Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

04 Kasım '11

 
Kategori
Güncel
 

Deprem oyununun balık hafızalı başrol oyuncuları

Deprem oyununun balık hafızalı başrol oyuncuları
 

Van Depremi


23 Ekim 2011 günü saat 13:41' de Van' da meydana gelen deprem ile 17 Ağustos 1999' da meydana gelen deprem arasında ki farklılıklar ya da herhangi bir farklılık olup olmadığını konu alan bişeyler paylaşmak istiyorum sizinle. 

Yıl 1999 deprem olmuş bahçe de yatıyoruz site halinde, aşağıya çektiğimiz kablo sayesinde televizyon izliyoruz. Her kanalın sağ üst köşesinde sayaç gibi işleyen bir rakam var, ölü sayısını bildiriyor ve adeta bir kronometre gibi çalışmakta. Bütün kanallarda enkaz altından çıkarılan canlı, cansız bedenler, aile fertlerini, çocuklarını, ebeveynlerini kaybetmiş insanların çığlıkları yeri göğü inletiyor ve ekran başında ki bizlerin gözlerini dolduruyor. Ateş düştüğü yeri yakar lafının doğruluğunu ispatlarcasına, sitemizin bahçesinde akşam yemeğini hangi restoran da yesek telaşı. Havada uçuşan "herkes dışarıda yatıyor, rezervasyon yaptırmak lazım" cümleleri. Bizim tabi yaşlar 17-18 daha tam idrak edemiyoruz olayın vahametini ama, ebeveynlerimizin yaşları 50' yi geçmiş onlar bizden daha beter. Adeta maceracı ruhta insanlar biraraya gelmiş bahçe de kamp yapıyoruz, sanki mevzu deprem değil. Hanımlar bütün gün evdeler, pastalar, börekler çaylar. Kıyafetler değişiyor akşam yemeğine gidileceği zaman ama iş yatmaya gelince herkes bahçede. İşin komik tarafı da yattığımız yer sitenin otoparkı. Bir deprem olacak olsa bütün binalar üzerimize yıkılacak yani. 

"Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür" derler, bu sözün doğruluğunu ispat etmek için Türk Milleti kadar çaba sarfeden bir millet daha yoktur cihanda. Halk olarak unuttuk depremi, yalandan 17 Ağustoslar da ölenleri anarak aslında kendi vicdanlarımızı rahatlatmaya çalıştık, yani yine derdimiz kendimizi kurtarmaktı. Kaderci bir milletiz ya orada bile hesabımız vardı. Bütün ülke parasal yardımlar da bulundu depremde, Kızılay' a, derneklere, kuruluşlara ve devlete. Akın akın arama kurtarma ekipleri geldi yurt dışından, profesyonel teçhizatlı. Oysa bizim sivil savunma ekiplerimiz vardı, şimdiye kadar bulundukları dairelerde kağıt oynamaktan başka hiçbirşey yapmayan. Bakın 17 Ağustos depreminde, depremzedeye borcunu adam akıllı ödeyen sadece AKUT' tu. AKUT çalışanlarının vicdanı son derece rahat olmalıydı çünkü, onlar böyle bir felaketin olacağını önceden kestirip eğitimlerini ve techizatlarını ona göre hazırlamış ve programlamışlardı. Bu ülkede herkes vebal altındaydı ama, onlar değildi. Bu adamlar Türk olamazdı arkadaş çünkü, bu ülkede musibet başına gelmeden önlem alan ancak uzaylı olabilirdi. Nasuh Mahruki bir uzaylıydı bence, Superman' in memleketi Kripton' dan gelmişti belki de. 

