Civanım... / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ağustos '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Civanım...

Önce bir gariplik hissedersin kendinde ne olduğunu kestiremediğin, göğüslerin daha bir farklı sancır, bir-kaç gün gecikmiştir altı-üstü adetin, biraz daha fazla duygusal mısın ne; aman canım, reglim geciktiğindendir!

Kim görse “Bir hal var sende” der, genelde anneler ilk önce fark eder “Gözlerin bir ayrı parlıyor senin”!

Bir şekilde öğrenirsin içinde can beslediğini…

Bir sorumluluk biner aniden omuzlarına, bir ağırlık oturuverir yüreğinin tam ortasına; tam da adını koyamazsın oysa o anda!

Ellerin karnının üstüne gider habire, farkında dahi değilsindir, oysa yaşamın boyunca içindeki canı korumaya ant içmişsindir!

Diş fırçalayamazsın doğru dürüst, miden bulanır, en sevdiğin yemeklerden tiksinebilir, en sevmediğin şeyleri canın çekebilir…

Çok uykun gelir bir dönem, öyle-böyle bir uyku değil dediğim, ağlamaklı olursun artık, uykun geldiğinde yatabiliyorsan ne ala…

Arkasından acayip duygusal olursun; her şeye ağlar, her şeye alınırsın…

Nazını çeken varsa, ne mutlu…

Göğüslerinin sancısı artar gün be gün, belinde ağrılar belirir, ağrılar arttığında korkarsın, bebeğini düşüreceğini sanırsın!

Ellerinle daha sıkı tutarsın büyümeye başlayan karnını, kayıp gitmesin diye içinden…

Bir alışkanlık dönemi başlar sonra, anne ile bebek birbirlerini pek anlamışlardır artık; tek kaygı bebeğin sağlıklı olup olmamasıdır…

Sonra bebek sığamamaya başlar, kah ayakları ile iteler, kah pozisyonunu beğenmez… Her bir kıpırtısı “Çok şükür yaşıyor!” diye karşılanırken, acaba rahat mı ettiremedim diye de bir endişe düşüverir annenin içine…

Göğsünün üzerinde bir sancı hasıl olur sonradan, rahat nefes alamaz, yatamaz, çok büyümüştür artık karnı, bebek de büyümüştür elbette, bir ani hareketimle sınırlarını zorlayan ayacığını sıkıştırır mıyım korkusu da tam bu dönemlerde olur; doktorlar gülse de bu duruma, yanlışlıkla ayağını sıkıştırır da sakat bırakır mıyım kaygısı annenin aklını başından alır!

Korkarak alış-veriş yaparsın, “Ya son dakika bir sorun olursa?” diye yüreğin sıkışır; karnını okşayarak kovalamaya çalışırsın…

Hiç beklemediğin bir anda gelmeye karar verir!

Bir tarafın sevinç bir tarafın kaygı doludur: Allahım ne olur sağlıklı olsun!

İçine cırmık atarlar, karnına balyozlarla saldırılar, öleceğini sanırsın!...

******

Sütün varsa şanslısın, lakin yine de meme uçların çatlar çoğunlukla, emzirirken acıdan duramazsın, emzirmeden de…

Öyle garip bir duygu ki: Sen yoksun artık o saatten sonra, senden önce gelen, sen beslemezsen aç olacak, gazını çıkartmazsan uyuyamayacak, her an sağlığından, rahatından endişe ettiğin bir bebecik var!

******

Anneler daha çok okşar çocuklarını, elleri çok alışkındır çünkü, içgüdüsel olarak az okşamamışlardır karınlarını…

Neyse…

İçleri kıyılarak ilkokula teslim ederler, gözleri, elleri hep üzerlerindedir; kirpiğinin hareketinden anlarlar ne haldedir…

******

Yıllar geçer… Annelerin yüreklerindeki endişeler geçmez…

******

“Savaşlar erkek işidir!” demiştim, hangi ana doğurduğu çocuğunu heba etmek ister ki?

Töreler de erkek işidir, aynı zamanda, hangi kadın doğurduğu kızı öldürülsün ister, mesela?

******

Hangi Türk, hangi Kürt ana çocuğunu bağışlar kurgulanmış senaryolara?

******

Vallaha derdim feminizm falan değil, kahretsin ki, kadınlara söz hakkı yok! Yoksa, hangi ana verir yeni yetme oğlunun eline tabancayı, tüfeği?

Hangi ana yanı başında istemez oğlunu da, gönderir dağlara?

Kim girer, mesela, yeni yetme gençlerin aklına, bir kadın mı? Yok canım…

Bir kadın olsun olsun para karşılığı seks talep eder, git de militan ol demez! (Özel olarak yetiştirilenler konu dışıdır ki, muhtemelen onlar da ya bir adamdan kaçmaktadır ya da bir adam tarafından fena şekilde kullanılmaktadır)!

******

Bir haber gelir, hiçbir sancı canını bu kadar acıtmamıştır! (Allahım ne olur yaşatma)! (Yirmi yaşında bir oğlum var da…)

“Bir gün sonra geliyorum” demiştir telefonda, fazla parası gitmesin diye belki de kısa kesilmiştir konuşma… Kim bilecek ki son konuşmadır bu aslında!

Sahi, ne demişti sonunda?

“Geleceğim” dediği için belki de heyecandan son sözü bile hatırlanamıyordu!

Ya da hafızasına kazınmıştı…

******

Allah yaşatmasın; içi nasıl kanıyordur şimdi o anaların!

******

Kusuruma bakmayın, bir anayım ve bir ana olarak duygu ve düşüncelerimi yansıtmaktayım! Kim başlattı, amaçları neydi?

Amerika ne ister, kimler uşaklık eder; kimler kandırılmıştır, kimlere ne payeler verilmiş ve verilecektir, hiç umurumda değil!

Anaların canı yanıyor, çocuklar ölüyor ve hiçbir “erkek” buna dur demiyor!...

“Cennet anaların ayakları altındadır” diye edepsizce sözler dönüyor!...

Neyi paylaşıyorsunuz, uğruna neler harcıyorsunuz, kendinizi ne zannediyor, ne olmayı bekliyorsanız: Bu oğullar ve kızlar sizin oğullarınız ve kızlarınız değil, besbelli!

Sizinkiler analarının karnında korundukları kadar korunuyorlar; ya şeriat, şeyhler, şıhlar ile de izin verilmeyen analarının ve hatta babalarının kızların ve oğullarına ne demeli?

Yetmedi mi?

Yetmiyor, tabii ki!...

Şöyle, yetkili birilerinin çocuklarına denk gelmiyor ki!

Ölüme gidenler hep pek sıradan ailelerin çocukları oluyor, ne tesadüf!

******

Terine kurban olduğun, gözünden sakındığın, kokusunu içine çekip-çekip de yetmediğini düşündüğün yavrunun bir anda yitip gitmesi…

Canı çok mu yandı, son sözü ne oldu…

Civanım… Böyle mi dönecektin!...

******

Sözün bittiği yerdir…

 
Toplam blog
: 1269
: 1343
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..