Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

19 Kasım '14

 
Kategori
Deneme
 

Büyüklere Masallar: Lambanın Cin'i

Büyüklere Masallar: Lambanın Cin'i
 

Deli kıza cilve yap demişler, kalmış masayı devirmiş...


Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, pireler berber, develer tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken… Bir varmış, bir yokmuş, evvel zamanda buralardan çok uzakta, kendi halinde, zenginlik içinde, fakir yaşayan bir ülke varmış. Ama halk bu durumlarından hiç de şikâyet etmezmiş. “Bu günümüze de şükür” deyip her günü böyle geçiştirirlermiş.

Uzun süredir Ülkeyi yönetenlerin hiç umursamadığı bu fakir insanlar; yönetimle, siyasetle, modayla, ekonomiyle ve eğitimle de ilgilenmezmiş. Dolayısıyla eğitim seviyeleri düşük olunca gelecek ile ilgili umutları bir mucizeden ibaretmiş. Geçim, tek dertleri olunca, günü kurtarmaktan başka da bir şey düşünmezlermiş.

Bir gün bu insanlardan birinin en küçük oğlu okula gitmek yerine her zaman ki gibi aile bütçesine katkı sağlamak için sabah erkenden çöp toplamaya çıkmış. Çöplükten; teneke kutuları, kâğıtları, poşetleri ayırırken çöplerin içinde eski mi eski bakır bir lambanın olduğunu fark etmiş. Aklına hemen “Bunu biraz temizler satarsam iyi bir para kazanır eve de para götürebilirim” düşüncesi gelmiş.

Bırakmış diğer çöplerle uğraşmayı. Başlamış eski Lambayı temizlemeye…

Oğlan Lambayı sildikçe Lambadan dumanlar çıkmaya ve yükselmeye başlamış. Bunu gören şehirdeki ahali küçük oğlanın etrafında toplanmaya başlamış. Lambadan çıkan duman öyle bir artmış ve yükselmiş ki ülkenin her tarafından görünür olmuş. Bir süre sonra lambadan çıkan siyah dumanların arasından bir dev belirmiş.

Başı bulutlara değecek kadar büyük gövdesi olan bu devi karşılarında gören küçük oğlan ve ahali neredeyse korkudan küçük dillerini yutacaklarmış. Bir süre sonra; korku ve şaşkınlığı üzerinden atan küçük oğlan dev’e sormuş “Kimsin sen” diye.

“Ben lambanın Cin’iyim efendi…”  Diye cevap vermiş dev. Sonra da devam etmiş konuşmasına “Ben yıllardır bu Lambanın içinde hapistim. Sen beni özgür bıraktın. Bu yüzden seni çok ama çok seviyorum. Dile benden ne dilersen. Yalnız İster şimdi dile, ister zamanla dile, toplam üç hakkın var ve asla benim Muzur Cin olduğumu unutma.”

“Nasıl yani? Ne demek Muzur Cin olmak?” diye sormuş küçük oğlan.

“Yani efendi, ben yaramaz cinim, her ne kadar seni sevsem de, istemeden dileklerini karıştırabilir ve istemeden sana zarar verebilirim. Bu yüzden benden bir şey dilerken yanlış anlamalara gelmemesine dikkat etmelisin.”  Diye cevap vermiş Cin.

“Peki” demiş küçük oğlan ve hemen ne dileyeceğini düşünmeye başlamış. Etrafta toplanmış ahali de ne dilemesi gerektiği konusunda ona fikirler veriyormuş.

“Acımızdan geberiyoruz” diye bağırmış birileri. “Hayat çok pahalı, eve ekmek götüremiyoruz” demiş diğerleri. “Hayatın Ucuzlamasını istiyoruz” diye bağırışmışlar.

Küçük oğlan da Muzur Cin’e bağırarak sesini duyurmuş. “Bu ülkede hayat ucuzlasın diliyorum” demiş.

“Tamam” , “çok kolay” demiş Muzur Cin. Parmağını bir şıklatmış ve lambanın içinde kaybolup gitmiş.

Fakat ne olduysa ondan sonra olmuş O ülkede. Hayat çok ucuzlamış. İnsanlar üç kuruş için hayatlarını kaybetmeye başlamışlar. Binlerce insan iş kazalarında ölmüş ve O ülke ucuz ölümler ülkesi olarak dünya tarihine geçmiş.

Ülkede olan biteni gören Küçük oğlan ve ahali bu duruma çok şaşırmış ve öfkelenmişler. Ama bu dileği kendileri diledikleri için ellerinden hiç bir şey gelmezmiş. Böyle perişan vaziyette yaşamaya devam etmişler.

Aradan uzun bir zaman geçmiş ve ahalinin aklına Muzur Cin’i tekrar çağırmak ve kalan iki haklarında kendileri için iyi bir şey dilemek gelmiş. Küçük oğlana durumu anlatmışlar. O da ahaliye hak vermiş. Hemen Lambayı tekrar ovmaya başlamış ve kısa bir süre sonra devasa Cin yeniden göklerde yükselmiş.

“Emret efendi” demiş Muzur Cin. “Emredeyim emretmesine ama daha ilk dileğimizde bizi getirdiğin duruma bak” demiş küçük oğlan.

“Ben sizi çok seviyorum ama söylemiştim, Muzur Cin olduğumu. İki dileğin daha var. Bunları iyi düşünerek kullanmalısın efendi” diye cevap vermiş Cin.

Küçük oğlan ve ahali ne dilesek diye düşünmeye başlamışlar. Ahaliden birileri bağırmış küçük oğlana “Artık radyodan, TV’den; trafikte ölüm haberleri, şehit haberleri, iş kazaları duymak istemiyoruz. Bunu çözsün Cin” demişler.

Küçük oğlan da Cin’e “Artık bu ülkede kadın ölümleri, kaza haberleri, şehit haberleri duymak istemiyoruz. Bunu çözebilir misin?” diye seslenmiş.

“Tamam”, “çok kolay” demiş Muzur Cin. Parmağını bir şıklatmış ve lambanın içinde kaybolup gitmiş.

Fakat ne olduysa ondan sonra olmuş O ülkede. Hiç kimse artık kötü bir haber duyamamış. Çünkü Cin tüm ahalinin işitme duyusunu yok edip, herkesi sağır etmiş.

Hiç kimse artık birbirini duyamadığından, TV’den, radyodan sesini duyuramadığından yazı ile haberleşmeye başlamışlar. Bu duruma küçük oğlan ve ahali çok kızmış ama Cin’den bu dileği kendileri dilediği için hatayı gene kendilerinde bulmuşlar ve çaresiz böyle yaşamaya devam etmişler.

Aradan uzun bir süre geçmiş, O ülkede her gün iş kazaları, şehit ve kadın ölümleri meydana geliyor ama hiç kimse bunu duyamıyor ve konuşamıyormuş. Bir taraftan böyle yaşamaya alışmışlar, ancak son bir fırsatlarının daha olduğunu, bunu kendi iyilikleri için kullanabileceklerini de düşünmeden edemiyorlarmış.

En sonunda Muzur Cin’i yeniden çağırmaya, üçüncü ve son dileklerini söylemeye karar vermişler.

Hemen Lambayı ovuşturmaya başlamış küçük oğlan ve devasa Muzur Cin yeniden göklerde yükselmiş.

“Emret efendi” demiş Muzur Cin. “Ben sizi çok seviyorum biliyorsunuz” diye de eklemiş.

“Emretmesine emredeyim ama bunu da öncekiler gibi yanlış anlamazsın umarım” diye bir kâğıda yazmış ve Cin’e uzatmış küçük oğlan.

Ne dileyecekleri konusunda birbirleri ile yazışmaya başlamış tüm ahali. Yazdıkları dilek kâğıtlarını da küçük oğlana vermişler. Küçük oğlan da topladığı tüm dilekleri “Artık bu ülkede, ucuz ölümler, iş kazaları, kadın cinayetleri, şehit cenazeleri, yoksulluk, çöpten ekmek toplayan çocuklar, rüşvet, adam kayırma, çevre katliamları, adaletsizlik, savaş, baskı, zulüm ve sansür görmek istemiyoruz” şeklinde özetleyerek yazmış ve Cin’e uzatmış.

 “Tamam”, “çok kolay” demiş Muzur Cin. Parmağını bir şıklatmış ve lambanın içinde kaybolup gitmiş.

Fakat ne olduysa ondan sonra olmuş O ülkede. Her yer zifiri karanlık olmuş herkes için. Muzur Cin tüm ahaliyi kör ettiği için hiç kimse hiçbir şeyi göremez olmuş.

Herkes tüm bu olan bitene çok üzülmüş ve kızmış ama ellerinden bir şey gelmeyeceğinin de farkına varmışlar. Çünkü üç haklarının tamamını kullanmışlar.

Ucuz ölümler ülkesi olmaya devam etmiş o ülke. Her gün şehit cenazeleri kalkıyor, çevre katliamları yapılıyor, kadın cinayetleri oluyor ve insanlar çöpten ekmek yiyorlarmış ama kimse ne bunları duyabiliyor, ne konuşabiliyor ne de görebiliyormuş. Ahali birbiriyle iletişim de kuramadığından herkesin kendi dünyasında yaşadığı, birbiri ile anlaşamayan, mutsuz, öfkeli, bencil, eğitimsiz ve fakir insanların ülkesi olmuş artık O ülke.

Artık o ülkede ne oluyorsa oluyor, hiçbir dünyalının da ilgisini çekmiyormuş. Ahali adeta makineye bağlı bitkisel hayat yaşar durumda iken hepsinin aklına şu türkü gelmiş.

“Telgrafın tellerine kuşlar mı konar, İnsan sevdiğine canım böyle mi yapar? ” 

 
Toplam blog
: 41
: 2690
Kayıt tarihi
: 29.04.12
 
 

Gazi Üniversitesi, Teknik Eğitim Fakültesi'nden 1984 yılında mezun oldum.  Ardından Ankara Üniver..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara