Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Temmuz '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
481
 

Demokrasi kazanmadı, Devlet Baba AKP'yi azarladı

Demokrasi kazanmadı, Devlet Baba AKP'yi azarladı
 

Bu seferlik gıyotin gelmedi, ama kafa ile beden arasındaki ilişki sınırlandırıldı


Açıkçası “Demokrasi kazandı” demek bir türlü içimden gelmiyor. Demokrasiyi bu kadar hırpaladıktan, alanını daralttıktan sonra, ona tekrar yaşama şansı verip de “Demokrasi Kazandı” demeyi çok samimi bulmuyorum.

Elbette aksi bir sonuca göre demokrasinin daha lehine bir karar olduğuna şüphe yok. Ama ideal ve pürüzsüz bir demokratik adım sayılabilecek bir karar değil. Bir demokrasi manifestosu hiç değil.

Demokrasi manifestosu nasıl olurdu? Mahkeme tüm değerlendirmelerinden sonra, AKP’nin icraatlarının, sandıkta belirlenen halkın eğilimleri doğrultusunda yapılan siyasi tercihler olduğunu, bu siyasi tercihlerin mahkemelerde yargılanamayacağını dile getirmesi ile olurdu. Biraz daha açıklayıcı olması için, şiddet içermedikçe, her fikrin çoğunluk bulduğu ve diğer toplum kesimlerinin özgürlerine müdahale etmediği müddetçe icrasının mümkün olduğu ifadelerini de ekleyebilirlerdi.

Ama öyle olmadı. Atanmışlar, seçilmişlerin ve seçenlerin siyasi tercihlerini doğru bulmadı, suçlu buldu ve uyardı. Daha karikatürize bir ifade ile, azarladı, fırçaladı, kulağını çekti.

Yazının bu noktasına kadar okuma gayreti gösterenlere bir not eklemek gerekiyor zannedersem. Yazısını okuduğunuz kişi, mahkemenin kararını az da olda olumlu bulmasına karşın AKP’nin birçok icraatından hoşnut değil. Şu ana kadar o partiye de oy atmadı. Zihin dünyasını ise asla paylaşmıyor. Eklemeden edemeyeceğim, zihin dünyasını paylaşmasam dahi, bazı icraatından da hoşnudum. Ama bu hoşnutluk düzeyi hiçbir zaman ona oy verme istencine ulaşmadı.

Peki, neden AKP’nin kapatılmasını doğru bulmuyorum? Çünkü kendi doğrum olmasa da, başkalarının da fikirlerinin çoğunluk sağlayabildiği müddetçe uygulanabileceğine inanıyorum. Bunun siyasetin ve demokrasinin gereği olduğunu düşünüyorum.

Ayrıca AKP’nin laiklik ilkesini çiğnediğine dair kesin bir kanaat taşımıyorum. Şüphelerim, daha doğrusu büyük bir ihtimalle önyargılardan beslenen bir şüphelerim var ama şu ana kadar bu şüphelerimi derinleştirecek adımlar gözlemlemedim. Attıkları adımlar, laikliğin insanları özgür kılan yönüne bir müdahale olmadı. Kendi haklarımdan bir kayıp yaşamadım. Yalnızca bana benzemeyen diğer insanların da haklarını ve özgürlüklerini genişletmeye dair adımlar attılar. Yani türbanlılarında üniversiteye gidebilmeleri ve eğitim alabilmeleri için girişimde bulundular. Benim için bu adım, laiklik karşıtı bir odak olmanın değil aksine devletin her farklı inanç grubuna eşit mesafede olmasının gereği dolayısı ile laikliği pekiştirmenin ifadesidir. Ben kendi zihniyetimdeki sol bir partinin iktidar olması halinde de benzer bir kararın alınmasını beklerdim.

Tüm bu sebeplerle Anayasa Mahkemesi kararını kutsamayı, derin anlamlar yüklemeyi, şifreler üretmeyi doğru bulmuyorum. Aslen son ana kadar tahminim (beklentim değil) kapatma kararının çıkacağına dairdi. Mahkeme üyelerinin, son 2 yıllık performansları, sahip oldukları zihinsel altyapı dolayısı ile bir “vatan kurtarma” operasyonuna girişeceklerini düşünmüştüm.

Ancak son üç aydaki gelişmelerin, “gemileri yakmayı göze almış” bir ruh halinde bazı değişimlere neden olduğunu düşünüyorum. Bir fanusun kırıldığını, atmosferdeki oksijenle temas eden ciğerlerin bünyede bazı olumlu değişimlere neden olduğuna inanmak istiyorum. Şu an önemsediğimde esas şey, eğer varsa bu değişimdir. Eğer böyle bir değişim varsa bunun ilk ispatı AKP davasının ardından gelecek olan DTP davasıdır.

Daha tehlikeli olan ise konjektüre göre karar alma hali olabilir ki, bu bir değişimi değil, taktiksel bir adımı ifade eder. O zaman kararda olumlanabilecek hiçbir şey kalmıyor. Elbette benim inandığım demokrasi adına. Yoksa AKP kendisi için, her ne şekilde alınmış olursa olsun kararı, bir siyasi hareket olarak yoluna devam edebilmesi için olumlu bir gelişme olarak değerlendirecektir. Ama bu şekli ile, karar Türk siyasi hayatı ve demokrasisi için geleceğe dair bir açılım, değişim ve olumlu adım olarak değerlendirmek mümkün olmayacaktır. Çünkü bir sonraki adım, yine yıkıcı ve yıpratıcı bir kavganın arenasına yaklaşmaktan başka bir anlam taşımayacaktır.

Bu karardan AKP’ye dair bazı sorumluluklar çıkarsamak mümkün ve genelde de öyle yapılıyor zaten. Ama ben bunun inanılmaz bir tepeden bakmacılık, fırsattan istifadecilik olarak görüyorum. Benim esas kendisine görev düştüğünü düşündüğüm kesim ise, bu ülkede demokrasiyi özümseme gayretinde olması gereken, siyasi hayatın hareket alanını genişletmek için çabalayan, gelişme ve kalkınmayı sosyal adalet ve eşitlik penceresinden de değerlendirecek sol zihniyettir.

Bu süreçte, bu tiyatral oyunun gülünç repliklerine takılmadan, “uzlaşma kararı çıktı”, “demokrasi için kazanım” gibi vesayetçi anlayışı hortlatan söylemlere kapılmadan, siyaseti sahiplenen bir duruş sergilenmesi gerekiyor. Halkın dikkatini çekecek, alternatif olacak bir anlayış, otoriter sistem ile sivil siyasetin arasında durmaya çalışarak üretilemez çünkü.


Bir son dakika notu; Ben yine de Anayasa Mahkemesine kendi adıma teşekkür etmek istiyorum. Eğer parti kapatılsa idi, dünya görüşüna taraf olmadığım bir siyasi hareketin devamı olan partiye oy vermek zorunda kalacaktım. Bilenler bilir AKP'nin kapatılması halinde, tepki olarak bir sonraki seçimde devamı olan partiye oy vereceğimi beyan etmiştim. Şu an en azından bu yükten kurtulmanın sevincini yaşıyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kendimi, "Önyargılardan kaynaklanan korkular tamamen yersiz mi?" sorunuzun cevabını vermek zorunda hissettim. Hayır yersiz değil. İktidarların buna bir çözüm bulması gerekir. Başkalarının hayat tarzına müdahale etmeye mani olacak düzenlemeler yapılmalıdır. Burada bilinmesi gereken gerçek, karşıt iki tarafın, yani tepki gören ve tepki duyanlarının ortak karakter taşımalarıdır. Yani bugün, bikiniyle deniz kenarında dolaşırken haşema ile denize girenleri görüp irkilenlerle, (farzedelim) yarın, haşema ile deniz kenarında dolaşırken bikinilileri görüp irkilecekler, ruhsal yönden aynı özelliklere sahiptirler. Zaten ortalığı karıştıran, en ufak bir değişmede kıyameti koparanlar da bunlardır. Ama bunların arasında, diğer insanların hayat tarzını hiç umursamayan, onları kendi hasmı gibi görmeyen kimseler de vardır. İşte demokrasi, dindar veya dinsiz olsun bu insanlarla hayata geçecektir, diyorum. Saygılar sunuyorum

Hüseyin Atacan 
 03.08.2008 12:28
Cevap :
Sayın Hüseyin Atacan, elbette sizin gibi demokrat düşünceye sahip insanların varlığı beni ve eminim bir çok kişiyi rahatlatıyor. Örneğin ben muhafazakar bir kesimin temsilcisi olarak AKP içinde de oldukça demokrat insanlara denk geliyorum. Örneğin bir Mehmet Aydın. Ancak aslen yüzünü batıya dönmesi gereken bir kesimin, bugünlerde düştüğü faşizm batağını gördükçe, "birkaç" insanın demokrat olmasının yeterli olmadığını düşünüyorum. Türkiye şu ana kadar azınlık bir grubun iktidar olanakları ile geniş bir kitleyi baskıladığı ama geniş kitleninde zaman zaman demokrasinin nefes aldığı zamanlarda hükümetler aracılığı ile kısmi iktidar olanaklarını elde ettiği garip (garip olduğu kadar da saçma olan) bir denge unsuru kurabilmişti. Ama iktidarın ve toplumsal çoğunluğun tek bir noktada toplandığı (aslında en doğal şey bu iken) anda ortaya yeni bir denge (temel insan hakları ve modern yönetim ilkeleri üzerine) çıkıp çıkmayacağını bilmek zor. Dengeyi kaybetmek insanın en temel korkusudur çünkü, sy  04.08.2008 0:47
 

Yazınız vesilesiyle ben de, destansı laflara ve zorlama sloganlara alaka duymadığımı söylemek istiyorum. Yazdıklarınızı, demokrat düşüncenin nasıl olması gerektiğinin bir örneği olarak görüyorum. Ak Parti bugüne kadar, kendi dışındakilerin hayat tarzına müdahale sayılabilecek somut düzenlemeler yapmadı. Fakat ramazanda oruç tutmayanları dövme, mini etek giyenlere kezzap atma, içki içenleri engelleme gibi ne ile ilişkili olduğu saptanamayan ve daha çok bireysel tepki veya provokasyon olarak düşünülmesi gereken bazı hadiseler, sanki parti eliyle yapılıyormuş gibi sunuldu ve sunulmaya devam ediliyor. Buna bir de türban düzenlemesini eklediğinizde, ortaya bağışlanması imkansız bir cürüm çıkıyor. Yani dere görülmeden paçalar sıvanıyor. Sonuçta bize yazacak konu çıkıyor ama bu kör dövüşünde ülke kaybediyor. Saygılar.

Hüseyin Atacan 
 01.08.2008 16:32
Cevap :
Sayın Hüseyin Atacan, belki laik kesime dair bir alan daralması olmuş olabilir. Ama bu daralma muhafazakar kesimin ülkenin ekonomik pastasından, medyasından, idari kadrosundan hakkına düşeni istemesinden kaynaklanıyor gibi. Bu tip bir "hak" kaybına diyeceğim birşey yok. (Zaten büyük olasılıklada kavga bundan çıkıyor) Tabi bu arada daha önce evinde oturmak zorunda kalan kadının türbanla sokağa çıkması ile kaldırımlarda yaşanan yer daralmasını, üniversite kontenjanlarında yaşanan sıkışmayı da bunlara ekleyebiliriz:-)) Reel olarak yaşanan sorun bu. Peki, bence ağırlıklı olarak önyargılardan kaynaklanan korkular tam olarak yersiz mi? O sorunun cevabını ben değil köylülükten şehirliliğe geçmeye çalışan muhafazakar kesim verecek. Bir türbanlı gördüğünde irkilen bir laikin karşısında, plajda bikinili gördüğünde irkilen bir dindar görecek miyiz bilemiyorum. Daha doğrusu bu rahatsızlığını laikler gibi yasaklarla örmek isteyecekler mi? Umarım birarada yaşama denilen şey öğrenilebilir birşeydir,  03.08.2008 11:09
 

Çocukken oynadığımız bir oyun vardı, uzun eşek diye. Birileri eşek gibi çömelir diğerleri üzerine atlardı. Siz de, nasıl yaptıysanız, kendinizi hem çömelen hem de atlayan konuma getirip, kendi üstünüze binmişsiniz. Ne çömelmenize ne de üzerinize atlamanıza gerek var. Demokraside, seçim de, mahkeme de demokratik unsurdur, bunların arasında taraf tutulamaz; mahkeme nasıl olur da partiyi yargılar diyemezsiniz. Seçimsiz bir ülkeye krallık, mahkemesiz bir ülkeye de tiranlık denir. Mesela, yüzde on barajı var, Akp sizce son 6 yıldır sahip olduğu gücü hak etti mi? Etmiş olması düşünülemez, çünkü seçim yasası anti demokratiktir. Siz mağdur AKPyi savunmak için, oy vericem diyorsunuz, peki AKP'nin bu haksız TBMM yüzdesine ulaşmasına kızdığınız için kime oy vermeyi düşünüyorsunuz? Yasa Akpden önce mi vardı, 5 yıldır niye değiştirmedi peki? Buna ne engeldi? 'Mağdur' Akpyi savunurken, madem fikren Akp karşıtısınız, kraldan çok kralcı olmamaya dikkat edin, iyi niyetinize biraz söz geçirin derim.

Erdal Aydın 
 31.07.2008 14:39
Cevap :
Sayın Felsefice, vence ifadeleriniz, "Seçimsiz bir ülkeye krallık, mahkemesiz bir ülkeye tiranlık denir" sözü kadar doğru. yani yarı yarıya. Dünyada krallık olan ama seçim yapılan ve oldukça üst düzeyde demokrasi barındıran ülkelr var. Mahkemesiz bir demokrasi olamaz, haklısınız. Ama mahkemeler adalet dağıttığı ölçüde medni siyasal sistemelere hizmet ederler. Birilerinin gizli iktidar iplerini tekminlemek için girişimde bulunurlarsa, bu da başlı baışna bir tiranlık olur. Bir mahkeme, şiddeti bir yöntem olarak seçen, özgürlük ve demokrasiyi ilke ve yöntem olarak benimsemeyen bir partiyi yargılayabilir. Ama henüz bir sene önce bir seçim yaşamış olan bir ülkede, parlamenter sisteme sadık, özgürlükleri ve demokrasiyi kısıtlayıcı yasalar ve icraatlar peşinde olmayan bir parti için açılan bir dava hukuki değil siyasi olur. Ben elbetteki eşitsiz bir temsil yaratan seçim sistemine tepkiliyim. Son seçimde de oyumu parlamento dışında kalan bir partiye vermiştim. Yani temsil edilmiyorum, saygılar  31.07.2008 15:25
 

her kesimin düşünerek adım atması açısındab oldukça anlamlı...değer yargılarımız bilincimizle yol aldığından tepki olsun diye oy vermeyi, oyunu kömür-belediye yardımı için verenlere benziyor...

Ruksan İLDAN 
 31.07.2008 13:02
Cevap :
Sayın Ruksan İLDAN, ben aslında en baştan beri sürecin kendisini beğenmiyordum. Yani AKP'ye dava açmayı hukuki bir süreç olarak hiçbir zaman görmedim.Siyaset dışı yollarla AKP'yi ekarte etmeye çalışan oligarşik bir yapının ve sivil destekçilerinin etkinliği olarak yorumluyordum. Bu nedenle doğru bulmadığım bir mahkemeden iyi bir sonuç çıktı yorumu yapmam zaten anlamsız. Ama kötünün iyisi bir karar çıktığını da söyleyebilirim. Yazımda bahsettiğim gibi tüm bunlar AKP'yi desteklemek amacı ile dile getirilmiş şeyler değil. Demokrasiyi ve sivil siyaseti savunmak için dile getirilmiş şeyler. Halktan ve hayatın gerçeklerinden hariç herhangi başka bir güç odağının AKP'ye ya da başka bir sivil unsura ayar vermeye çalışmasını kabullenmiyorum. AKP'ye veya geri kalan her kesime düşünerek adım atmasını salıklayacak şey, iktidar ya da muhalefet olmanın gereklerini yerine getirememekten kaynaklı halk tepkisi olmalıdır. Ayrıca aktivist olmayı kömür yardımı ile oy vermeye benzetmenizi anlayamadım, sygl  31.07.2008 13:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1803
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster