​ Doyumsuz ruh neler yaptın bana! / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '15

 
Kategori
Deneme
 

Doyumsuz ruh neler yaptın bana!

Doyumsuz ruh neler yaptın bana!
 

Doyumsuz ruh neler yaptın bana. Hastalandı düşüncelerim senin yüzünden. Kanıma girdiğin günden beri hep daha fazlasını ister oldum. Yaşam enerjim bitti sana yetişeceğim diye.

Ah doyumsuz ruh… Ne de çabuk kirlettin kanımı. Sanki hep oradaymışsın gibi ne de çabuk alıştırdın isteklerine… Önceleri, yani sen daha yokken hiç-ya da öyle ara ara belli ediyorken kendini- ne kadar da güzeldi hayat. Az şeylerle mutlu olunabilecek kadar kısaydı yaşam, değerini bilmem gereken bir şeydi. Ama şimdi öyle mi? Şimdi küçük şeyler yok oldu. Neyle mutlu olunabildiğini unuttum, hayat ne kadar da uzadı gözümde şimdi.

Sanki mahzendeyim, kapkaranlık her yer. Hiçbir yeri göremiyorum. Bu yüzden mi hiç kalkmıyorum, yürümeye çalışmıyorum? Çarparım diye mi, canım acır diye mi? Işıkları kimin kapattığını bile neden sormuyorum? Neden suçlu aramıyorum kendimden başka? Neden bu kadar hastalanmama izin verdim ki zamanında?

Ah bu ruh, doyumsuz ruh; neler yaptın bana? Sen daha yokken buralarda ne kadar mutluydum bir bilsen… Kitaplarım, filmlerim, bilgisayarım, dergilerim, işim, arabam… Bunlar benim dünyamdı. Ama şimdi öyle mi? Değil… Hiç öyle değil artık. Saydıklarımın bir değeri yok ve hatta ne acı ki yapmak istediklerimin bile bir değeri yok. Hızla yuvarlanıyorum, aşağılarda bir yere. Çok karanlık, çok derin bir yere.

“Ya kimse bulamazsa beni” diye korkup endişeleneceğim yere, ne de çok seviniyorum kaybolduğuma… Sessizlik benim yanımda, gürültüyü getirmediğime mutluyum; koşturmacayı getirmediğime de mutluyum… Zaten beceremedim “koşturabilmeyi”… O yüzden böylesi daha iyi… Şimdi ben karanlıktayım ve ayağa kalkamayışımın bahanesi büyük… “Işıkları biri kapatmış, ben de kalkamadım yerimden” derim birisi sorarsa, kalksaydım da bir yerlerimi mi çarpsaydım? Üstelik ya düşersem… Evet, evet böylesi çok iyi… Kalkmadan durmak burada en iyisi…

Çıldırtan bir sessizlik var kulağımda; benimle birlikte uyuyor, benimle birlikte uyanıyor… Ama ses çıkaramam, isyan edemem, şikâyet edemem çünkü ben getirdim onu da yanımda… Her “ses”i küstürüp, sadece onu aldım yanıma; onu yarı yolda da bırakamam, geldi artık bir kere benimle… İşte yine yaptım. Karanlığa bahane bulduğum gibi sessizliğe de buldum… Bunu yapmamam gerektiğini daha kaç kere söyleyeceğim kendime?

Zaten birisi gelirse eğer ışıkları yakmaya, onunla gideceğimi biliyorum. Güçlüyüm aslında ama işte karanlık… Karanlık başımın belası… Körebe oynardık küçükken, yürüyemez yalpalar düşerdim. O yüzden oyuna da almazlardı beni. İşte bu hiç bahane değil, bu gerçeğin ta kendisi… Birisi gelip kızarsa eğer neden “denemedin” diye; “neden kalkıp da kapı var mı, yol var mı aramadın” diye hemen bunu söylerim, “Karanlıkta yürüyemem ki ben, düşerim”…

İşte sonunda yaşlanacağım yeri buldum. Zaten kimse bulamaz beni, bir süre sonra aramaktan da vazgeçerler. Evet, buldum işte… “Buldum” demişken hala fikir üretebildiğimi fark ettim. Nerede yaşlanacağımı buldum neticede değil mi, fikir ürettim yani?

Beynimin içindeki karıncaları da halledecek bir fikir bulmam lazım. Devamlı bir yerlere kımıldıyorlar. Binlercesini teker teker yakalamaya çalışsam çok uzun sürecek, hepsini birden yok etmenin bir yolu olmalı… Konuşsam onlarla düzgünce, “gidin buradan” desem… Ya da ne bileyim gözlerini biraz korkutmak işe yarayabilir belki. Yok yok böyle olmayacak, hepsini birden öldürmem lazım benim, yoksa bir yere gidecekleri yok bunların. Teker teker öldürmekle de uğraşılmaz benim bir an önce bunların hepsini birden öldürmem gerek. Ama nasıl? Hiçbir şey getirmedim ki yanımda sessizlikten başka. Sessizlikle de ölmez ki karıncalar. Bence sert bir şeyler bulmalıyım, vurmalıyım onlara. Bir süre sonra acıdan bayılırlar ve hatta birçoğu güçsüz bedenlerini kafamdaki ekrandan birer birer dışarıya atmak zorunda kalırlar belki. İşte o zaman gösteririm ben onlara, beynimi istila etmeleri ne demekmiş. Evet, en doğrusu bu… Şimdi yapmam gereken onlara vuracak nesneyi bulmak. Ama bu kadar karanlıkta nerden bulacağım ben onu?

Neyse en iyisi bir parça uyumak; onlara, gitmesi için zaman tanımak. Yine yaptım biliyorum tamam sus. Evet, yine bahane uydurdum. Çözümü bulduğum halde yine bahane uydurup kımıldamadım yerimden. Ama olsun bence yine de etkili olabilecek bir alternatif. Uyumalıyım şimdi…

Uyanınca çaresine bakarım, şimdi biraz uyumam lazım…  

ebru yılmaz
2014 İSTANBUL

 
Toplam blog
: 57
: 877
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

1985 doğumluyum ve geçmişte yaptığım işlerle ilgili her bilgiyi önceki adımlarda sizlerle paylaşt..