Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mayıs '11

 
Kategori
Bilim
 

DOM-Eki-3: DOM ve insan sağlığı

DOM-Eki-3: DOM ve insan sağlığı
 

Plasmid denilen DNA iplikçileri aktarımıyla bakteriler arasında gerçekleşen bilgi-alışverişi


Bir nörofizyoloji uzmanı, insanların diğer canlılara göre doğal sistem işleyişi konusunda ne kadar bilgisiz olduğunu şu şekilde ifade etmiştir (Sapolsky 2003): ‘Bilim adamları bile bir insanın davranışını belirleyecek yöntemleri bilemezken, bir kuduz virüsü içine girdiği hayvanın beynini öyle yönlendirir ki, hayvan çevresindekileri ısırarak, virüsün yayılmasını sağlayacak şekilde davranmak zorunda kalır. … Toxoplasma gondii adındaki bir parazit mikrop da, yine benzer şekilde içine girdiği hayvanın davranışını, kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirir.

Şöyle ki: Bu parazit iki farklı çoğalma sistemine sahiptir: Seksüel ve aseksüel. Parazitin seksüel çoğalması için kedi bedenleri gereklidir. Kedi içinde çoğalan yumurtalar kedi dışkısıyla çevreye yayılırlar. Aseksüel çoğalması içinse, kemirgenler, insanlar veya kuşlar gibi sıcakkanlı hayvanlara ihtiyaç vardır. Ama özellikle fareler bu konuda kullanılırlar. Bu hayvan bedenlerinde (kaslarında ve beyinlerinde) parazit çoğalarak kistler oluştururlar ve hastalıklara neden olurlar. Toxoplasma gondii parazitiyle hastalanan farelerin davranışlarında çok önemli bir değişim ortaya çıktığı gözlemlenmiştir (Berdoy ve diğ. 2003).

Fareler normalde genetik olarak kedilerden korkup-kaçacak bir davranış gösterirler. Ancak bedenlerine Toxoplasma gondii bulaşmış farelerin, kedilerden kaçmadıkları, nerdeyse kedilerin kendilerini yemeleri için çanak tutar davranış gösterdikleri saptanmıştır. Bu da, bu parazitlerin, girdikleri bedenin davranışını ne derecede yönlendirdiklerini gösteren bir başka örnektir.
Görüldüğü üzere, yaşam mücadelesi genelde hücresel düzeyde, hücreler arası etkileşimler olarak karşımıza çıkmaktadır. Hayvan veya bitki gibi üst-düzey varlıkların davranışları, alt-düzeydeki hücreler arası mücadelelerle belirlenmektedir.


Örn. bir insanı ele alalım. Yaklaşık 200 kadar farklı organ içinde örgütlenmiş bir hücreler toplumu olan insan bedeni, 200 kadar farklı davranış gösteren hücresel gruplaşmalardan oluşur. Her bir organın hücreleri, diğer organ hücrelerinden farklı görevler yapacak şekilde SimKırKölSab işlemine uğradıklarından, her bir organın hücrelerinin düşmanları olan mikropları da farklıdırlar. Örneğin akciğer hücreleri Streptococcus pneumoniae mikroplarından etkilenirlerken, bağırsak hücreleri Escherichia coli bakterisinden etkilenirler. E. coli bakterisi akciğerdeki hücrelerle hiç mi, hiç etkileşmez.


Her organın (dolayısıyla her organ hücresinin) çevre faktörlerine karşı belli bir duyarlılık derecesi vardır. Bu değerin çok altında veya üstünde, hücreler strese girerler. Örneğin boğaz veya mide hücreleri çok soğuk bir içecek aldıklarında hemen strese girerler. Solunum organı (akçiğer, vs.) hücreleri, çok sıcak ortamdan çok soğuk ortama uğradıklarında, strese girerler. Mikroplar soluduğumuz havada, yediğimiz-içtiğimiz her şeyde az miktarda da olsa vardır. Dolayısıyla strese girerek güçlerini yitiren hücreler, mikroplara çoğalmaları için gerekli ortamı hazırlamış olurlar ve mikroplar gittikçe çoğalıp, komşu hücreleri de etkilemeye başlarlar. Bedende koruyuculuk görevi yapan lenfosit gibi hücreler hasta hücreleri tanırlar ve onları yok etmek üzere “caspase” denilen hücre parçalama ve yok etme işlemine girişirler (Rudel ve diğ. 2010).

Bu şekilde bir taraftan mikroplar zayıflamış hücrelerde çoğalarak sayılarını artırmaya çalışırken, diğer taraftan bedenin koruyucu askerleri olan hücreler, hasta hücreleri ve mikropları yok etmek için mücadeleye başlarlar. Bunun sonucu insanın ateşi yükselir ve terlemeler başlar.

Mikroplar baskın çıkıp, bedeni zayıflatırlarsa, insanın iştahı azalır, yemek yiyemez duruma düşer.

İşte bu durumda, tıp-bilgisi devreye girer ve hastaya serum-vs ile ilaç verilerek, beden güçlü tutulmaya çalışılır. Antibakteriyel ilaçlar verilerek bedendeki mikroplar yok edilmeye çalışılır.


50-60 yıl önceleri penisilin gibi ilk antibakteriyel ilaçlar bulunup, hastalara verildiğinde, hasta bir gün içinde iyileşmeye başlar ve ateşi düşerdi. Günümüzde durum değişti. Penisilinden çok daha güçlü antibiyotikler kullanılmasına karşın, hastaların ateşi 3-4 günde zor düşürülüyor. Ve bu durum her gün biraz daha kötüye gidiyor.


Geçenlerde bir üşütme nedeniyle ateşim yükseldi. Doktorun verdiği ilaçları evde kullanmaya başladım. Çare etmedi, ateşim hiç düşmedi. Üstelik mide bulantsı ve baş-dönmesi başladı, yemek-yiyemez oldum. Hastaneye yatırıldım. 3 gün boyunca serumla güçlü antibiyotikler verildi. Ateş hala düşürülemedi. Ancak 4.gün ateş düştü. Yani toplamda nerdeyse 1 hafta yüksek ateş altında yaşadım.


Bir komşumuzun küçük kızı yine üşütüp hastalandı, 1 haftada ateşini ancak düşürüp, çocuğu rahatlatabildiler.

Buna benzer olaylar sık sık duyulmaya ve yaygınlaşmaya başladı.

Peki, ne oldu da, mikroplara karşı savaşta gittikçe zorlanıyoruz?

Olan olay şu: Hayat varlıklar arası mücadelelerden-yarışlardan oluşuyor. Hücrelerimiz de bu ebedi yarışın içindeler. Onların yarış yaptıkları varlıklar, mikrop dediğimiz başka hücreler. Bizler bu hayat mücadelesinde hücrelerimizi yanlış bir bilgiyle donatmışız. O temel yanlışımız da şu: Hayat sizlerin dışında çok güçlü bir sistem tarafından oluşturulup-yönlendiriliyor. (Buna doğa veya Allah demişiz.) Böyle bir temel hayat görüşü ile yetişen insanlık, kendisini hep sorumsuz ve yetkisiz görüp, doğadaki işleri “Doğaya veya Allaha” havale ederek yaşamaya başlar.


Bunun iki alanda çok kötü sonuçları ortaya çıkar.

Birincisi, toplumsal hayatta işlerin yönlendirilmesine aktif olarak katılmaz, “ben ne yapsam boşuna!” tutumu içindedir. Bu durumda, toplumsal işlerin yürütülmesi, siyasetçi-politikacı gibi kendi kafalarındaki düşünceleri gerçekleştirmek isteyen liderlere kalır. Liderli sistemler ise, DOM-dizininde ıspatlandığı üzere, tüm toplumsal sorunların temel kaynağını oluşturur.

İkincisi ise, kişinin sağlığında ortaya çıkar. Kişi, kendisini sorumsuz ve yetkisiz gördüğünden, doğadaki hücreler arası mücadele sisteminde nasıl davranması gerektiğini bilmez. Kendisi dışında olağan-üstü güçlü bir sistemin her şeyi yönlendirdiği inancıyla, hücreler arası mücadelede, aktif taraf olmayı ve sorumluluğunu yerine getirmeyi düşünmez.

Nedir bu sorumluluk?

Bedenimizdeki hücrelerle, onların düşmanları olan mikroplar arası mücadelede, her iki taraf ta, birbirlerinin zayıf noktalarını bularak, galip gelmeye çalışır. Bedenimizin hücreleri zayıf düşüp de, tıbbi yardıma gerek duyduklarında verilen antibiyotikler mikroplar tarafından deşifre edilmeye çalışılır. Bedendeki tüm mikroplar öldürülünceye kadar antibiyotik verilmesine devam edilirse, o antibiyotiğin formülünü çözmeye çalışanlardan kurtulan mikrop kalmayacağı için, sorun kalmaz. Hasta iyileşir. Antibiyotik işlevini yerine getirmiştir ve bu alanda kullanılmasına devam edilebilinir.


Ama, hasta kendisini iyi hissedip de, bedenindeki tüm mikroplar öldürülünceye kadar antibiyotik almaya devam etmezse, hasta yine iyileşmiş olur, fakat bedeninde ölümden kurtulan zayıflamış mikroplar, o antibiyotiğin formülünü deşifre etmişlerdir. Mikroplar hava veya suda, çeşitli şekillerde sürekli hareket halindedirler. Bedende ölümden kurtulan mikroplar, bedenin dışına çıktıklarında ve başka mikroplarla karşılaştıklarında, hemen bilgi alış-verişlerine başlarlar. (Yandaki şekle bak).

Karşılaştıkları antibiyotikle nasıl baş-edilebileceği bilgisini taşıyan (ve plasmid denilen) bilgi-paketçikleri karşılıklı olarak değiş-tokuş edilir.


Şimdi başka bir insanın aynı hastalığa tutulduğunu düşünelim. Hastaya söz konusu antibiyotik verilir. Ama hastada bir iyileşme gerçekleşmez, çünkü söz konusu bakteriler, o antibiyotiği deşifre etmişlerdir ve artık ondan etkilenmezler.

Bu durum 50-60 yıldır devam etmektedir. İlaç şirketleri sürekli yeni antibiyotik türleri geliştirmeye çalışmaktadırlar, ama çok fazla değişiklik yapma seçenekleri yoktur. Mikroplar da sürekli bu yeni antibiyotikleri kolayca deşifre etmektedirler. Böylelikle, mikroplarla mücadelede gittikçe zayıf duruma düşen bir insanlık söz konusudur. Çocuklarımızın geleceğini bir düşünün: haftalarca 38-39 ateşle yatacaklar ve bizler acizlik içinde onları izleyeceğiz!

Tüm mikropları öldürecek şekilde DDT gibi kimyasal zehirler çevreye saçmak da başka tür bir yanlış insan davranışıdır. O zaman da, solucan-karınca-kuş- kurbağa vs. gibi bir sürü başka canlının yaşamını cehenneme çeviririz. Hayat karşılıklı etkileşimler, karşılıklı enerji-alışverişlerine dayalı olduğundan, sonuçta yine biz insanlar zararlı çıkarız.

Dolayısıyla, insan olarak, atomlardan-moleküllerden başlayarak, virüsleriyle, bakterileriyle karşılıklı bir etkileşim içinde yaşamak zorundayız. Bu yaşam “bilgi-edin ve o bilgiye göre örgütlen” temel ilkesi çerçevesinde oluşup-gelişiyor. Dolayısıyla, ‘kelebek etkisi düzeni, yani damla-damla göl olur, damlalardan sel olur’ sistemi geçerli. Her bir insan, bu deryada bir damla olarak sorumluluğunu fark ettiği anda, dünyamız yaşanılır olmaya başlayacaktır.

Biz insanlar, yanlış bir doğal sistem anlayışı ürünü olan “ben ne yapsam boşuna!” zihniyetiyle davranıp, doğadaki olay ve oluşumlara aktif olarak katılmazken, bakteriler böyle bir hatalı doğal sistem görüşünden etkilenmediklerinden, tersine doğanın bir parçası ve oluşturucusu olarak davranarak, ellerinden geldiğince bilgi oluşturup, bu bilgileri de kendi aralarında dağıtarak, biz insanlara karşı gittikçe daha avantajlı duruma geçmektedirler.


İnsanlık moleküllerle, mikroplarla karşılıklı etkileşim içinde yaşadığını, bu karşılıklı etkileşimde bilgi edinerek, sorumlu bir şekilde davranması ve doğa ve dünyanın hem sahibi, hem ortağı olduğunu fark etmelidir. Yoksa karanlık bir gelecek bizleri bekliyor. DOM-sistemi taraftarları olarak bu bilgiyi yaymak, bu uyarıyı yapmak, bizlerin sorumluluğumuzdur.

Rudel, T., Kepp, O. and Kozjak-Pavlovic V., 2010: Interactions between bacterial pathogens and mitochondrial cell death pathways. Nature Reviews Microbiology | AOp, published online 6 September 2010; doi:10.1038/nrmicro2421

Berdoy, M., Webster, J. & Macdonald, D., 2000: Fatal Attraction in Rats infected with Toxplasma gondii. Proceedings of the Royal Society of London, B 267, p. 1591-1594.

SAPOLSKY, R., 2003a: Bugs in the Brain. Scientific American, Vol. 288/3, p. 70-73

MILLER, R.V. 1998: Bacterial Gene Swapping in Nature. Scientific American, vol. 278/1, 46-51 

 
Toplam blog
: 45
: 973
Kayıt tarihi
: 14.08.10
 
 

K.T.Ü.de paleontoloji ve tarihsel jeoloji öğretim üyesiyim (Prof. Dr.). Yeryuvarında hayatın oluşum ..