​ CHP-Alevi ilişkisi temelinde "siyasi parti" oluşumu / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Aralık '09

 
Kategori
Siyaset
 

CHP-Alevi ilişkisi temelinde "siyasi parti" oluşumu

CHP-Alevi ilişkisi temelinde "siyasi parti" oluşumu
 

“Siyasi Parti” denilince ne anlaşılmalıdır?

Siyasi partinin öncelikle devlet yönetiminde “çıkar grupları adına” söz sahibi olan bir üstyapı örgütü olduğunun tespitini yapalım. Siyasi partiler politika arenasında mücadele ederek kendi görüşlerinin ve temsil ettikleri kitlenin ekonomik/politik çıkarlarının ülke içinde yer bulmasına çaba harcarlar. Bunu da hükümet olarak ya da hükümetin içinde bir koalisyonun ortağı yoluyla gerçekleştirirler.

Kuşkusuz demokrasiler sadece “ekonomik çıkar unsurları” içinde barındırmıyorlar. (Aslında ekonomik çıkarsızlık diye bir oluşumdan söz etme de çok anlamlı değil ya…) Ülkemizde de olduğu gibi dini ve etnik temelli partiler de söz konusudur. Bunlar varlıklarını dayandıkları tabanın devlet içindeki haklarını savunma mantığına göre tanımlarlar.

Ancak hiçbir modern devlet aygıtı dini ya da etnik söylem içeren bir partinin iktidarını rasyonelleştirmez. Çünkü “ekonomi politik” kapitalist ilişkilerin sürdürülmesi ya da yönetilmesi üzerine kuramsallaştırılmıştır.

Merkezde duranlar bu ilişkilerin bünyelerinde toplandığı siyasi partilerdir. Genellikle hükümetleri merkez partiler kurar. ANAP dört eğilimi bir araya getirip, bunlar arasındaki liberal ilişkilerin kurulmasına aracılık ettiği için 1983 ile 1991 yılları arasında sekiz yıl aralıksız Türkiye’de iktidar olmuştur. Sermaye birikiminin en hızla arttığı dönemlerden biridir. Yürkiye’nin kapitalistleşmesi bakımından çok önemli ber döneme adını yazdırmıştır. 2002 ile başlayan AKP iktidarının da benzer bir yapı kurduğunu söyleyebiliriz. AKP dönemi “liberalizmin” aynı zamanda “siyasallaştırılması” anlamında bir tarihi sürece karşılık gelir.

AKP geldiği geleneksel çizgisi olan Milli Görüş’e dayanmış olsaydı kuşkusuz %47’lik oy oranına ulaşamayacaktı. AKP bu liberal ilişkileri dayandığı çıkar gruplarının kazancını arttırdığı sürece iktidarda kalacak, hükümet olacaktır.

CHP’nin geçmişi ise tek parti ideolojisine dayanıyor. CHP o dönem bütün çıkar gruplarını bünyesinde eritip tek elden hükümet ve devlet idaresini yürütüyordu. CHP herhangi bir etnik, dini ya da sınıfsal tabana hitap etmediği gibi temel amaç yeni kurulmuş Cumhuriyet’in yerleşmesi, bütünleştirilmesi için gerekli önlemleri alma, politikaları düzenleme, kanunları çıkarmaktı. CHP bu anlamda devlet yoluyla sanayinin (devletçilik) oluşturulması için de önemli girişimlerden bulunmuştur.

Ancak bir süre sonra bu yapı günün koşullarına uymadığı için değişime uğramıştır.

Modern demokrasinin tarihini 1945’ten sonra başlatmak anlamlıdır.

Kuşkusuz bu tarihten, yeni milenyuma kadarki sürede Türkiye devletçilikten liberal ekonomiye doğru evrim geçirdi. Yepyeni çıkar grupları, sınıflar belirdi. Bu altyapı, üstyapı ilişkilerini de değiştirdi. Bu anlamda zamana uymayan örgütler hızla irtifa kaybederek, etkinliklerini yitirdiler.

Bu uzun girişten sonra konumuza gelelim.

10 Kasım günü Meclis’teki “Açılım” tartışmaları sırasında Onur Öymen’in yaptığı konuşmasında değindi Dersim olayları sonrasında gündeme CHP-Alevi ilişkisi oturdu.

CHP’yi “antitez” gören bakış açısı, Alevilerin CHP’ye neden oy veriyor olduğunu sorgulamaya başladı. Hatta bununla yetinmeyerek Alevilere yeni parti kurmaları yönünde tavsiyelerde bulundular.

Türkiye’de bir aydının, köşe yazarının bunu dert edinmesi kuşkusuz tuhaf bir durum. Hele bu kişi Alevi değilse. Eğer Alevi ise bunu bir derece kadar anlamak mümkündür.

Modern demokrasilerde gördüğümüz örnekler (ya da kitapta yazan şey) siyasi parti oluşumlarının böyle etnik/dini temele dayanmaması.

Peki diyelim ki, Aleviler bir parti kurdular ve iktidar oldular. Burada temel politikaları ne olacaktır?

Ekonomik programı olmayan bir örgütün bugün rasyonel hükümet anlayışında bir karşılığı yoktur.

Ülkemizde en önemli kararlar artık borsa kapandıktan sonra açıklanıyor. “Aman piyasalar etkilenmesin” kaygısı temel içgüdü haline geldi bir anlamda. Siz ekonomi verilerinin içinde dini ya da etnik bir veriye rastlıyor musunuz?

Türkiye’de 15-20 milyon Kürt olduğu söyleniyor. Peki neden bütün Kürtler DTP’ye oy atmıyor? AKP nasıl oluyor da bölgenin birinci partisi olma özelliğini sürdürebiliyor? CHP’ye oy atan Kürt yok mu?

Profesyonel iş yaşantımızda ekonomi ile siyasetin ne kadar içli dışlı olduğunu gözlemleyebiliyoruz. İnsanlar, şirketler, firmalar birbirleriyle ekonomik fayda temelli ilişki kuruyorlar. Belki hala geleneksel ilişki kalıpları da var bunların içinde ancak modern uygulamalar böyle değil.

Doğrusu da bu zaten.

Ülkemizde insanların kendini ifade, demokrasi sorunları vardır. Bu bağlamda herkesin bir talebinin olması da mümkündür. Kürtlerin, Alevilerin, çeşitli azınlıkların… Bunların ifade edilmesi, meclis çatısı altında vücut bulmaları kuşkusuz gereklidir. Ancak siyasi oluşumların merkezine bunların oturuyor olması amaç/araç denkliğinin bozulması anlamına gelir.

Global sermaye birbirleriyle ilişkiye girerken şu ya da bu etnik kimliğe ya da dinsel motife bakmıyor. Kar ve zarar ilişkisini inceliyor; menfaatini kolluyor.

Uzay Gökerman

 
Toplam blog
: 2033
: 1268
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..