​ Çalı dibine fit olmak / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Haziran '14

 
Kategori
Deneme
 

Çalı dibine fit olmak

Çalı dibine fit olmak
 

gölge


Gölgede sıcaklığın 37-38 dereceye çıktığı şu günlerde sıcaktan bunalmış durumdayken aklıma daha önce yazdığım bir anı demeti geldi. O anı demetinde Denizli’deki Garcı dağına bakarken aklıma gelenleri yazmıştım. Çünkü Garcı dağının eski heybetinden eser yoktu. Heybet belki aynı ‘heybetti’ yani dağ gibi dağdı; ama adıyla müsemma kardan eser yoktu görüntülerinde. Halbuki o dağ kışları ak saçlı dedeler gibi bol yağan karın görüntüsüyle Garcı dağı adını almıştı. Bu kış ki görüntüsüne bakıp “Kel dağ” dense yeriydi.

O sıra aklıma “kış kışlığını, p...t pu...tluğunu yapmalı” sözü gelmişti. Bizim oralarda çokça söylenir bu söz. Anlamı “herkes neyse öyle olmalı ki; kimin ne olduğunu bilelim” dir. Pu...tlar p...tluğu artırıp doğanın dengesini bozunca "kış kışlığını unuttu zaar." “Kış dedin mi?” Kar olacak buz olacak soğuk olacak. Yani yağış olacak ki; bahar bahar gibi yaz yaz gibi geçecek.

Ama gelin gör ki; o dağda ne kar var ne buz ne de yağış vardı. Ama soğuk ganiydi. Hani Elma şekerini emersin de kazığı elinde kalır da bir işe yaramaz; “aynı öyle”. Oysa karsız buzsuz yağışsız soğuğu kim ne yapsın ki? Çünkü karda buzda donmanın da bir asaleti vardır. Oysa bu soğuklar “kesin puştların işiydi”. Garcı dağına bakarken bunları düşünmüştüm. Çünkü bu dağ ‘daha önce değindiğim gibi’ adını üstündeki garından yani “karından” almıştı. Buralılar onun için o dağa “Garcı Dağı” adını vermişti..

Ben 64-67 arası Denizli Sanat Enstitüsünde okudum. O yıllar Denizli elli bin nüfusta. Garcı köyü garcı dağının hemen dibinde… Köylü yazları gar satarak geçinirdi. O yıllarda buzdolabı falan pek yok. Eşeğin veya beygirin üzerine konan çuval ve heybe içine konan garlar Denizli'de sokak sokak satılırdı… Ayrıca gar pekmezi satanlar da vardı. Ama biz arkadaş gurubu olarak Garcı dağının eteğindeki Garcı Köyüne gider garı orda yer. Orada ‘gar pekmezletirdik’. Ben o günleri hiç unutamadığımdan mı nedir? Garcı Dağının kış mevsimde bozarıp ‘kepkel’ durmasına çok bozulmuştum. Gerçi bozarsa da kelleşse de “dağ yine dağdır”.

Ben eskiden bulut olmayı çok isterdim. Bir iki kere uçak binip ak saçlı dağların bulutları bile delip geçtiğini görünce kararımı değiştirdim. “Olursam dağ olayım” demiştim. O dağa aklıma benim ilçem, hemen yanı başında yükselen Eşeler Dağı gelmişti. Çünkü bizim dağın da karı meşhurdu. Bizim dağın karından da çok “gar bekmezleme” yemiştim. Bizim orda “Garcı” dedin mi dağın hemen yamacında Niyazlar Köyü akla gelirdi. Niyazlar köyü o yörede yani benim ilçe sınırları içinde tek Alevi köyü. Dağla ilçe arasına sıkışmış kalmış bir köy…

O köyde benim bildiğim garcıların piri ‘Garcı Hasan dayıydı’. Benden büyük, benim yaşımda benden az küçük olup da bizim orda ve köylerde Garcı Hasan’ı tanımayan yoktur. O sıra Garcı dağına bakarken bunlar aklıma gelmişti. Asında Dağcılık bir kültür işidir… Aslında yaşam başlı başına kültür işi ya !!!

Toplumlar yaşamın farkında değilse eğer ‘ne kültür umurundadır, ne de dağların karının nereye gittiğinin, ne de bu cehennem sıcağında niye yandığının’ Ağzımın kuruluğu, sırtımın yapış yapış terden sırılsıklam hali bunları aklıma getirdi. İçimden ‘şöyle bembeyaz karların içinde yuvarlanmak veya bir gölgede püfür püfür esen yelin seriliğinde uyumak veya çağıl çağıl akan bir derenin kenarında onun çağıltısını dinleyerek keyif almak geçti.

Ama her yerde doğanın kurallarını hiçe sayan ‘ayrık otu gibi’ Heslerin kök saldığını, milli parkların, yeşil dokunun kimi insanların aç gözlülüğüne peşkef çekilmesini, özellikle bu sıcaklarda her yeri saran orman yangılarını, plansız programsız her yere kuyu açarak yer altı sularının talan edilip yem yeşil ovaların çölleşmesini görüp izledikçe; bu yazdıklarımın hepsinin hayal olup gideceği aklıma gelince irkildim. Acaba diyorum “bütün ülkece yağmur duasına mı çıksak?” Gülmeyin çaresizlik düşündürüyor bana bunları. Çünkü “korkarım yakında çöldeki bi çare deve gibi yanımızda yönümüzde bir nefes alabileceğimiz çalı gölgesine fit olacağız.”

 

 
Toplam blog
: 182
: 232
Kayıt tarihi
: 12.02.13
 
 

Sanat Enstitüsü yapı bölümünden 1967 yılında Denizli'den mezun oldum. Buca Mimar Mühendislik Özel..