İşin devlet ayağı en vahim olanıydı. Ders almamız gereken eski depremlere rağmen belediyeler de rüşvetle, hatırla alındı yapı kullanım izni belgeleri ve kimi zaman rakı sofralarında meze edildi hayatlar, bir ihtimal daha var şarkısının namelerine. Evet, bir ihtimal daha vardı ama, biz millet olarak o ihtimali hep göz ardı ettik. Cebimizin dolgunluğu insan hayatının önüne geçti çoğu zaman. Biz 17 Ağustos' ta binlerce insanımızı kaybettik, ekonomimiz alt üst oldu, ders almayı bilemedik. Yau hadi buna hazırlıksız yakalandık dedik, insanları ek ve ağır vergilere boğduk, yenisi geldiğinde bunları yaşamamak için. Aradan koskoca 12 yıl geçti ve 23 Ekim günü saat 13:41' de doğa bize birkez daha dedi ki, "siz ahmak bir milletsiniz" Bugün Van depremin de, 2011' de görüyoruz ki sene hala 1999, hala hiçbirşey değişmemiş. Kızılayın hala çadır sayısı eksik, hala sivil savunma ekipleri yeterli techizat ve eğitime sahip değiller, kriz masaları hala doğru düzgün çalışmıyor, hala binalar depreme dayanıksız. Oysa Van depremi Kocaeli depremine göre kat ba kat daha düşük bir depremdir yarattığı yıkım açısından biz bununla bile doğru düzgün baş edemiyoruz. İnsanlar yardım kamyonlarını yağmalayıp, birbirlerini ezerek alıyorlar dağıtılanları. Şimdi akıllara toplanan 49 milyar vergi nerede kullanıldı sorusu gelecekken, son yılların istikrar abidesi, dünyanın en hızlı büyüyen, en hızlı gelişen ülkelerinden biri olan Türkiye' min bakanı " biz o toplanan paralarla duble yol, köprü ve okul yaptık diyor. Yani başladığımız yerdeyiz arkadaşlar. Hala bu ülke de boğaz köprüsünden beton parçaları düşmekte ve hala depreme uygun olmayan binalar ayakta durmakta. Yaşamakta olduğum şehir Bursa' nın belediye başkanı 2011' de utanmadan çıkıp Bursa' da yıkılması gereken 40.000 bina var diyebiliyor. İstanbul' dakileri siz düşünün.

Yarın İstanbul' da bir deprem olsa kaç bin kişi ölürün tahminlerini yapacağımız yere şu binaları boşaltalım artık, şu viyadükleri yenileyelim, şu kamu binalarını sağlamlaştıralım. Üzerimize yapışmış olan bu kaderciliği ve suskunluğu bir kenara bırakalım. Caddelere, sokaklara dökülelim, protesto edelim, deprem için toplanan vergilerle neden yol yapıldığının hesabını soralım. Şehirler de depreme dair çalışmalar başlayana kadar durmayalım. Unutmayalım artık. 

Başbakan geçtiğimiz günler de ekranlarda "artık oy kaygısı içerisinde hareket etmek yok, bu ülkede bundan sonra kaçak bina yapılamayacak" diyor. Demek ki bu saate kadar oy kaygısı içerisinde hareket ettiniz ve Van' da ölen onca insanın kanına girdiniz. Kimse de çıkıp yau sen ne demek istiyorsun bu nasıl bir konuşma demiyor. 17 Ağustos' ta duyduğumuz zırvaların aynıları. Türkiye hızla gelişedursun, hamdolsun istikrarcılar iş başında olsun, şu depremden sonra dahi halk sesini çıkarıpta sokaklara dökülmüyorsa, sonuna kadar hesap sormuyorsa ve bu ülkenin sorumlu insanları azıcık onurlu davranıpta istifa edemiyorsa, bir sonra ki depremde hem günahlarımızın, hem de binalarımızın altında bugünden kaldık demektir.

Kalın sağlıcakla...

Birkan Altunyollar

 
Toplam blog
: 24
: 1081
Kayıt tarihi
: 12.01.11
 
 

Okur - yazar, dört işleme hakim, büyük - küçük tüm ünlülerle uyumlu ..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara