​ Bu saldırılar alkole mi? Sanata mı? Yoksa ??? / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Eylül '10

 
Kategori
Güncel
 

Bu saldırılar alkole mi? Sanata mı? Yoksa ???

Bu saldırılar alkole mi? Sanata mı? Yoksa ???
 

Bu insanlar orada sanatı sevdikleri için bulunuyorlardı.


Sanat görsel ve duygusal bir iletişim aracıdır ve de insanlık tarihinin her döneminde var olan bir olgudur. Her toplumda farklı görünümlerde ortaya çıkarken farklı görüşler ve algılamalarını da peşinde getirmiştir.

Sanatın “duygusal ve düşünsel etkileme gücü”nün olduğunu büyük kitleleri peşinden sürükleyebileceğini ve gerçek sanatçıların insanlara, iyiyi güzeli verme gibi bir sorumluluğu olduğunu bir yazımda yazmıştım.(Bu her türlü sanatı içine almaktadır elbette. Müzik, tiyatro, sinema, heykel vb.)

Sanat güzel olansa, estetik olansa, insanlığın varlığı ile kendini var edense o zaman sanatçı da örnek bir kişi olmalıdır bence. Sanat diyince aklımıza gelenler bunlar oluyor.

Bizde maalesef gerçek sanata saygı yok ki severlerine saygı olsun.

(Bu sözümde sayıları az olan gerçek sanatseverleri tenzih ediyorum.)

Hatırlayalım; Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, Melih Gökçek Tandoğan Alanı’ndaki Su Perileri’ adlı heykeli, <ı>“ Tükürürüm böyle sanatın içine” diyerek depoya kaldırtmıştı.

2009 da dünyaca ünlü piyanistimiz İdil Biret’in Topkapı Sarayı’ın da ki konserinde de şarap içiliyor diye saldırı olmuştu. Daha örnekler verebilirim.

Buralara neden değindim anladınız tabii ki. Şu son olay, yani Tophane’deki…

İki ayrı sanat galerisinin açılışı sırasında aralarında sanatçılar, yazarlar, öğrenciler Türkiye’den ve yurtdışından gazeteciler, yabancı ülkelerin kültür ataşeleri olan sanatsever topluluğun üzerinde tam bir terör ortamı yaratılması utanç vericidir.

Bu hem ülkemiz adına hem de Avrupa Kültür Merkezi denilen İstanbul’a hiç yakışmadı. Gaz spreyi, bıçak, kırık şişeler ve coplar kullanılan bu saldırıda mekânların olduğu sokağa gelen 30 kişinin, “Burada içki içiliyor” bahanesiyle 5 kişiyi hastanelik etmesi küçümsenecek ve de geçiştirilecek bir olay değildir.

Burada içki içilmesi gibi sudan bir bahane vardır oysaki olayı yaşayanlardan dinlediğimize göre sadece birer ön içki sunulmaktaymış. Açılışlarda, galalarda olan doğal bir şeydir bu ikram.

Beni düşündüren esas önemli soru, bu saldırılar içkiye mi? Sanata mı? Yoksa? Bir değişim arzusu ile baskı yaratmak için mi?

Referandumun ardından çok geçmedi henüz. Kâğıthane İlçesindeki CHP li kadın arkadaşlarıma da saldırı olmuş dövülmüşlerdi. Bizler Kadıköy’de seçim için yaptığımız alan çalışmalarında da “bu sokağa CHP liler giremez” diye tehdit almış ama akıllı davranıp olay çıkmasına mahal bırakmamıştık.

Ne yapmıştık, önce sabırlı davranmıştık, karşılıklı konuşmalar ile ikna etmiş o sokaklara girebilmiştik.

Karşımızdaki kişiler aynen bir barut gibiydiler ufacık bir kıvılcım yeterliydi patlamaya. Ters bir kelam ile bizi hastanelik etmek için adeta sözleşmişlerdi. Hal ve tavırlarından anlamıştık bunu.

Ne demişler tatlı dil yılanı deliğinden çıkarırmış. Bunu boşuna söylememişler.

Referandum oldubitti. Hani daha çok özgürlük, daha çok demokrasi idi? Özgürlüğün, demokrasinin böylesine lanet olsun.

Karanlık bir uçuruma mı yuvarlanmaktayız?

Ankara Çankaya Em. Müdürlüğünden iki polis bir parkta el ele dolaşan çiftleri “edepli dolaşın “diye ikaz ederlerken acaba akıllarından ne geçiriyorlardı?

İran’daki Devrim Muhafızları gibi yaka paça karakola götürüp kırbaçlamayı mı? Yoksa büyük bir zevkle recm yasası uygulamayı mı?

İnsanlara bu baskılar artmaya başladı.

Bakınız şimdi aklıma gelen fıkra gibi bir şeyi aynen size anlatacağım.

Yine varoşlarda çalışıyorduk bir gün.

Bir sokaktan yakınlarındaki parkta içki içen insanlar olduğu için o parka oturmaya gidemiyorlarmış hanımlar. Geceleri de orası çok tehlikeli oluyormuş.

Hemen not aldık bunu bir kahve sahibi ile görüşürken. Kahveci bize çay getirmek için içeriye girdiğinde yanımızdaki bir adam bize dönerek ve gülerekten kısık bir sesle aynen şunu dedi.

-Abla laf aramızda, kimse duymasın ama ne yapayım ya? O parkta içki içenlerden birisi de benim.

Şaşırmıştık haliyle. Nedenini sorduğumuzda aynen şunları söyledi;

-Abla eve gittiğimde hanım bırakmıyor, içki içirmiyor bana. Eeee! Meyhaneye gitsem bir sürü para vereceğim. Ben ve birkaç arkadaşım işten sonra o parka gidip akşamları kafa çekiyoruz mecburen.

İşte, buyurun, Türkiye ne hallere gelmiş. İnsana inanılmaz gibi geliyor ama maalesef doğru. Bunun yanı sıra türban takan genç kızların çoğundan aile baskısı ile başlarını bağladıklarını çekinerek söylediler.

Bir ülkenin Kültür ve Turizm Bakanı baraj suları altında kalacak olan Allianoi antik kenti ile ilgili olarak “Çaresizim” diyebiliyorsa, demek ki ortalarda gerçekten de bir baskı var.

Baskı olan bir ortamda demokrasiden, özgürlükten nasıl bahsedebiliriz ki? AKP ‘in Anayasayı hazmettire, hazmettire kendi dünya görüşüne göre düzenlemek istemesinin neticesi olarak cesaretlenen bir takım insanlardan daha neler göreceğiz acaba?

“Laiklik ilkesi gereği, din kuralları Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamaz; devlet bunu sağlayıcı önlemleri alır” derken Anayasal düzen bizzat devlet tarafından değiştirilmeye başladı.

Bence çoktan beri laik cumhuriyet sadece kâğıt üzerinde kalmıştır. Açıkçası ülkemizde kanun demek başbakan demektir. Her şey onun iki dudağı arasındadır. Beğenmediği, iktidarına muhalif olan basını, köşe yazarını susturmak da sadece ve sadece kendisinin elindedir. Bunun son örneği değerli yazar Bekir Coşkun’un işinden çıkartılmasıdır.

Şu anda Sn. Başbakan haberlerde diyor ki;

“Bu Tophane işini abartmayın, mahalle baskısı filan yoktur.”

Bu çirkin olayı tüm Tophane halkına mal etmek elbette yanlıştır ama ortada birileri var ve bu birileri kimlerden cesaret buluyorlar acaba?

Ortada dayak yiyen neredeyse linç edilmek istenen bir halk var değil mi? Camları kırılmış maddi hasara uğramış mekân sahipleri var.

Bunları bir iki sözcükle geçiştiremezsiniz Sn. Başbakan. Bu tür söylemleriniz olay yaratmak isteyenlere cesaret vermekten öte bir şey değildir.

Sokaklarda can güvenliğimiz olmadan dolaşamayacak mıyız artık?

Mademki ortada bir şeyler olmuyor herkes rahat ve mutlu o zaman siz ne için bu kadar koruma ordusu ile geziyorsunuz acaba? Neden, kimlerden çekiniyorsunuz?

Her an her yerde her şey, olabilir düşüncesi içersinde mi yaşamalıyız?

Bizler bir yerden bir yere gidiş gelişimizde yol parasını hesaplarken, korumalara verecek parayı nereden bulacağız acaba?

Aslında ben korunmak değil, yurdumda her yerde rahatça dolaşmak, insanlarla güzel iletişimler içerisinde olup kardeşçe, dostça selamlaşmak, konuşmak isterim.

Sevgiyle kalın.

 
Toplam blog
: 375
: 801
Kayıt tarihi
: 30.04.08
 
 

İstanbul Kadıköy doğumluyum. Herhangi bir menfaat grubuna bağlanmadan, açık fikirli, dürüst, önya..