- Kategori
- Aile
Depresif nöbetler

Yaz ortasında soğuk ve rutubetli bir yapışkanlık ve altında nefes alınması zor bir ağırlık var. Damarlarım kesilmiş de, o sıcaklıkla acısını hiç duymamışım gibi, kan azaldıkça hissedilen o uyuşukluk sonrası acının aniden ortaya çıkması gibi.
Yetememezlik böylesine ağır yaralar beni, canım çok acır ama sanki yeterince anlatamazmışım gibi. Hep eksik kalır bir şeyler hep yarım hissederim. Hem kendimi hem de alamadığım nefeslerimi. Bulunduğum yerlerde eğreti yaşamlar mandalla tutturulmuş gibi. Rüzgarlar isterim içimden, essin koparsın o mandalı alıp götürsün diye çok uzaklara. Solmuşluğum, yıpranmışlığım değişir zannederim, değişen havalarla.
Karnımın içinde uzun süredir dayanamadığım bir acı var. Ne zaman canım acısa çıkar ortaya, alır ellerimdeki umutlarımı hoyratça, çok korkarım ve o yüzdendir o buz gibi hallerim. Gözbebeklerim yapma bebekler gibi takılıp kalır kör noktalara.Modalara uyup da deprasyonlara (depresyonlara) girenlerden değilim. Bu öylesine hissedilen, rast gele kayalara çarpan cinsinden değil, tükeniyorum et bebeklerim. Kaçamıyorum kendimden dışarı.
Karnımın içinde ısırgan karıncalar dolaşıyor, ince ince, yavaş yavaş kemirip bitiriyorlar beni. Kurtulmak için zehir mi içsem acaba? Hangisinden peki? Karıncalardan mı yoksa yüreğimin içindekilerden mi?
Belirsizlikler içinde kalakalmışım. Gücüm tükenmiş, enerjim bitmiş gibi. Ne koruyabiliyorum kendimi kendimden ne de sizi. Hep tek başına, hep içinden yapılan konuşmalarla geçmiş yıllarım. Cıvıldayan suskunluklar içinde, hiç susmayan küskünlüklerle dolu konuşmalarım. Kafamı ne yöne çevirsem rüzgara tutuluyorum, ne koparıyor mandalı yerinden ne bırakıyor yakamı.
Bir yuvaydı sadece istediğim. Ne yaparsam yapayım beceremedim. Bazen rengarenk bir kuş olup uzaktan seyrettiğim bazen de bebek bakışlarıyla istediğim. Emeklerimin tümünü hiç esirgemeden kullandım. Yetmedi. Elbette geçecek bu hissettiklerim hiç bir şey süresiz değil, sadece geçerken acıtıyor canımı.