- Kategori
- Gündelik Yaşam
Dönüş zamanı

Hiç bilmediğim hayatlar ve suratlar önümden, yanımdan, arkamdan geçip gidiyor. Koşturanlar, sallana sallana yürüyenler, şaşkın şaşkın etrafına bakınanlar, çocuklarına hakim olmaya çalışanlar...
Eskiden havaalanlarının tuhaf cazibesi beni heyecanlandırırken, sonrasında farkettim ki benim için çoğunlukla ayrılıkların yeri olmaya başlamış. Kısa süreli ayrılıklar ve tatiller bu sınıflamanın dışında elbette. Ama böyle benim gibi sınırlı bir zaman için gelmek ve dönmek zor oluyor galiba.
Ve hatta geldiğinde bir takım zamansızlıklardan, aksiliklerden dolayı “çok isteyip” te göremediklerin de olunca ayrılıklar daha bir zor ve kırık oluyor.
Yüzlerce masadan birine oturmuş yazıyorum bu satırları. Boston’a kalkacak uçağı bekliyorum Amsterdam Havaalanında. İnternete girsem, bu yazıyı daha bu dakika yollarım. Ama ne yazık ki Boston’ a varınca yollayabileceğim.
4 haftalık iznim bitti ve dönüş yolundayım ama...aklım ve kalbim ülkemde kaldı.
Şöyle bir hızlıca düşününce ne çok olay oldu. Dışarıda bu olayların sadece 1 tanesi bile herkesi şaşkına çevirmeye yeter 1 ay boyunca.
Saymaya kalkınca bile korkutucu;Amerikan konsolosluğuna saldırı ve gencecik polislerimizin canları pahasına göğüslerini siper etmeleri, Ergenekon davasının başlaması, AKP’nin kapatılmaması, Güngören saldırısı ve onlarca masum insanın ölümü, anne karnında daha henüz başlamış ve yine orada bitirilmiş bir hayat bile var o giden masum hayatların arasında. Kız öğrenci yurdunun yıkılması ve yine onlarca masum gencecik insanımızın ölmesi. Ardından Antalya’nın şimdiye dek gördüğü en büyük yangının başlaması...köylerin ve ormanların yok oluşu.
Hepsi gözlerimizin önünde oluyor ve öylesine olaylar ki bunlar...bizleri de her an vurabilir. Şimdilik seyrediyor olmamız ise bizi bu olayların bulmayacağını garantilemiyor ne yazık ki.
Onca iç karartan olaya rağmen farkında olmamız gereken en önemli şey ise başka bir Türkiye olmadığıdır. Zorluklarıyla da, üzüntüleriyle de olsa bu ülke bizim ve başka bir tane daha yok. Çevremizdeki ülkeleri nasıl küçük küçük parçalara ayırdılar ve ayırıyorlarsa, bugün bizim üzerimizdede bunu denemek istiyorlar.
İnanmayanlar şöyle bir kez olanlara baksın, bu kadar hırpalanır...bu kadar zora sokulur mu bir ülke? Bu kadar yoğun ve kahredici olayın ardı ardına gelmesi tesadüf mü?
Ama oluyor işte.
Ümit ediyorum kısa zamanda kendimizi toparlayıp, bu zorlu günlerin de üstesinden geleceğiz.
Bu arada benim gibi ülkeden uzaklara gitmiş olanlar da geri dönmek için gidiyor. Daha güçlü dönebilmek..ve ülkeye daha yararlı olabilmek için.
Bilgisayarın ekranından kafamı kaldırıpta bakınca etrafıma...insanlar hala tıpkı bir nehir gibi akıyorlar çevremde, heyecanlanlarıyla, sevinçleriyle, kırgınlıklarıyla ve kırılgan çaresizlikleri ile. Bu arada ben hala bekliyorum Boston uçağını...