Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Eylül '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
418
 

E-günlük gereksiz

Bari insan yanında bir de çatal verir... Sabah kalktım balkonun önün de bir parça makarna, domates parçaları, salatalık, parçalanmış köfte. Buraya kadar sorun yok ama yanın da kaşık vardı. Bunlar kaşıkla yenmez ki, insan bir de çatal atar aşağıya. Ne anlayışlı ve yardımsever bir milletiz. Anlaşılan sahur da yedikleri boğazından geçmemiş olacak ki biraz da bize ikram etmek istediler. Boss'u çıkarınca çatal olmadığı için hepsini süpürüp çöpe attım. İlginç bir insan topluluğu hakim oturduğum bina da. Aşağı düşen veya atılanlarla kimse ilgilenmiyor ta ki önemli bir şey düşünceye kadar.
Geçenlerde şuh bir hatun geldi yanıma, ben balkon da otururken. "Afedersiniz, siz sürekli akşamları buraları temizliyor, bahçe de köpeğinizle oynuyorsunuz" diye söze başladı. (her yaptığımı nasıl da biliyorsa...) Daha sonra "gucci" marka gözlüğünü yanlışlıkla aşağı düşürmüş, görüp görmediğimi sordu. Temizlikçi kadın, masa örtüsünü silkelerken onunla beraber düşmüş... Masa örtüsünde ki kırıntıları ve yemek artıklarını görüyorum ama hiç gözlük görmemiştim. Nasıl anlatacağımı bilemedim ve soğuk bir ses tonu ile "hayır görmedim, görürsem kapıcıya veririm size ulaştırır" dedim. Bayan yine de daire numarasını verdi ama bir yere yazmadığım için hatırlamıyorum bile.

Sevgili e-günlüğüm; apartman ilginç olduğu kadar bereketli de. Alt katta oturanlar hiç bir açıdan aç kalmaz.

Hani derler ya "koyun can derdinde kasap et derdinde" bu aralar benim sosyal ilişkilerim de aynen bu durumda. Herkesin derdi, başka başka. Beklentileri karşılama konusunda yetersiz kalıyorum.

Uzun ve sağlıklı yaşamanın sırrı, merdiven inip çıkmakmış. Yine yırttım desene e-günlüğüm. Har gün inip çıktığım merdivenler everest'in yüksekliğini geçiyor. Yine de bu nacizane buluşa katılmıyorum çünkü, hiç bir zaman hiç bir şeyin sebebi tek olamaz. Yani sadece bir insan merdiven inip çıkıyor diye uzun ve sağlıklı yaşayacak anlamına gelmez. Çok faktör gerekli. Ben yine de bilim insanlarına güveniyor (onlar olmasa yazacak şey bulamam) ve bir gün araştırmaları sonucunda bütün uzun ve sağlıklı yaşam için gerekli olan faktörleri bulacaklarını ümit ediyorum. (bu kafa ile nah bulurlar.)

İlk ramazan ayı muhabbetini dün yaptık. Arkadaş sordu: "oruç tutuyor musun?" "hayır" dedim. Peşinden malum soru geldi. "neden?" Hazırlıklı idim. Kafamda binlerce cevap geziniyordu. "sana ne lan, ermeniyim, yahudiyim, ateistim, kanserim, aids var, ülser, gastrit var, ilaç kullanmak zorundayım, şeker, tansiyon, kollestrol var, hamileyim, ebola, kuş gribi, deli dana var, var oğlu var." diyebilirim ve olayı kapatırdım. Yok hiç birini demedim. "çok sağlıklıyım o yüzden tutamıyorum" dedim ve "şimdi çok işim var " deyip sorular sinsilesini beklemeden uzaklaştım. Bir daha karşılaştığımızda vay benim halime... Ayıkla pirincin taşını... Kesin meraktan bu gece uyuyamaz. Zaten oruç tuttuğum zamanlarda bile soranlara "tutmuyorum" derdim.

Değerli e-günlük; ramazan falan derken gözlerden kaçtı. Bu sene gördüğüm kelebekleri toplasan 10-15 adet. Bu işte bir gariplik var. Ağustos geçti ağustos böceği cırıltısı duymadım. Üstelik de her gece bahçe de oturuyorum. Bilim adamları bunlarıda bir araştırmalı diyorum.
Abant gölü nilüfer çiçekleri yüzünden tanınmaz hale gelmiş. Nilüferler diğer canlıları tehdit ediyormuş. Karışmayın doğanın işine... Demek ki orada ki diğer canlıların tehdit edilmesi gerekiyormuş. Belki de gölün yüzeyini kaplayarak gölde oluşan ve bizim bilmediğimiz bir hastalığı iyileştiriyorlar. Olamaz mı?

Bütün görsel, basılı medya onu işaret ediyor. Luvre müzesi mi, müzelikler mi, yok yok hatırladım, Masumiyet müzesi. Ne satar be. Daha adamın hiç bir kitabını okumadım e-günlüğüm. Okursam haber veririm. Ama o kesin seni okuyor. Yoksa bu kitapları yazamazdı. (kıskanıyor muyum ne?)

Dün akşam yine bahçede idim. Çok rüzgarlı ve serin bir hava vardı. Üzerime hırka alıp sütümü içtim. (işine gelirse, böyle)
Boss ile oyun oynamadık. Onun sağlığı için oynamadığımı anlamış olacak ki pek taşkınlık yapmadı. Biraz ısrar etti sonra sakin sakin oturdu yanımda.

Ay ne çok gereksiz şey yazdım yine. Seni okumasalar daha çok gereksiz şey yazacağım ama... Günlük mü, gündelik mi belli değil.

E-günlüğüm, yemek tarifi yapacaktım ama vaz geçtim. İnsanlar okur, yapmaya kalkarlar falan. Sonra zehirlenenlere tazminat ödemek zorunda kalırım.
Yemeğimi de yedim, ben yatayım artık, şey pardon gideyim artık.
Yarın nasılsa yine yazışacağız. Hoşçakal e-günlüğüm.

Biliyor musun: Günde bir metre boyu uzayan sarmaşıklar varmış...
Güzel söz: "Hiç bir meyve olgunlaşmadan tat vermez..." Publilius Syus (şimdi bunu nasıl yorumlasak acaba? Kadın, erkek?)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 512
Toplam yorum
: 333
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 549
Kayıt tarihi
: 06.02.08
 
 

Bir varmış, bir yokmuş... Sağlık, huzur, mutluluk. Başka hiç bir şeye önem vermem bu hayatta. Bu yüz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster