- Kategori
- Eğitim
Caracas harikası!

Aferin şu bizim klarnete, Venezüella’ da hayatı kaymış gençlerin hayatını kurtarırmış, haberimiz olmazmış!
Sizleri bilmem ama Latin Amerika denince hemen aklıma sokaklarda ömrünü geçiren emziğin tadını tatmadan, otların beyaz tozların esiri olan çocuklar gelir! Yokluktan, isteyerek veya istemeyerek ana kucağından başka kucaklara satılan çocuklar!
Sayıları bol, beyinleri dumanlı gonca iken sararıp solanlar, böbrekleri, gözleri çalınan şehrin ücra bir köşesinde kanlı kanlı terk edilenler!
Tanrı her zaman seyirci kalmıyor olanlara. Işık yakıveriyor, seçtiği bir kulunun yüreğinde, yardım yolunu aydınlatıyor. Bir beyin harekete geçiyor, binlercesinin kaderi değişiyor.
Jose Antonio Abreu ince yüzlü gözlüklü orta yaşlı. 1975 yılında “El sistema” nın ebesi oluveriyor! Sokaklardan topladıkları okuma yazmayı doğru dürüst bilmeyen irili ufaklı insan yavrularına:”Bakın burası bir okul, bunlarda çalgı aletleri hangisini isterseniz seçebilirsiniz günde dört beş saatinizi bize verin, sizler için açtığımız müzik okuluna gelin, bu çalgıların nasıl sesler çıkardığını sizlere öğretelim.
Her yerden itilerek kovulanlar şaşırmışlar” İyide ben hırsızım demiş bir yavru” fark etmez cevabı almış şap diye “ Yeter ki bundan sonra sadece seçtiğin çalgıyı çal” Bir diğeri “ Ben altı yaşından beri dudaklarımı boyarım işe çıkarken” Bundan böyle ellerine krem sürmelisin seçtiğin kontrbasın telleri ellerini yıpratmasın diye”.
“Bakın çocuklar biz sizlerden para pul istemiyoruz, istediğimiz tek şey okulunuza gelin, kulaklarınızı bize verin! Meslek sahibi olun, ekmek paranızı kazanın, yaralarınızı beraberce saralım! İstek sizden destek bizden”.
Miguel Nino: Ailesini tanımıyor kendini bildi bileli sokaklarda yaşamış! Şimdi elleriyle keman yapmayı çello çalmayı öğrenmiş, iğneleri kullanmıyor artık!
Lenner Costa: Parmakları artık haşiş sarmıyor, klarnetine sarılıyor! Hayatına klarnet girmiş, ölüme bir tekme atmış!
İsimleri saymakla bitmeyen (Pedagogları şaşkına çeviren) aldıkları darbelerden ötürü çoktan yok olmaları gereken gençlerin her biri Venezüella filarmoni orkestrasının üyeleri. En son İsviçre/Luzern 2007 festivalinde verdikleri muhteşem konserle gönüller de taht kurdular.
Orkestrayı mucize çomağı ile yönlendiren, genç kıvırcık siyah saçlı cana yakın Gustavo Dadamel bu isim dünya çapında ünlü olmaya aday! Klasik müzik onun hâkimiyetinde icra edilirken, dinleyiciye salsa ve rumba lezzetinde sunuluyor ve ortalık titriyor!
Aralarında öyle yetenekli gençler var ki.. Edikson Ruiz gibi yakışıklı bakımlı, kaldırım taşlarının bağrında büyüdüğüne kimsenin inanası gelmez! Berlin filarmoni orkestrasında kontrbas çalıyor. Onlardan birçoğu İsrail, İspanya vb. ülkelerin orkestralarında yer edinmişler, birbirlerine Beethoven fıkraları anlatıyor ve cilveli talihlerine gülüyorlar!
Bu sistemin diğer yüzü daha da şaşırtıcı! Sokakta dilenen kör sağır engelli yavruları unutmamışlar, işe yaramaz dememişler, denemişler gözleri görmeyenler sesleriyle, kulakları duymayanlar beden dilleriyle koroya eşlik etmeleri için yetiştirilmişler! Sağırların müziğe katkıda bulunabilecekleri aklımın ucundan geçmezdi!
Ellerinde beyaz eldivenleriyle sağa sola dalgalanmaları görsel bir şölen “Los Corros” Çok başarılı sevimli bir ekip! Sabır ve sevginin nelere kadir olabileceğinin göstergesi! Sanatın enerjisi!
Şimdi Latin Amerika’nın tüm karanlık sokakları aydınlandı mı? Hayır! Ne derler bilirsiniz, en uzun yolculuk bile ilk ufak bir adım ile başlarmış!
Ülkem sokakları ne denli zifiri, tahmin etmesi pek kolay değil!
Tüylü tüysüz çocuklarımız sokaklarda yaşıyor inkâr edilmez!
“Bana ne” yi sözlüğümüzden çıkarmak, anında alkış almayan işlerin ucundan tutmak, hiç olmazsa özveri ile çalışanlara köstek olmamak ne kadar zor?
Caracas harikasına imrendim!
Gözlerim açıkken düşler gördüm! Birdenbire Ülkem Harikalar dünyasına dönüştü! Olamaz mı?