Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

17 Aralık '08

 
Kategori
Spor
 

Derbi gelmiş cihane, keyifler pek şahane

Derbi gelmiş cihane, keyifler pek şahane
 

Derbiye bir-ki


“Derbi’nin derdi seni mi gerdi?” şeklinde soru işareti dolu bir takım düşüncelerle mamul bir iç durum karışıklığının dilime düşen payından nasiplenelim istedim…

Malumunuz üzere hafta sonu oynanacak olan Galatasaray (GS) ile Beşiktaş (BJK) arasındaki karşılaşma gündemimizi meşgul etmeye başlamış ve sizler de konuyla ilgili spor gazetelerini ve sair gazetelerin spor sayfalarını doldurmaya başlayan yorumları okumaktasınız…

Okuyacağınız bu yazının onlarla bir bağlantısı bulunmamakla birlikte engin fikirlerimle sizleri coşturacak ve ‘derbi’ üzerine öngörülerde de bulunacak değilim… Bunu yapan bir sürü kişi var zaten… Ya da yaptığını zanneden…

Benim ilkin hepimize (kendim de dâhil) bir tavsiyem olacak… Spor müsabakalarını bir hesaplaşma, bir öç alma aracı olmaktan çıkarabilmeli, futbolun o ‘artistik’ denilen güzel hareketlerinden zevk alabilmek amacı ile ekran başında ya da tribünlerde kapsama alanımıza giren bilumum izleyici ile olumlu etkileşimde bulunarak, ‘futbol çorbası’na bir tuzumuzu nasip edebilelim…

Tabi bu tavsiyeye uyarken dayak yeme, tartaklanma, galiz küfürlere maruz kalma gibi riskleri de peşinen kabul etmeniz (etmemiz) gerekir… ‘Ele verir talkını, kendi yutar salkımı’ hesabı bu tavsiyemi henüz uygulayamadım ancak bir uygulayan ve olumlu netice alan çıkar ümidiyle yazıyorum…

Zaten uygulayıp da zarar görenleri ‘tanımam, tanımıyorum’ derim peşinen söyleyeyim, onları ‘eğitim zayiatı’ kategorisine alıp, ilgili sağlık birimlerine gitmelerini öğütleyebilirim…

“Peki neden bunu yapacakmışız ki, pekala kendi bildiğimizce maçı izler ve gerekirse taşkınlıklara vesile oluruz ve hatta taşkınlıklara dahlimiz bile olur?” diye itiraz edebilirsiniz… O kadarına karışamam doğrusu… Her koyun kendi bacağından asılır düsturunu benimsemiş biri olarak daha fazla ileriye gidemem…

Gelelim derbiye… Her iki takım için de oldukça önemli (!) bir maç… Zaten çoğu kez önemli olmayan, önemli sayılmayan bir derbi olmadı… Ortada ‘3’ puanlık bir pasta var ve iki takım bu pastanın mümkünse tamamını, olmadı yarısını almak için uğraşacak… Bildim bileli böyle… Sahaya “ben yenileceğim” diye çıkan takımımız var mı? Varsa da ‘şike’ amaçlı olabilir ancak…

Dolayısıyla maç öncesi verilen ‘galibiyet’ beyanlarına açıkçası karnım tok, sırtım da pek… Çünkü biliyorum ki, kaybeden tarafın sözcüleri, gözcüleri ve bilumum eşrafı 'önümüzdeki maça bakacağız' şeklinde durumu özetleyecekler… Maçtan önce ‘yeneceğiz’ nidaları maçtan sonra ‘telafisi mümkün’ formatına dönüşecek…

Maç öncesi teknik adamlara bin bir türlü taktik varyasyonlar önerilecek, maçtan sonra da “şöyle oynatsaydı kazanırdı”, “böyle oynatsa yenilmezdi” nev’inden yorumlarla ‘derbi çamı’ süslenecektir, soslanacaktır… Maç öncesi maçın sonucuna dair tahminler ve skor tahminleri gırla gidecek ama maçtan sonra hemen hemen hiçbiri gündeme gelmeyecektir… “Şöyle olursa bikini giyerim” diyenler çıkacaksa da aldırış etmeyiniz, bikini giyebilecek bir mevsimde değiliz…

Hayatımızın her döneminde birçok önemli haberden daha çok yer işgal eden ‘futbol’ haberleri derbi haftalarında ‘zirve’ yapacak hele ki maçta hakemlerin verdikleri ve vermedikleri şüpheli kararlar varsa etkileri sanılandan da uzun süre gündemi gıdıklamaya devam edecektir…

Bütün bunlar olup biterken futbolcuların psikolojileriyle ilgilenilmeyecek, taşıdıkları sorumluluk/sorumsuzluk durumu analiz edilmeyecek, adeta birer ‘robot’ addedilerek ya yerden yere vurulacak ya da göklere çıkartılacaklardır… “Futbolcu da insan yahu” şeklindeki kısacık analiz cümlesi bile kullanılmayacak, “ulan o kadar parayı ben alsam sabaha kadar koşarım” edebiyatı ile ‘Nobel’e aday bile olunabilecektir…

Belki birisi çıkar;
“Arkadaş! Sen futbola bu kadar endüstriyel yaklaşır ve haddinden fazla ekonomik değer yüklersen, kitleler üzerindeki olumlu etkilerinden ziyade olumsuz etkilerinden yara alırsın. Normal koşullarda, ortalama hayat standardındaki bir insanın ömrü billâh göremeyeceği paraları bir çırpıda futbolculara verir ve bunu insanların kör gözüm parmağına gözüne gözüne sokarsan, o müsabakayı izleyen insandaki ezilmişlik duygusunu ortadan kaldıramaz, dolayısıyla muhtemel isyanları ve taşkınlıkları önleyemezsin… Bu isyan ve başkaldırı en namüsait bir pozisyonda zuhur edebilir, ceza sahası içine dek ilerleyebilir ve hatta kaleleri düşürecek raddeye erişebilir… O vakit eline düdük verdiğiniz ‘yarı-profesyonel’ hakem ‘profesyonel’ futbolcular üzerinde hâkimiyeti kuramayarak, saha içinde kargaşalıklara, saha dışında da taşkınlara mahal verebilir… İşte bütün bu şerait altında dahi sen “futbol kültürdür” yaklaşımı ile soruna çözüm bulmayı ümit ederken, radyolarda ‘dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç’ şarkısı çalınıyor olabilir… ”
diyebilir…

Derse de haklıdır… Dedim işte…

Murat HACIOĞLU

 
Toplam blog
: 656
: 1708
Kayıt tarihi
: 08.12.08
 
 

Allah kimisine “Yürü ya kulum” demiş. Ben onu “Yürü, yaz kulum” anladım. Yürü anca gidersin manas..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara