- Kategori
- Siyaset
CHP’de “rakı sofrası savunması” ve şanlı “Bekâroğlu direnişi”

http://www.alioz.net/
Şu an itibarıyla tüm heyecanıyla süren CHP’nin geleneksel bir olağanüstü kurultayında daha parti içi mücadele, “rakı sofrası” söylemi ile cımbızlanmış “Kefere Kemal” sözü sahibi Mehmet Bekâroğlu isminde sembolize olan derin ve içerik dolu ayrışmayla öne çıkıyor. Bu öylesine içerik yüklü ve kurultaya damga vuran bir tartışma ki, dün yapılan genel başkanlık seçiminde 300 civarı oy almayı dahi başarı olarak gören muhalif kanat, ulaşılan 415 oyun şaşkınlığını yaşıyor. Bu başarıda, gericileri partiye sokma girişimlerine karşı şanlı direniş ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Elitlere saygım var, aydındır. Ama bir elitistler var. Rakı sofralarında Türkiye’yi kurtarırlar. Bunlardan partiyi temizleyeceğim. Bunu herkes iyi bilsin. Bana çalışan adam lazım, rakı sofralarında konuşan adam değil" (http://www.karadenizgazete.com.tr/?menu=3.3.0.0&Kyid=4128) ifadesi üzerine muhafazakârların, “rakı soframa dokundurtmam” mealli savunmansının önemli faktör olduğu kulisleri dalgalandırmakta.
Uzun lafın kısası, iki gündür süren demokrasi şenliği ortaoyununda tarafların kesin çizgilerle ayrışmasının temel nedeni bu denli içerik yüklü. Öyle ki, partinin sağa kaymasının en önemli göstergesi İhsanoğlu ile Bekâroğlu ikilisi, “Atatürk’ün partisi”nin en önemli savunma mevzii de sanılır ki “rakı sofrası”dır, bunu yıllar yılı Atatürk’e yaftalayanlara nazire yaparcasına. Tam da muhalif kimliğinin bir göstergesi olarak 21 yıl önce yazdığı bir yazıda içinden geldiği muhafazakâr yapıyı ve tabii ki kendisini de hesaba çekerken kullandığı ifadelerden dolayı bugün CHP Kurultayında Atatürk düşmanlığı suçlaması en hafif tabirle yüzeysel olarak yakıştırılan Mehmet Bekâroğlu’nun ifade ettiği gibi: “… Bir zamanlar şanlı ecdat vardı; dört kıtada at koşturan, sonra Ayasofya, Yunan'ı telin mitingleri ve Büyük Doğu. Bir de Kefere Kemal!". İşte tam da bu suçlandığı nedenle yani özeleştiri erdemini göstererek kendisini farklılaştırabildiği, değişimin gereğine inandığı içindir ki Bekâroğlu’nun CHP üyeliği de Parti Meclisi adaylığı da yerinde kararlardır bu uğurda.
Retorik şu; “CHP cumhuriyeti kuran partidir. 1946’da çok partili rejimi getiren partidir. 1970’lerde sosyal demokrasiyi getiren partidir.” Sonuç? 12 Eylül’den sonra Turgut Özal karşıtlığı rüzgarını Süleyman Demirel’i iktidara, sonra da Cumhurbaşkanlığına taşımaya harcarken kendisi nefessiz kalan mirasın, toplumu kucaklama adına fikir üretip tek başına iktidara taşıma adına esamisi okunmayan, iç savaşların partisidir. Şimdi tüm hatasıyla sevabıyla partinin toplumla kucaklaşmasını amaçlayan zorunlu bir başkan kimliğindeki eşitlikçi, demokrat bir kimliğe sahip Kılıçdaroğlu’nun dahi yumruğunu masaya vurmaya yönelten içeriksizlikte iç çekişmelerle büzüşmeyi ya da topluma açılmayı tercih etme son yol ayrımında bir CHP.
Bu arada, Mehmet Bekâroğlu’nun savunmasını merak edenlere iki yılı önce kendisiyle yapılan ve daha önce benim de mili görüş konulu bir yazımda referans olarak alıntı yaptığım röportajı öneririm. (http://www.karadenizgazete.com.tr/?menu=3.3.0.0&Kyid=4128).