- Kategori
- Güncel
Değişmesi gereken sadece Kürtler mi?

“Yine mi” dedi, arkadaşım.
“PKK 7 tane erimizi şehit ediyor, ama senin derdin hala CHP ve MHP ile”.
Son yazıma yönelik, oldukça ciddiye aldığım bir eleştirisiydi bu.
Söylediklerinin doğruluğundan değil. Sadece, olayları değerlendirirken, hangi noktada durup, hangi yöne baktığımı anlatmayı beceremediğimi hissettiğim için.
Arkadaşımın söylediklerinde haklılık payı var elbette. Özellikle son dönemi ele alacak olursak, çoğunlukla sokağa çıkıp şiddet içerikli eylemler yapan ya da dağda devletin otoritesine direnenler, Kürtlere ait siyaset ve şiddet örgütleri. Bu durumda hata yapan ve değişmesi gerekenler Kürtler ya da Kürtlerin bir kısmı gibi görünüyor.
Kürtlerin kendilerini ifade etme, siyaset yapma şekillerinin değişmesi gerektiğine kuşku yok. Şiddetten medet ummak, artık Kürtlerin vazgeçmesi gerektikleri bir kültür. Siyaseti daha sivil araçlarla yapmak zorundalar. Ülkenin geldiği sosyal, ekonomik ve siyasi kültür bunu mümkün kılıyor.
Ama galiba tek sorunumuz bu değil.
Bir, Kürtler nasıl değişecek? İki, tek değişmesi gereken Kürtler mi? Bu yolu kat ederken yanında yer alması gereken ve beraber değişecek başka birileri de var mı?
………
Bir soruna karşı iki farklı yaklaşım tarzı vardır?
İlkinde, yaşamda bir sorunla karşılaşan kişi, sorunu üzerinden atmaya çalışır, suçlar ve çözümü başkasından bekler. İkincisinde ise, bir sorunla karşılaşan insan, kendisini de sorunun bir parçası olarak algılar ve sorunu çözmek için, işe kendisini değiştirmekle başlar. Biz ilk davranış türüne sorumsuzluk, ikincisine sorumluluk deriz.
Ki, bizim durumumuzda bir de, yetki, güç, kuvvet ve kudret sahibi meselesi var. Tüm bunlara sahip olup, sorumluluk hissetmemek mümkün değil.
………
Bu gün yaşadığımız coğrafyada bir sorun var. Şiddetle harmanlanan bir sorun. Kürtlere ait bir oluşum şiddet üretiyor ve ne yazık ki Kürt toplumunun azımsanmayacak bir kısmı bu şiddete şu ya da bu şekilde eklemlenmiş durumda. Fiilen içinde yer almasa dahi, ne yazık ki zihninde o şiddeti meşrulaştırıyorlar.
Bu soruna bir çözüm gerekiyor. Şimdi bu sorunu çözmek için Kürtleri suçlayıp, “hadi değişin” mi diyeceğiz, yoksa onları değiştirmenin yolunun, kendimizi değişmekte mi göreceğiz?
Bugün, bir Türk, Kürtler eğer yanlış bir yolda ilerliyorsa, bunda kendine dair bir sorumluluk görmesi, sorunun bir parçası olduğunu bilmesi gerekir. Sevgili Celal Çelik’in bir zamanlar bir yazısında okuduğum gibi; “Biz Kürtlere kötü davranıyor ve ardından mükemmel insanlar olmalarını bekliyoruz” Benzer bir bakış açısı ile, Kürtlere kötü davranıyor, ardından buna tepki olarak kötü bir cevapla karşılaşınca, onlara kötü davranmakla ne kadar haklı olduğumuzu düşünüyoruz. Bugün geldiğimiz nokta işte tam da bu kısır döngü.
Bu kısır döngüden çıkmak için kendimize sormamız gereken soru şu; “Kürtlerin hata yapmasına vesile olmuş olabilir miyiz? Bu hatadan bize bir pay düşer mi?” Bu soruya vereceğimiz vicdani bir cevap, işe kendimizi değiştirmekle başlamamıza neden olacaktır. Ve işte o zaman, Kürtlerin içinde hatayı bir sektör haline getirenlerle, hatayı bir etki sonucunda işleyenler arasındaki ayrımı kolaylıkla fark edeceğiz.
Bugün CHP’yi ve MHP’yi eleştiriyorsak eğer, yaşadığımız bu soruna temel teşkil eden politikaya sarılmaktan vazgeçmediklerindendir. Sorumluluktan kaçmalarındandır. Çünkü “açılım” dediğimiz şey, bize, kendimizi değiştirmekle işe başlamamız gerektiğini anlatıyordu. Bu ülkede muktedir olan Türklerdi ve “açılım” muktedir olanın iş yapabilme, düzenleme, organize edebilme becerisini gözden geçirme çabasıydı.
“Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar elde etmeyi beklemek aptallıktır “ demişti, sevgili Einstein. MHP ve CHP’ye esas kızgınlığımız, 80 yıldır devam eden politikalarda ısrar edip, farklı bir sonuç elde etmeyi beklemelerinedir. Onlar hala, muktedir olanın, kaba kuvveti ile durumu idare edebileceğini düşünüyorlar çünkü.
Anayasa Mahkemesi de bir kez daha parti kapatarak, bir kez daha farklı bir sonuç elde edebileceğini düşünmekten geri kalmadı.