Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ocak '09

 
Kategori
Sanat Tarihi
Okunma Sayısı
780
 

DARWİNCİ ESTETİK

DARWİNCİ ESTETİK
 

Evrimimiz sonucu tren görüntülerini de estetik buluyoruz, değil mi!


Estetik görüşlerimizin zamana ve mekana göre değiştiğini düşünürüz ya! Mesela değişen modayla beğenilerimiz de değişir.- Afrikalının ya da Çinlinin “Güzel” anlayışı Avrupalıdan farklıdır! gibi…

Oysa…!

Yeryüzünün her yerinde ve zamanında geçerli estetik normlarının var olduğu ve insanın evrimleşmesiyle evrimleştiğini ortaya koyan çalışmalar yapılıyor. Evrensel bir estetik psikolojisinin bulunduğunu iddia eden makaleyi okuyalı iki yıl oldu. Radikal İki’ de yayımlanan yazı sanat felsefecisi Denis Dutton’dan bir çeviriydi.

Yazının meselesi ilginçti:
“İnsan”da varoluşundan beri mevcut bulunan bir estetik duygusu olduğu ve evrimleşmeye tabi bir çizgi izlediğidir. Buna “Darwinci Estetik” diyor. Bu, çok yeni bir araştırma alanıymış ve egemen ortodoks yaklaşımlarca ilgi ve kabul görmüyormuş.

Doğrusu bu konularda yeterince bilgi sahibi olmadığım için egemen anlayışın neyi iddia ettiğini söyleyemeyeceğim. Ama bu makalede söylenenlere kim nasıl itiraz edebilir!

İnsan doğasında evrensel özellikler bulunduğu ve estetik kriterlerin yeryüzünün her yerinde ve zamanında aynı özellikler taşıdığını söylüyor. Bu bana hiç de yanlış ya da aksi iddia edilebilir görünmedi. Lisan da da böyle değil mi? Bazan ünlemlerin aynı şeyleri ifade etmesi şaşırtıcı gelmiştir bana… Mesela ”okey” Dünyanın her yerinde aynı manada kullanılabilmekte… değil mi?

Tekrar makaleye dönelim ve oradaki örneklere yer verelim:
Beethoven’in Japonya da, Aborijin sanatının Paris’te, Hollywood filmlerinin dünyanın her yerinde sevilmesi… Homeros’un İlyada’sı ile Gılgamış Destanı’nın günümüzde bile çok okunur olması… belirgin örnekler.

Yeryüzünün her yerinde ortalama zevke hitap eden görsellerde ağaçlar, su birikintileri, engebeli arazilerin yer alması; Aristo’nun yerel kültürüyle yazdığı trajedilerin evrenselleşmesi de buna dair örneklemeler.

“Sanatların tek bir zamanda ve tek bir amaç için oluşmuş olması ihtimali çok düşük” diyor makale… ”Sanatların hayatta kalmaya faydası, evrensel bir insani eğilim olan gerçekliği hayalgücünde yeniden kurmakta kendini gösteriyor” muş! Bu da ”- gerçek riskler almadan karşılaşılacak güçlüklerle başa çıkmanın provası oluyor” muş!

Yine de temaların sürekli tekrarları insanlara zevk vermiyor ve yenilikler peşine de düşülüyor. Tüm sanatlarda zaman içinde daha yoğun içeriğe yönelim yaşanıyor. Duygusal ve şiddet içerikleri yoğunlaşıyor. “Bunun sebebi tatmin duygusuna bağlanabilir”miş!

Bu noktada Darwinyen Estetik hakkındaki makaleden ayrılıp bana düşündürdüklerini ifade etmek istiyorum:
Evet gerçekten de Sanat tüketicisi konumundayken, insan gitgide daha yoğun içerikle tatmin olur hale geliyor. Bir sinema filminde ne kadar çok katman varsa bellekte o kadar yer edebiliyor. Katmandan kasıt, içerikte algılananlardır. Buna katkı veren görsellerdir, kulakta kalandır.

Tarihteki pek çok sanatçının bugün yaşasalardı “Sinemacı” olurlardı dedirten eserleri var. Pek çok formasyondan örnek verilebilir, ama ilgi alanım olduğu için ben “Resim”e dair bunun çok örneğini gördüm. Vezüv Yanardağı’nın patlama anı ya da İsa’nın Dirilişini izleyenlerin gösterildiği sahneler adeta bir filmin sahneleri gibi gelmiştir bana…

Dolayısıyla zamanımızın en yoğun duygu dağıtıcı sanatı sanırım Sinema…

Yine de diğer sanatlarda da bu yapılmaya çalışılıyor. Resimde olsun, edebiyatta olsun, hatta fotoğraf ve müzikte bile içeriği katmanlı olan yapıtlar “Sanat” sınıfına girmekte…

Eğitimle ya da antrenmanla arttırılabilecek “ algı zenginleşmesi” de buna ihtiyaç doğuruyor. Mesela çağımızda öylesine görsel bombardımandayız ki, hiçbir şey yetmez oluyor. Sinema ve fotoğraf öncesi çağlarda mekanlarda el yapımı görseller vardı ama imalatı sınırlı olduğundan temini de sınırlıydı… Bugün öyle değil (iyi ki ya da maalesef!) Gözümüz ne fotoğrafa doyuyor ne resme ne filme… Sürekli yenisi gelsin istiyoruz. Teknolojinin tetiklediği bu durum, tatminsizliğe de yol açıyor. İnternetle yollanan, her biri geçmişte olsa tek tek, uzun uzun bakılacak resim tomarlarına şöyle bir göz atılıp geçiliyor ancak. Bu durumda bu görselleri oluşturanlara ne kalıyor! Milyarlarca görsel arasından sıyrılmak o kadar zor ki! Bunu ancak kendi yapıtının içeriğinde zengin katmanlar oluşturarak sağlayabilir. Bu da o kadar kolay değil. Öncelikle o sanat eserinin hedef kitlesinde bunu algılayabilecek donanım bulunması şartı var. Kitlelerin ise, buna hiç de sabrı yok.

Bu bir çıkmazsa “Darwinyen Estetik” çalışmalarının bunun yolunu nasıl açacağını düşünmek lazım…

Bkz.Radikal İki-22.01.2006 sayısı
Zeynep Aksoy çevirisi Denis Dutton’un The Australian’daki makalesi
Darwinci Estetik

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Estetik ve bilhassa fotograf üzerine az çok okumaya çalışıyorum.Yazınız bu açıdan beni aydınlattı. Latif100 adlı bloğumda karamalarıma davet ederim. saygılarımla

latif100 
 13.01.2009 16:11
Cevap :
Yaşamakta olduğumuz ortamda bu gibi konularla ilgilenmek ne kadar lüks... Bu lüksü artıranlardanmışsınız... Blogunuza kısaca göz atabildim, tekrar bakacağım. Yeni arkadaşlardansınız. Burada yer verdiğimiz konulardaki iletişimin böylece artması dileklerimle... Teşekkürler  15.01.2009 11:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 93
Toplam yorum
: 134
Toplam mesaj
: 32
Ort. okunma sayısı
: 1705
Kayıt tarihi
: 12.12.06
 
 

Ununu elemiş, eleğini henüz asmamış bir ''Mimar''ım. Hep özel sektörde çalıştım. Yoğun çalışma yılla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster