtarıcısıdır. Gelişmiş ülkelerdeki sosyal sigortalar bunu sağlamaktadır. Türkiye’de en büyük sosyal sigorta ailedir. Birey olmadan aile Avrupa ve Amerika’daki gibi olamaz, yani burada 18 yaşını bitirmiş veya eli iş tutmuş çocuktan evinizde yaşıyor diye kira alamazsınız. Aile bağları da güçlü olmak zorundadır.
Asker hem pimpirikli bir coğrafyada yaşadığımız için, hem de siviller ortak yaşam konusunda mutabık olmadığı için kuvvetli olmak zorundadır.
Bu üçünün kuvvetini ortadan kaldırmak için telaffuz edilen sözcükler AB müktesebatı, özgür düşünce, çağdaş yaşam, inanç özgürlüğü, gibi sözcüklerdir. İkinci cumhuriyetçiler, Atatürkçü Düşünce Dernekleri, Fettullahçılar, barış örgütleri, insan hakları dernekleri, ve belki de bizler bilmeden veya bilerek bu oyunun içinde yer alıyoruz.
Eğer bir gün bu üç değer varolan eğitim yapımızla zayıflatılırsa, iş işten geçmiş olacaktır. Gidişat oraya doğru diye bir kuşku var içimde.
Ama bir ümit de taşıyorum aynı zamanda. Batık bir imparatorluktan devlet kuran bizler, artık bazı dersler almışızdır bu son devletimizin, birlikteliğimizin kıymetini biliyoruzdur.
“BU MİLLET ÜZERİNE DÜŞEN GÖLGELERDEN SONRA, GÜNEŞİN DOĞDUĞUNU BİNLERCE KEZ GÖRMÜŞTÜR”.
Biz yeter ki kimlerin güneşi kapamaya çalıştığını, gölge yapmaya çalıştığını ve travma geçirdiğini anlayalım.