- Kategori
- Sosyoloji
Dışlananlar kimleri dışlar?

Dışlananlar, varoşlar, arka mahallelerin insanları. Susuz ve elektriksiz evlerde, kaldırımsız çamurlu yollarda hayatta kalmaya çalışanlar. Yıllarca belli bir edebiyata konu olan, belli bir müziğin yayılmasına olanak veren, yeşilçam sinemalarının vazgeçilmez senaryoları onlar "Dışarıdakiler".
Milliyet Gazetesi yazarlarından Ece Temelkuran bugün köşesinde işte bu insanların hayatlarına yer vermiş. Yazının başlığı da şu *"Suyunda kurtlar mezarsız çocuklar". Dikkatimi çekti okudum. Kendisi yazılarını çok beğenerek okuduğum bir gazeteci/yazar. İnsanlara olan duyarlılığı her zaman en üst düzeyde. Ama ben bazı yazılanlardan hoşnutsuz oldum nedense. Hazmedemedim, yadırgadım. Nedenine gelince dışlananlar denilen insanlar benim kaderimi belirliyor da ondan.
Ben bir sosyolog değilim ya da bir gazeteci. O yüzden dediklerim sizlere ne kadar doğru gelir bilemiyorum. Yazıyı okuyanlarınız olmuştur mutlaka ve yazık diye iç geçirenleriniz ya da aman canım bana ne diyenleriniz. Ben de her iki tarafta olmayanlarınızdanım. Ben ve benim gibiler nerdeyiz biliyor musunuz? Dışlananların dışladığı yerde.
Zamanın birinde geçinememe telaşına düşüp geldikleri kentlerde altın bulma umutlarıyla kandırılan insanların öyküsü nerede başlar dersiniz? Kendi topraklarını terk ettikleri yerde. Hak ettiklerini almanın mücadelesini kendi doğdukları yerlerde aramayı eziyet gören bu insanlar şehirlerin kenar mahallerine yerleştiler azar azar. Medet umdukları kentlerin içine sığmaya çalışarak kenardan kenardan aslında hep geldikleri yerlerin düzenini taşıdılar yaşantılarında, davranışlarında. Bir yerlerden kaçma derdin delerken kaçtıkları yerleri geldikleri yerlere benzetmeye çalıştılar. Aslında dışlanmadılar onlar kendilerini dışarıda bıraktılar.
Hayallerinin peşinden geldikleri yerlerde hayal kırıklıkları yaşadılar hep. Ama bir yandan da hiç geldikleri yerlere gitmeyi düşünmediler. Kendi topraklarında aç kalmaktansa, kentlerin kenar mahallelerinde dışlanmayı uygun buldular. Medet umdular hep birilerinden. Siyasetten bir haberken siyasetin kan merkezi haline geldiler onlar. Onlar her seçimde kendilerine verilen vaatlerle, bir torba kömüre, bir lokma ekmeye, bir poşet pirince ya da bir kazağa, ayakkabıya ışıklarını uzaktan gördükleri ve sürekli imrenerek baktıkları insanların kaderlerini değiştirdiler. Onlar dışlanmadılar aslında daha da güçlendiler. Şimdi ağır varoş edebiyatına konu edilmelerin sebebi de yine çıkar gruplarının üzerlerinden oluşturmaya çalıştıkları ranttandır. Sakın ola ki kendilerini kullandırmasınlar. Zaten onlar oturdukları mahalleler gibi ülkenin karanlık yüzlerini temsil ediyorlar.
Diğerlerinin bile doğru dürüst yaşayamadığı büyük kentlere gelirken aslında filmlerdeki gibi olmadığını biliyorlardı her şeyin. Orada kalmamalarının tek nedeni kolay yoldan yaşamak, başkalarının sırtından geçinmekti. Dışladıklarının kazandıklarına sanki kendilerinmiş gibi sahip çıkmak. Üstelik insan olarak yaşamaktan bir haber sürekli üreyip dışlananlarının kuvvetine kuvvet katmak ve sonunda dışlayan olmak.
Yolda yürüyemez olduk geceleri. Arabalarımızı park edemez olduk sokaklara, iki bayan gezemez olduk deniz kenarında. Neden derseniz, nedeni çok açık. Senelerdir yaptıkları fakir edebiyatının yufka yürekli insanımızda gösterdiği merhamet duygusu ve siyasetçilerin oy kaygısı. Sonra da birileri çıkmış dışlanmaktan bahsediyor, diğerlerinden bahsediyor, çamurlu yollardan bahsediyor, kılıksız evlerden, üstü başı pislik içinde ekmeğini onuruyla kazanan insanları bıçaklayan çocukların pabuçlarındaki delikten. Kim içerideki kim dışarıda ki bilemiyorum artık. Zengin olana karşı olan düşmanca fikirler bu insanları suça itiyor her geçen gün. Birileri bunun farkına varmalı artık. Kimse o insanlara bakmak zorunda değil. Zengin olan insanlar suyunu başkasının suyundan almıyor, elektriğini kaçak kullanmıyor, kendisine başını sokacak bir barınak yapacak diye ağaçları katletmiyor. Lütfen artık anlasınlar zenginden kimseye zarar gelmiyor.
Ben adaleti savunanlardanım. İnsanların fakir olması onlara acıyarak gerçekleri görmeye engel olursa toplumumuz içinden çıkılamaz bir hale gelir. Fakirliği bir hak olarak gören insanlar oturdukları yerden bir şeyleri elde etmek için çalışan insanların mallarını yağmalarlar. Sanki kendileri almış kazanmış gibi. Bu durum toplumumuzun kanayan bir yarasıdır. İnsanlar kendi kendilerini bir şeye adapte ederler. Geldikleri yerlerin kurallarına göre yaşarlar. Düzene ayak uydururlar. Düzen kurmaya, bilinçsizce çoğalarak yayılmaya çalışmazlar. Yoksulluktan bahsederek bazı yufka yürekli aydınların gönül tellerini titreterek akşam bir büyük rakı içip, hanıma iki dayak atıp, sekiz tane çocuğu dışarı otobana çalışmaya yollayıp, dokuzuncunun temellerine atmaya çalışıp sonra da devlet bize bakmıyor bizi dışlıyor bakmıyor diyerek ağlanamazlar.
Bütün bunların sonunda dışlananlar bir gün gelir dışlayanları dışlayarak hak etmedikleri bir yaşama gelir. Ama bu da baki değildir. Çünkü içerdeki olmak demek kendi topraklarında yaşam mücadelesi vermekle olur. Başkasının topraklarında haksız yere hak elde etmeye çalışarak değil.
*Milliyet Gazetesi 06.03.2007 günkü Ece Temelkuran yazısından.
Fotoğraf: commons.wikimedia.org
Not: Eski yazılarımdan, Mercandan olarak yazdığım. Daha öncede belirttiğim gibi o sayfadaki yazılarımı buraya taşıyorum. Bilgilerinize. Saygılarımla.