​ Dünyanın en eski tapınak merkezi: Göbeklitepe / Arkeoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Rumikorman (Korman Türkmen)

http://blog.milliyet.com.tr/rumi

01 Ağustos '16

 
Kategori
Arkeoloji
 

Dünyanın en eski tapınak merkezi: Göbeklitepe

Dünyanın en eski tapınak merkezi: Göbeklitepe
 

Göbeklitepe


Neolitik döneme ait yerleşim yeri Göbeklitepe, Şanlıurfa'nın 18 kilometre kuzeydoğusundaki Örencik köyü yakınlarında bulunuyor.
 
İlk kez 1963 yılında İstanbul ve Chicago üniversitelerinden görevlilerinin yüzey araştırmaları sırasında fark edilen Göbeklitepe'deki kazı çalışmalarını, 1995 yılından bu yana Şanlıurfa Müzesi ve Berlin Alman Arkeoloji Enstitüsü ortaklaşa yürütüyor.
    
Kazı çalışmalarında şimdiye kadar neolitik döneme ait yabani hayvan figürlü ''T'' biçimli dikili taşlar, 8-30 metre çapında dairesel ve dikdörtgen şekilli dünyanın en eski tapınak kalıntıları, çok sayıda yabani hayvan figürü, insan heykeli, dikili taşlar ve yaklaşık 12 bin yıl öncesine ait olduğu belirtilen 65 santimetre uzunluğunda insan heykeli gibi tarihi eserler bulunmuştu.
 
Dünyanın en eski ''tapınak merkezi'' olduğu belirtilen Göbeklitepe, bir süre önce UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınmıştı.
 
11.000 yıllık geçmişiyle, bilinen insanlık tarihini değiştirmekte olan Göbeklitepe’de yapılan arkeolojik kazılar, çok yakında dünya tarihi yeniden yazılacak ve bu yeni tarihin hareket noktası şu an Türkiye sınırları içinde bulunan topraklar olacağı konusunu gündeme getirmiştir.
 
Bilim dünyasını asıl etkileyen özellik ise, bu alanın yaşıdır: Göbekli Tepe’deki alan günümüzden 11.000 yıl önce inşa edilmiştir. Evrimci iddiaya göre, dönemin insanları ilkel taş aletlerle bu görkemli yapıyı inşa etmişlerdir. Bu yanılgıya göre, söz konusu mühendislik harikası, bundan 11.000 yıl önce en ilkel araçlarla çalışan toplayıcı-avcı insanların eseridir. Elbette bu inanılması mümkün olmayan bir hikayedir. Nitekim Göbekli Tepe’deki kazı ekibinin başkanlığını yürüten Prof. Klaus Schmidt de bu gerçeği ifade etmektedir:
 
"O dönemde yaşayan insanların tıpkı bugün olduğu gibi düşünme kapasiteleri olduğu görülmektedir. Hep düşündüğümüz gibi ilkel insanlar değillerdir.  Zeka yönünden bakacak olursak bize benzedikleri görülmektedir."
 
Burada yaşayan insanların tarımı bildikleri, buğdayı işledikleri ve buğdaydan ekmek yaptıklarının dünyada ilk kez Göbeklitepe kazılarıyla gün yüzüne çıkarılan eserlerle anlaşılmaktadır. Daha da önemlisinin burada yaşayanların bir inanç sistemlerinin olduğu ve dünyanın ilk tapınağını ortaya koyabildiklerini, ilk anıtsal eseri oluşturabildikleri dikkat çekicidir.
 
Bölgedeki kazı çalışmalarının her yıl Eylül ayında başladığını ve yaklaşık 10 hafta sürdüğünü anımsatan Doç. Dr. Klaus Schmidt şunları belirtti:
 
«Göbeklitepe’deki kazılarda elde ettiğimiz bulgularla, dünyanın bilinen en eski tapınma merkezlerinden birinin bu bölgede olduğunu ortaya çıkarmıştık. Ancak, son kazı çalışmalarıyla tapınma merkezinin dünyanın en büyük tapınma merkezi olduğunu tespit ettik. Yaptığımız araştırmalarda, Neolitik Çağ’da yaşamış insanların, yabani sığır, akrep, tilki, yılan, aslan, yaban eşeği, yaban ördeği ve yabani bitki kabartmalarını incelediğimizde hayvanlarını evcilleştiremedikleri sonucuna ulaştık. Ayrıca, dikili taşların (Stel) üzerindeki resimler ve kabartmalar o dönemde yaşamış olan insanların sanatları hakkında bizlere fikir veriyor. Buradaki tapınak, dünyanın bilinen en büyük tapınağı olma özelliğini taşıyor.»
 
“Kazı çalışmalarında şu ana kadar ortaya çıkartılan büyük boy stelleri yerinde muhafaza ediyoruz. Küçük boy eserler ise Şanlıurfa Müzesi’nde sergileniyor. Önümüzdeki yıllarda gerçekleştirilecek kazılardan elde edilecek yeni bulgular, arkeolojinin dini haritasını yeniden şekillendirebilir” diyerek bitirdi.
 
Sadece çanak-çömleksiz neolitiğe ait evreler içeren Göbeklitepe, 11.000 yıl öncesine tarihlendiriliyor. O dönem insanları çanak-çömlek yapmayı bilmiyorlardı. Bu yüzden de yaşadıkları dönem, çanak-çömleksiz neolitik olarak adlandırılır. Bu dönem günümüzden önce 8 bin altı yüz ile 11.000 iki yüz yılları arasını kapsar.
 
Şurası kesin ki mimarî yerleşik yaşamla birlikte ortaya çıkmadı, ondan önce de vardı. Dahası, insanlığın kültürel gelişimi/uygarlık, Akdeniz’in doğu kıyıları gibi tek bir bölgede değil, birçok çekirdek bölgede ortaya çıktı. Bu çekirdek bölgelerden biri de Güneydoğu Anadolu. Bu coğrafyada araştırılmamış daha birçok höyük var. Araştırmalar arttıkça, arkeoloji bilimi günbegün yeni bulgular ortaya koyacak ve tarihin kapılarını aralayarak bizleri daha fazla aydınlatacak.
 
Göbekli Tepe’nin 11.000 yıl önce geniş bir çevrede yaşayan avcı ve toplayıcı insan gruplarının kutsal ziyaret yeri olduğu düşünülüyor. Yapıların bazıları tavan seviyesine kadar korunabilmiş. Nedeni şaşırtıcı: Neolitik Çağ’da büyük bir ihtimalle dini törenin bir parçası olarak dini yapılar gömülüyordu. Yapılarda ve etraflarında çok sayıda heykel parçası bulunmuş. Urfa şehir merkezinde Balıklıgöl civarında bulunan ve şehir müzesinde korunan yaklaşık 1.90 metre yüksekliğindeki gözleri obsidyenden hazırlanmış (volkanik camlardan) heykel de bu kültür çevresini tanımak açısından çok önemli. Bu eser insan boyutlarındaki dünyanın en eski anıtsal heykeli kabul ediliyor.
 
Taşa oyulmuş hayvan figürü bundan 11.000 yıl önce yaşamış insanlar tarafından yapılmıştır. Bu detaylı şekiller, kendilerini işleyen ustaların sanat zevkini göstermektedir. Ama daha da önemlisi bu sanatçıların o dönemde çeşitli metal aletler kullanarak bu taşları yontmuş olmalarıdır. Bir insanın eline başka bir taş alıp, taşı taşa sürterek resimlerde görülen işlemeleri yapması mümkün değildir. Bu ince işçilik ancak eğe, levye, rende gibi günümüzde de taş işlemeciliğinde kullanılan metal aletler yardımıyla yapılabilir.
 
Şanlıurfa yakınlarında bulunan Göbeklitepe Höyüğü, bizlere tarih derslerinde öğretilen, ‘göçebe toplulukların, tarımı öğrenerek yerleşik yaşama geçtiği’ tezini adeta yalanlıyor. Kazı ekibi, açmalardan birinde çalışırken…Tarih derslerinde yıllardan beri, göçebe toplulukların, tarımı öğrenerek yerleşik yaşama geçtiği öğretilir bizlere. Oysa Şanlıurfa yakınlarında bulunan Göbeklitepe Höyüğü, bütün bu öğretilenleri yalanlar nitelikte.
 
Sadece çanak-çömleksiz neolitiğe ait evreler içeren Göbeklitepe, 11.000 yıl öncesine tarihlendiriliyor. O dönem insanları çanak-çömlek yapmayı bilmiyorlardı. Bu yüzden de yaşadıkları dönem, çanak-çömleksiz neolitik olarak adlandırılır. Bu dönem günümüzden önce 8 bin altı yüz ile 11.000 iki yüz yılları arasını kapsar.
 
Şurası kesin ki mimarî yerleşik yaşamla birlikte ortaya çıkmadı, ondan önce de vardı. Dahası, insanlığın kültürel gelişimi/uygarlık, Akdeniz’in doğu kıyıları gibi tek bir bölgede değil, birçok çekirdek bölgede ortaya çıktı. Bu çekirdek bölgelerden biri de Güneydoğu Anadolu. Bu coğrafyada araştırılmamış daha birçok höyük var. Araştırmalar arttıkça, arkeoloji bilimi günbegün yeni bulgular ortaya koyacak ve tarihin kapılarını aralayarak bizleri daha fazla aydınlatacak.
 
Dünyaca ünlü haber dergisi Der Spiegel, kapaktan verdiği araştırma yazısında, 11.000 yıl geriye uzanan cennetin izlerinin arkeologlar tarafından Türkiye’nin doğusunda bulunduğunu yazdı. Dergi, İngiliz yazar David Rohl’ün bestseller kitabı “Efsane”yi kaynak göstererek, cennetten kovulan Hz. Adem ile Havva’nın da burada yaşadığını yazdı. Göbeklitepe’de bulunan kalıntıların cennetin Türkiye’nin doğusunda olduğunun önemli temel kanıtları olduğu kaydedildi. Hz. Adem ile Havva’nın cennetten atılmasından sonra burada toprağı işlemeye başladığı ve ilk tarımın da burada yapıldığı belirtildi.
 
Ünlü Rus arkeolog ve araştırmacı Sklarov, günün birinde dünya tarihi yeniden yazılmaya başlarsa Türkiye topraklarının bu yeni tarih için bir hareket noktası olacağını söyledi ve ekledi:
 
“Geçen ağustos ayında Tükiye’ye gittiğimizde Hattuşaş kazı bölgesini ziyaret ettik. Anladığımız kadarıyla orada İngiliz arkeologlar çalışıyor çanak çömlek arıyor. Çevreye bakınırken bizi bile inanılmaz şaşırtan bir keşif yaptık. Mısır’daki piramitler bile Hattuşaş’ta bulduğumuzun yanında gölgede kalıyor.
 
Yerden çıkıntı biçimindeki monolit granit taşların mekanik usulle kesildiğini gösteren izi bulduk. Binlerce yıl önce bu izi bırakan Yuvarlak Abraziv Disk neden yapılmışsa, sert taşı tereyağı gibi kesmiş ve bu günümüzde dahi taklit edilemez. Çünkü dünya genelinde böyle bir disk mevcut değildir…”
 
Sklarov resmi tarihe göre Şanlıurfaya 20 km uzaklıktaki Göbeklitepe’nin M.Ö 11. Yüzyılda cilalı taş devri olarak uygun görülen bir zaman diliminde kurulduğunu hatırlatıp gülüyor ve şöyle diyor :
 
’Uzman olmaya gerek bile yok… 65 milyon yıl önce yok olan dinozor resimlerinin, 13 bin yıl önce ilkel taş devri kabileleri tarafından inşa edilmiş olduğu iddia edilen yapının içinde ne işi var? Taş devri insanı yerin yüzeyinde dinazor iskeleti buldu diyelim, o iskelet dokuyla donatıldığında ortaya böyle bir şekil çıkacağını nereden ve nasıl biliyordu. Tapınak duvarlarında gördüğümüz hayvan resimlerinin ördek olmadığı kesin. Hatta burasını asıl inşa eden ve kullanan ev sahiplerinden sonra ikinci bir Kültür toplumu, tıpkı Mısır piramitleri örneğinde olduğu gibi farklı amaçla burayı kullanmış. Sütunlardan birinin temelinde dış bir etkenle kopan iki dinozorun kafaları daha sonra çok daha ilkel bir teknolojiyle taş taşa sürterek onarılmak istenmiş.”
 
Sklarov ile iki saat kadar devam eden söyleşi sonunda şunu soruyor basın mensubları :
 
‘Peki sizin varsayımınıza göre 10-20 bin yıl önce dünyamızda kimler vardı?’
 
Sklarov şöyle cevaplıyor :
 
‘Emin olduğum tek şey tüm bu yapıların şimdiki insanın eliyle yapılmadığı. Asıl ev sahipleri uzaydan mı geldi yoksa bilinen zamanlar öncesinde dünyamızda gelişen bir önceki uygarlık tarafından mı yapıldı sorusunun yanıtı bende yok… Sadece %50’den fazla olasılıkla bundan yaklaşık 15-17 bin yıl önce dünyamızda o eski uygarlıklar neyse aralarında ‘Tanrılar Savaşı’ adını verdiğim bir ihtilaf yaşandığı kesin. Böyle bir savaşın izlerine Peru, Bolivya, Arjantin ve Türkiye’deki antik yerleşim bölgelerinde rastlamak mümkün… Ancak %100 emin olduğum bir şey var o da tarihin yeniden yazılması gerektiği… (Kaynak: space explorer)
 
Toplam blog
: 81
: 9709
Kayıt tarihi
: 01.12.06
 
 

1968 Ankara doğumluyum. Selçuk Üniversitesi, Doğu Dilleri ve Edebiyatı, Fars Dili ve Edebiyatı Bilim..