Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

21 Aralık '15

 
Kategori
Sosyoloji
 

Diktatörler durduğunda düşer

Diktatörler durduğunda düşer
 

Yöneticiler çocuklar gibidir. Zamanla öğrenirler egemen oldukları halkı yönetmeyi. Bu iş çocukların bisiklete binmeyi öğrenmelerine benzer. Çocukların bisiklete ilk biniş deneyimleri ne kadar sıkıntılıdır. Çocuk bir türlü bisikletin üzerinde durmayı beceremez. İki ince tekerlek üzerinde dengede durmak, hele ilerleyip uzaklara gidebilmek ne kadar güçtür onların gözünde. Az bir kısmı kafayı gözü birçok kez patlatmadan öğrenemez bisiklet kullanmayı. Çoğuysa daha kolay öğrenir, öğreticisi işi biliyorsa bu onun için kısa süren bir adrenalin tadımı olur. Sonrasında cambazlık başlar, olmadık hareketler sergiler bisikletin üzerinde. Yüreği ağzına gelir anne, babaların…

İşin özünün; karşıya bakarak, durmadan pedal çevirmekte yattığını öğrenen çocuğu zapt etmek kolay değildir artık. Birkaç kez toprağı öper çocuk, kuşkusuz. Sonrasında öğrenir durmanın düşmek olduğunu. Canının yanmaması için bu ilkeyi belleğine kazımıştır artık. Toplumu yönetmek de öyledir. Düşerseniz kimse yüzünüze bakmaz. Hele toplumda önemli bir grup insan o bisiklete binmeyi hak etmediğinizi düşünüyorsa işiniz çok daha güç demektir. Arkadan gelenler çiğneyip geçer cesedinizi. Onun için ne yapıp edip, iktidar bisikletinin pedalını çevirmeyi ve dik durarak karşıya bakmayı başarmanız gerekir. Çiğnenmek istemiyorsanız tabi!..

Bireylerin olduğu gibi toplumların da kaderinin olduğu söylenir de pek inanmam doğrusu. Öyle ya ne de olsa milletlerin topyekûn gideceği bir cehennemden söz edilmiyor kutsal kitaplarda. Bireyin yaşamında kendisini aşan ve değiştirmeye, dönüştürmeye gücünün yetmediği pek çok olayla karşılaşması mümkün. Ancak bu durum toplumlar için tartışılır bir nitelik taşıyor. Yine de toplumların kendi gelecekleriyle ilgili gelişmelere katkı sağlama ile ilgili süre gelen davranış biçimlerinin bazı kalıplaşmış özellikler taşıdığını söylemek mümkün. Tuhaf bir şekilde, kendisine acı çektirse de güçlü görünen liderler tapınma davranışları sergileyen pek çok toplum görmek şaşırtıcı ama bir o kadar da gerçek…

Liderler de çoklukla toplum dokusuna göre şekil alıyor. Kuşkusuz toplumsal etkileşimi iyi okuyan buna uyum sağlayan ve daha çok da yön vermesini bilen kişiler daha uzun soluklu olarak toplumun başında kalmayı beceriyor. Bunlar içerisinde tanımlanmış ya da tanımlanmamış olan diktatörlerin özel bir yer tuttuğu kanısındayım. Toplumu yönlendirmesini bilen, bunun hangi belirleyici dinamikler üzerinden gerçekleşeceğini daha iyi kestiren diktatörlerin en umulmadık toplumlarda bile uzun bir süre iktidarda kaldıkları görülüyor. Hatta iktidarı herhangi bir nedenle bırakmak durumunda kaldıklarında kalan yaşamlarını huzur içinde sonlandırabiliyorlar… Sonrasında uzun süre görkemli devlet törenleriyle anılmaları da işin cabası.

Diktatöryal davranışlar ve bu davranışların toplumsal kabul görmeleri söz konusun toplumun kültürel yapısıyla doğrudan ilişkili. Toplumların geçmiş yaşantıları incelendiğinde de bu yaşantının somut sonuçları su yüzüne çıkıyor zaten. Kimi toplumlarda, tipolojisi ne olursa olsun, ara ara diktatöryal arayışların kendini dışa vurduğunu görmek mümkün. Bir tarihçesi var kısacası… Sıkıntılı toplumsal süreçlerde daha iyi bir yaşam arayışı, başkalarına yönelen sömürü ve emperyalizm biçiminde yansısa bile toplum kendi diktatörünün peşinden koşturabiliyor. Başka toplumların çektiği acı çok da umurunda olmuyor doğrusu. Alman, İtalyan faşizminin başka toplumları sömürme iddiasına rağmen toplumun geniş kesimlerinden ilgi toplayabilmiş, sonuçta da yeryüzünü kana boğmuştu…

Bir diktatörün narsist (kendini kutsayan) özellikler taşıması olağan, sık rastlanılan bir durum. Kendisi var olmadığında milletinin ya da bağlı olduğu sınıf-din topluluğunun yaşamının bir felaket olacağını varsayması kaçınılmaz bir gerçeklik kendi açısından!..  Yönettiği toplumla ilgili aldığı kötü kararların ezici olumsuz etkilerini, toplumun daha büyük felaketlerden korunmasının kaçınılmaz bedeli olarak kabul etmesi onun açısından zorunlu bir durum. Toplumu yatıştırıp sindirebilmek için de sürekli yeni ufuklar, daha mutlu gelecek yarınlar düşü pazarlaması ise zorunlu bir durum. Bunlar az  geldiğinde de Tanrı’nın cennetini sunmak mümkün!.. Sonsuz mutluluk düşü azıcık inanan herkes için oldukça etkileyici bir ödül. Oldukça da sık kullanılıyor. Alman faşizminin gamalı haç simgesi buna iyi bir örnek oluşturur. Kutsal liderin kutsal Tanrı’nın desteğini almasından daha olağan ne olabilir ki?

Yeni ufuklar, idealler sunamamaksa bir diktatör için ölümcül bir aşamadır. Bu aşamada kendi tükenmişliklerini aşmak için çoklukla yönettikleri toplumları içte veya dışta savaşa, dolayısıyla büyük felaketlere sürüklerler. Yeni ülkeler fethetmek ya da iç düşmanlardan(!) kurtulmak düşüyle yola koyulan toplumlar hem kendilerinin hem de başka toplumların felaketini hazırlarlar. Savaşın kötüye gitmesiyle diktatörün sonu kendini gösterir kuşkusuz. Toplum için artık ondan kurtulmanın zamanı gelmiştir. Öyle ki bulunduğu iktidar koltuğu onun için kızgın bir sac kıvamı kazanır. Uykusuz geceler ve denetlenmeyen öfke nöbetleri diktatörün kaderidir bu aşamada. Pedal çeviremeyen çocuğun bisikletin üzerinde duramayışı gibi yere yuvarlanıp ağzını burnunu kırması artık yakındır.

 

 

 
Toplam blog
: 23
: 113
Kayıt tarihi
: 14.08.15
 
 

1959 yılında Siverek'te doğdum. yüksek öğrenimimi Konya'da tamamladım. 1982 yılından beri ülkenin..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara