Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

22 Şubat '10

 
Kategori
Mizah
 

Cehalet mutluluktur

Cehalet mutluluktur
 

Üseyin.


Ağzımın hiç tadı yok.

Şeker atıp ağzıma, evirip çevirsem de faydası yok.

Ağzımın içinde bilinmez, tarifsiz bir acılık var.

Baktığım her yerde de acı var.

Duyduğum her seste bir acı.

Beynim acı.

Düşüncem acı.

Fikrim acı.

Zikrim acı.

Köyümüzün saf bekçisi olmasa, yüzüm hiç gülmeyecek.

Ağzımdaki tatsızlığı unutmam mümkün değil.

İşte, “Gorcu Üseyin” geliyor.

Üseyin hep köy koruculuğu yapar.

Muhtarın hizmetinde çalışır.

Camiye misafirlere nöbet evinden yemek taşır. Üç öğün. Kendide oturur yer.

Muhtarın verdiği işleri yapar.

En önemlisi de, muhtarın çevirdiği dümenleri hiç görmez. Görse de anlayamaz.

Bizim yörede köy bekçileri, getir götür işini becerebilecek, kafası çok çalışmayan kişilerden yapılır.

Aslında en akıllı adamlardan yapılmalı köy bekçileri.

Muhtarın çevresinde akıllı bir adam(?)

Olmaz.

Muhtar, gelen elektrik tamircisine, 100 lira verip, 300 liralık fatura kestiremez.

Bekçi işi anlarsa, yandı keten helva olur.

Gorcu Üsin, yanıma geldiğinde, “tertibim” der bana. Yaşımız aynı. Tertibim olur Üseyin.

En iyi bildiği iş, ”eşek ticareti” yapmaktır. Eşek alır eşek satar. Kâr etmesini bilir de. Elinde para tutmasını bilmez. Eşekler tükenince, motosiklet ticaretine başlamış. Çağ atlamış kerata. Ara sıra kafa çalışıyor. Çalışıyor da şarj etmiyor. Etmiyor da, paraları iyi tanıyor.

Bisikletin baş aşağı pedal çevirmeden gitmesi mucizedir ona göre.

Yalnız Gorcu Üseyin, benim muhtarlık yapmış dayımdan daha beceriklidir.

Benim dayım, bir çift öküzle çıkmış köyden. Öküzleri satmış. İnek almış. İneği satmış, koyun almış. Sözde ticaret yapıyor. Balıkesir’in Gönen ilçesine vardığında elinde bir buzağı kalmış. Ticaret yapıp para kazanacak. Bir çift öküz alavere, dalavere derken bir küçük buzağı olmuş. Cepte para var mı? Ne gezer.

Cep delik cepken delik.

Üsine anlattım dayımın hikâyesini.

Senin dayı “zır delimiş” dedi.

Dedim Gorcu Üseyin’e;

Üseyin çok hastayım.

Neyin var? dedi.

Dedim ki.

“Üseyin yürürken elim kolum sallanıyor.”

Brehhh!

“Gözüme domatesler kırmızı, biberler yeşil gözüküyo.”

Vah vah!

“Vallahi süt beyaz, kömür simsiyah Üseyin.”

Amaninnn! Deyip soruna el koydu.

“Hocam sen çok hastasın. Hemen bi doktura görün. Bak gidemesen söle. Bi araba bulup götürem seni.” Dedi.

Kendi başını bağlayamayan gelin başı bağlarmış.

“Sağol Üsin Gardaşım. Tertibim benim.”

Kahvedekiler gülüyor. Gülüyor da, Üseyin ciddi.

Üseyin garip büyümüş. Aç sefil. Üseyin’in babası sülük satarak geçinmeye çalışırdı. Ufak tefek bir adamdı. Küçük rakı şişelerinde su içindeki sülükleri satmaya çalışırdı. İki şişeyi birbirine vurarak ritimli bir şişe sesi çıkarır, ardından da “sülüüüüüükkk, sülüüükççüüüüü” diye bağırırdı.

Bu adam, insan kılıklı sülükleri bilmediği için mutluydu.

Üseyin’in babası bir traktör römorku ile Gönen’e pazara giderken, traktör devrildi. Römork kapaklanınca, on bir kişi öldü. Bir tek “Sülükçü Dede” kurtuldu. Ufak tefek olmanın avantajı ile ölüme çelme taktı.

Hayat, bir tek bir kazada gülmüş, Sülükçü Dede’ye.

*

Üseyin, evlenmekten çok korkar.

Üseyin’i evlendirmişler.

Elindekini çekip almışlar. Babadan kalma tarlalarda gitmiş. Evlendiği kadının babası özelleştirmiş her şeyi.

Sonrada bir tekme Hüseyin’e. Yurdundan atılmış garibim.

Hüseyin’e birisi ”gel seni evlendirelim” dedi mi, dokuz köy öteye kaçar garibim.

Bazen de coşuyor Üseyin.

“İki çocuklu bir garı” bulursam evlenirim. Deyiveriyor. ”Çocuk yapmakta istemez” diye birde kafa buluyor.

Üseyin verirlerse sigaranın izmaritine kadar içiyor. Söylerlerse, her çayı içiyor.

Hiçbir ikrama hayır demiyor.

Bulduğu her şeyi, ”küt küt” atıyor.

Kolesterol, tansiyon, şeker hastalığı neymiş bilmiyor.

Başbakanın adını da bilmiyor.

Hangi parti iktidarda haberi yok.

Memlekette kriz varmış.

Krizin ne olduğunu bilmiyor.

Ekmeğin fiyatını bilmiyor.

Okuma yazma yok.

Hesap yok.

“Cehalet mutluluktur” demişler ya.

Tam Üseyin için söylenmiş.

*

Üseyin tek tüfek yaşıyor.

En büyük mutluluğu; ”yatacak yerinin olması, yiyecek ekmek bulması.”

Başka hiçbir derdi yok.

*

Arkadaşın birisi bilgisayarına ekran koruyucu olarak, “Cehalet Mutluluktur” yazmış.

Televizyonu açtığımda gördüğüm her şeye kafa yormaya çalışıyorum.

Ülke sorunları.

Siyaset.

Ekonomi.

Üçüncü sayfa haberleri.

Magazin.

Kahroluyorum.

Keşke okumasaydım, diyorum.

Bir dağda, ya da bir ovada koyun güden birisi olsaydım.

Okuma yazma bilmeseydim.

Belki dar bir çevrede, bir sınır içinde kalırdım.

Kalırdım amma.

“Cahil mutlu olurdum.”

Ağzımın hiç tadı yok.

Acaba?

Üseyin’in yerinde olmak ister miydim?

Ya da siz olmak ister miydiniz?

Vallahi ben bir şeylerden kaçmak istiyorum da.

Kaçacak yerimde yok.

Ya!

Yoksa gerçekten; ”Cehalet Mutluluk mu?”

Allah Aşkına;

“Ağzımı tatlandıracak bir şeyler söyleyin.”

Yoksa, bu söz doğru mu?

 
Toplam blog
: 420
: 1641
Kayıt tarihi
: 19.12.08
 
 

1957 Çanakkale/Yenice doğumluyum. Öykü ,deneme, şiir yazarım. Yazdığım bir çok şiirin bestesini d..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara