- Kategori
- Haber
Demokrasilerde kahramanlara ihtiyaç yoktur

Tüm dünya ülkelerinde, silahın siyasete müdahale etme çabasına karşı çıkmak demokrasinin simgesi olarak kutsanır. Çin'de Tianenmen Meydanı'nda tankın karşısında dikilen Çinli gençte, Rus ordusunun darbe girişimine tankın üzerine çıkarak engel olan Yeltsin'de bu konularda simgeleşmiştir.
Bu tip bir örneğin ülkemizde yaşanmamış olması da, sivil toplumun askerin gölgesinden yeterince kopmadığının göstergesi olarakta sunulagelmiştir.
Bu yöndeki ifadelerin çokta haksız olmadığını düşünenlerden birisiyimdir. Üzerine koca bir duvarın dibinde yetişen ve köklerini yayacak alan bulamayan ve üzerine duvarın gölgesi düşen fidanın yeterince gelişemeyeceği örneği, silahlı güçlerin siyasetin üzerinde vesayet yürütmesinde de geçerlidir.
Ancak, silah ve siyaset ilişkisini bu şekilde teorize etmek ve belkide idealize etmek, her zaman gerçek yaşam karşısında yerine motomot* oturmuyor.
Bilimde her teori her an, her yeni gelişme karşısında yeniden doğrulanmaya çalışılır. Teorinin yaşanan gelişme karşısında yetersiz kalması durumunda da, teori kendi içerisinde bir evrim geçirir ve gerçekle arasındaki uyuşmazlık çözülmeye çalışılır.
Siyasetin teorileri de biraz böyledir, her fikir ve görüş yeni gelişmeler karşısında yeni baştan sınanır. Değişimin dinamiğide budur.
Siyasete yönelik olmayan ve siyasetin dışından gelen dayatmalara karşı çıkmak, demokrasiyi güçlendirecek çabalardır. Ancak siyasetin içerisinden gelen ve siyaseti tıkayan dayatmalarında, siyaset dışı müdahale benzeri sorunlara yol açtığını görmek gerekiyor.
Dünden bu yana sağ kesimli gazetelerde, özellikle iktidar yanlısı gazetelerde hükümetin açıklamasının demokrasiyi korumaya dönük bir çaba olarak değerlendirildi.
Siyaset dışı bir müdahalaye karşı çıkmanın bir takdir gerektirdiğine katılmakla beraber, bu dayatmaya karşı çıkanlarında benzer dayatmalardan kendisini soyutlamış olması önemli bir gerekliliktir.
Adil olmayan bir seçim sonucu oluşan ve toplumun dağılımı ile çakışmayan bir meclisin, yasal faaliyet sürecinin son altı ayında, üç kişinin kendi arasından ve 75 milyonu temsil edecek bir insanı belirleyerek ve bunu rejime dayatmasının ne kadar demokratik olduğu da cevaplanması gereken bir sorudur.
Hele ki, iktidar partisi içinde bile, aslında tarafsız kalması gereken bir meclis başkanının inadına takılan bir süreci tüm toplumun kabullenmesini beklemek, ancak çoğunluk diktatörlüğünün yarattığı ruh hali ile mümkündür.
Bu sebeplerle, misyonlarının gereklerini topluma dayatmaya çalışan AKP'yi ve Abdullah Gül'ü demokrasi kahramanı olarak değerlendiren bakış açılarına şiddetle karşı çıkıyorum.
Bu kriz ortamına karşın, parlamentodan hala hiçbir kesimle temas kurmayan hükümetin, siyaseti çözüm noktası olarak görmediğini düşünüyorum.
Süreci, yalnızca kuralları işleterek devam ettirme çabasının, karşıdan son hızla gelen bir araç varken, kendisi için yeşil yandığını iddia ederek yola atılmak kadar akıldışı olduğunu düşünüyorum. Toplumsal geniş bir baskı varken, parlamenter bir çoğunluğun varlığını iddia etmek demokrat olmak değil, demokrasicilik oynamaktır.
Elbette kuralları işleterek yola devam etmekte demokratik bir yol olarak görülebilir ancak, bu kırık dökük süreçten Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olabilmesinin ülke demokrasisine ne kadar katkı sağlayacaktır sorgulanmalıdır.
Genelkurmay'ın açıklamasını, Türk demokrasisi açısından hoş bir uygulama olmadığını ifade etmek ve ne şekilde olursa olsun böylesi bir müdahaleyi kabullenmemek gerekiyor. Ancak toplumda yükselen gerilim ve bunun yansıyışları karşısında da demokrasi adına yapılacak şeyler olduğunu da bilmek gerekiyor.
Ülkem şu an iki farklı dayatmanın kıskacı altındadır ve her ikisine de karşı bir duruş noktasının belirlenebilmesi gerekmektedir. Dayatmanın bir yönüne bakıp diğer tarafına yanaşmanın, çok da anlamlı olmadığını düşünüyorum. Bu sebeple, Çağlayan'da ki mitingin ana sloganlarından birisi olan "Ne Darbe Ne Şeriat, Tam Demokratik Türkiye" söylemini sahipleniyorum.
Demokrasilerde kahramanlara yer yoktur, birilerinin kahraman üretme çabası, zaten demokrasimizin kurtarılması gereken bir aciz bir varlık olduğunun itirafıdır. Halkın demokrasinin esas kahramanı olacağı sürecide başlatmak gerekiyor.
*motomot: kelimesi kelimesine