- Kategori
- Gündelik Yaşam
Dön dön dönelim…

Bazen anlamsız geliyor her şey, şu an olduğu gibi…
Bunaltıcı sıcaklar ve ayak ağrılarımın da payı var elbet ancak en çok dön dolan aynı yerde kalışımızı görüp de, artık bu konularda yazmaktan da sıkıldığımı fark ettiğim anlarda oluyor!...
Kimse kimseyi sevmiyor, vallaha da!
Kimse kimseye saygı da duymuyor!...
Ama bir bakıyorum ki herkes sevgiden, dostluktan, saygıdan bahsediyor!
Off… Sıkıldım… Hangi konuya değinsem altından bu çıkıyor…
Herkes herkes hakkında atıp tutuyor, bir kendisi gökten zembille inmiş kanatlı melek!...
Herkesin bildiği tek doğru, biraz sağa çekeyim, biraz sola.. Yok! Azıcık ortala… O da yok!
Kaldır o zaman başını az biraz yukarıya, ya da eğil biraz… Ihhh… Mümkün değil!...
El at o zaman şu taşın altına, yok o da olmaz…
Çocukları çıkaralım, elli beş- altmış milyon kişi midir kalan, elli beş – altmış milyon kadar muhalif var, neresiyle artık buldukları yerler, ama tv ler, ama gazeteler, ama kahveler ya da ev hanımlarının toplaştıkları odalar…
Her bir yönetici bir diğerine çamur atar, her bir kadın kocasından yakınır, hep of hep pof…
Bu güne kadar rastlamadım ki bir kişi çıksın da onuruyla ben de burada hata yaptım desin!
Bilmiyor ki, dese, alnı öpülecek dürüstlüğünden dolayı bazı kişilerce…
….
Kişisel bir gözlemdir, Sezen Aksu yeni yeni ünlü olmaya başladığında gerek Ajda Pekkan, gerek Emel Sayın gibi örneklerden iyi hatırlanacağı üzere Türkiye’de sanatçı olmanın bir dili ve tavrı vardı, vıcık vıcık, yapmacık!
Sezen ünlü olma aşamasında çıktığında medya önüne, evinde, dostlarıyla, komşusuyla konuştuğu dili ve tavrı kullandı. Ünlü olmayı beceremeseydi, Ajda ve Emel’ler ve diğerleri bu şekilde devam edeceklerdi, ancak Sezen’in bu tavrını halk sevdi! Sesi de, müziği de tartışma götürmezdi zaten, o başka, ancak tüm bunlara rağmen ham da edilebilirdi.
Sezen’in o tarzı, o dili hiç değişmedi ama Ajda, Emel ve benzerleri üç-beş yıl içinde değişiverdi… Daha şirin, daha sevimli ve sempatik geldi bu halleri bizlere, doğallıklarından dolayı, ancak ben yine de Sezen’in doğallığı gibi algılayamadım ne Emel’i ne Ajda’yı ve de benzerlerini, nereden bilebilirim ki bu samimiyetleri de göstermelik mi, değil mi?
…..
Herkes herkese benzediğinden ve herkes birbirinin kuyusunu kazmayı düşündüğünden, kan kusar kızılcık şerbeti içtik deriz, o yüzden de ceplerimizdedir türlü türlü maskelerimiz…
Bu nedenledir aslında dost arayışlarımız, kime güvenir, kime kustuğumuz kanı gösteririz?
….
Yine de bazılarına daha kolay gösterilir kan kusmuklu mendiller, kusanlar kendilerine bile şaşarlar!
….
Biri size kendi hatasını anlattığında, kendi yaptığını salaklık diye nitelendirdiğinde daha kolaydır o insanla mendilinizi paylaşmanız, içten içe kozu var elimde dersiniz, biraz da kendinizi iyi hissedersiniz… Sonra ortak hatalar, salaklıklar olduğunu fark edersiniz ki, bir anda “Elle gelen düğün bayram” moduna girersiniz!
Doğrusu da budur zaten, insanız, hatalar, salaklıklar yapa yapa kendi doğrumuzu bulacağız!
Allah’ın yarattığı bir insanım, varlığımdan mı utanacağım, Allah’ın bildiğini amannn kuldan mı saklayacağım diye düşünen insanlar maskelere de gerek duymazlar!
Maskesiz baloda anlamı var mıdır maske ile dolaşmanın!
Maskesini atanın, mendilini açanın masasında da açılır mendiller…
Oyyy… Ne rahat! Ve ne sağlıklı!... Kim bilir kimlerin yaşadıklarından alınacak ne dersler var…
….
İyi geldi yazmak, açıldım biraz…
….
Bu demektir ki, offf kurtulduk bu kadının birbirine benzeyen yazılarından diyenler varsa eğer, pek de fazla sevinmesinler, görünen o ki, musallat olmaya devam edeceğim daha bu gidişle…
Sıkılmış halim bu ise… Vah ki ne eyvah!...
…..
Şimdi efendim, birileri çıksa, dese ki, ben şuralarda hata yaptım, ya da parti olarak biz ille de tutunmayı bıraktık, çünkü insan faktörünü, çünkü ülke faktörünü bir yerlerde atladık!
Dese ki birileri, milliyetçilik dedik, ama gördük ki Türkiye olmadan ne milliyetçiliği, hani millet mi kalacak bu gidişle ortalıkta…
Diğeri dese ki, kapitalizmi savunduk ama gördük ki kapitalist sistem tam da uymadı vatana!
Sosyalistler sosyalist ülkelerin çöküşünden feyz alsalar, işçi partileri en azından işçi olmayan vatandaşlarında var oluşunu kabul etseler…
Aşırı dinciler, bir kitabı dinleseler de, Allah ile kul arasındadır iman, özür dileriz biz din ile siyaseti aslında karıştırmak istemeyiz deseler…
Her bir parti, amaç olarak Türkiye’ye iyilik yaptık zannettik, kötülük yaptık istemeden deseler…
Diyebilseler…
Ahh… Bir görebilseler…
Amaç Türkiye olsa keşke!...
…..
Maia, benim yatağıma,ki çoğu kere yanımda yatıyor, işiyor, kendi yatağına asla işemiyor!
Yanımda yatarken de, işediği yerin en uzak bölgesini seçiyor…
Yemek ve su kabına işediğine ise inanın hiç tanık değilim!
…..
Herkes mendillerini çıkarsa, maskelerini çöpe attıktan sonra, herkes birleştirse hatalarını, geriye kalanları toplasa, hani madem amaç Türkiye, artı ne varsa ortaya konsa…
Cıkkk… Olmaz mı? Fazla mı ütopik?
Eeee…. Hadi bakalım, geldik yine en başa!...
Dön dön dönelim, tv lerde, meclislerde, evlerde ve de kahvelerde oynayalım…
Topu birileri alıp götürdü bile, “şut ve gol!” olmak üzere, sakın kaleciyi suçlamayın!...
….
Bir ülkenin vatandaşıdır kalesini koruyan!...
Gülgün Karaoğlu
Haziran,04/08