​ E-günlük önemli misafirler ağırladı... / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Eylül '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

E-günlük önemli misafirler ağırladı...

Bazıları unutmamış bayram geleneklerini. Halen sürdürmeye çalışanlar varmış.
Cumartesi akşamı eve gittiğim de bayramın birinci günü olan pazar günü için hazırlık yaptım ama bir yandan da "annem, ablam burada değil, mahallede ve bina da pek kimseyi tanımıyoruz, iki büyüğüm var ziyaret etmem gereken ama onlarda yazlıktan dönmediler, boşuna hazırlık yapıyorum" diye söyleniyordum. Yine de her ihtimale karşı hazırlığımı yaptım ve pazar sabahı erkenden kalkıp giyindik. Arkadaşımla beraber kahvaltı yaptık ve aile içi kutlamamızı gerçekleştirdik. Ben yürüyüşe çıkıp, hem likör aradım, hem de eski bayramlar hakkında araştırma yaptım. Hemen her yer kapalıydı. Açık olan esnaflara girip "eski bayramlar hakkında bilgileri olup olmadığını" sordum. Hepsi dudak büküp gülümsedi. Kimse bir şey bilmediği gibi, bilenler de unutmuş... En az on tekel dolaştıktan sonra bir tanesinde likör buldum ve alıp eve döndüm.

Oğlum aradı, "baba öğlenden sonra bir kaç arkadaş el öpmeye geleceğiz" dedi. "Size yemek hazırlayayım mı karnınız aç olur mu?" diye sordum. "iyi olur valla hepimiz aç oluruz o saatte" dedi. Üzerimi çıkarıp mutfağa girdim ve gençlere yemek hazırladım. "Saat 14:00 gibi geldiler. Onlara eski bayramlarda ki gibi mendil dağıttım, likör ikram ettik, çukulata ikram ettik. Benim oğlan, daha önceleri anlattığım için biliyor ama, arkadaşları mendile pek anlam veremediler. Neyse evirip çevirerek, en sonunda içinde para olduğunu anladılar... Bol bol sohbet ettik. Sabah kalabalık bir şekilde namaz'a gitmişler ve komik anıları oluşmuş, onları anlattılar, ben de onlara bir kaç komik bayram anımı anlattım ve gülüştük. Sonra sofra hazırlandı ve yemek yediler. Onlar gittikten sonra biraz dinlendim ve akşamı ettik.

Merhaba e-günlüğüm; Pazar akşamı ev çok kalabalıktı. Söylediğim gibi "bayram geleneklerini" unutmayanlar var mış. Sayın Erdoğan, Obama, Putin, Merkel ve daha bir çok devlet başkanı ziyarete geldi. Onlarlada sohbet ettik. Dünya ve Türkiye üzerine konuşmalarımız oldu. Sayın Erdoğan ikram ettiğimiz likör'ü çok beğendi. Sayın Putin "cıva" gibiydi, Sayın Obama'nın enerjisi bitmiş olacak ki çok suskundu. Sayın Merkel dekolte elbisesinden açılan yerlerini kapatmakla meşgul oldu. (gerçi kimse bakmıyordu ama...)

Bir ara sayın Erdoğan'a "bayramın ikinci günü ABD'ye gidip BM toplantısına katılacak mışsınız, onlar Noel gibi önemli ve dini günlerinde ziyaretlerini ertelerler, sizin de bayramın ikinci günü eşinizi dostunuzu ziyaret etmeniz gerekmez mi, ne işiniz var Amerika'da?" diye sordum. Gülümsedi ve "işte, cevabı siz soruyu sorarken verdiniz" dedi.

Hava kararmaya yakın bütün misafirler "memleket ve devlet işleri" gerekçesi ile kalktılar. Uzun süre Sayın Başbakanımızın dediğini düşündüm. "Acaba çocuklarını mı ziyaret edecekti?", "ABD' de çok değerli bir büyüğü var da o'nu mu ziyaret edecekdi?" Yok aklıma gelen doğru değildir. Başbakan'ımız Fetullah hoca'nın elini öpmek için BM toplantısını bahane edemez... Neyse, sonra düşünmekten vaz geçip, yine gerçek yaşamıma döndüm.

Tam nefes alacaktım ki, kapıdan, ellerini açmış çığlık atarak Madonna'nın üzerime geldiğini gördüm. Peşinden Adriana, Beyonce, Tina, Paris, Victoria Candan, Ayşegül, Funda peş peşe kapıdan girdiler. "Başa gelen çekilir" misali, bir sofra da onlara hazırladım. Hepsi tek tek elimi öpüp bana olan hayranlıklarını dile getirdiler ve bayramımı kutladılar.

Bu güzel kadınları da yol ettikten sonra daha bayramını kutlamam gereken bir sürü çok değerli canlılar olduğunu düşündüm. Sıra da onlar var dı. Sırası ile bahçede ki ağaçlarla tek tek bayramlaştım ve Boss'un özel bayram yemeğini verdim. (Linda daha önce yemişti.) Fare kardeşin yuvasına sütlü ekmek parçaları koydum, etrafa tahıl serptim (kuşlar için) ve geleneksel masamı kurup oturdum. Boss yine aniden bir depar attı demir kapıya doğru. O ne? kirpi kardeş ortalara kadar çıkmış ve umursamadan dolaşıyor. Her hal de ortamın güvenli olduğunu anladı. Artık o'na bir isim koyma zamanı gelmişti ve bir yazar arkadaşımın önerisi aklıma geldi. Hemn ismini "yabancı" koydum. İçeriden yine bir kaç havuç alıp geldim ama "yabancı" yok du. El feneri ile arayıp, bahçenin ortasında bir yer de buldum. Elime aldım. Klasik savunmasını yapıp yusyuvarlak oldu. (kimse yanlış anlamasın diye "top" gibi oldu yazmıyorum) Biraz gözümün önüne getirip bıraktım ve havuç verdim. Kıvrılmış vaziyette bir süre bekledikten sonra açıldı ve yuvasına doğru gitmeye başladı. Havuç'u yemiş bitirmiş. Hızlı adımlarla "yarın akşam görüşürüz" diyerek yuvasına gitti.

Sabah iş yerine geldim ve öğlene kadar bir adet telefon çaldı. Sokaklar bomboş. Terkedilmiş bir kasabayı andırıyor du. Sokaktan biri geçse düello'ya davet edecektim. Ne insan ne de araba var dı.

Öğlenden sonra biraz insan ve araba göründü. Yoldan da bir kaç kişi geçti ve düello yaptık. Tabi ki ben kazandım. Onlar bayram'ı göremeden gittiler.

Akşam üzeri sokak ve caddelerin sükuneti devam ediyor du. Yemeğimi ve tatlımı yedim. Linda'da kendi yemeğini yedi. E-günlüğüm de yemiştir. O zaman gitme zamanı gelmiş demek ki...

Yarın yine sakin sakin yazışırız e-günlüğüm. Hoşçakal.

Biliyor musun: Bizim için çok besleyici olan "inek sütü", kirpilerin ölümüne sebep olabiliyor muş...

Çirkin söz: ''Saat 7'de randevu verip, saat 9'da gidin. Yollara düşmemişse artık sizi sevmiyor demektir..." Marlene Dietrich

Güzel söz:
"Bir miktar eğlence olmadıkça, hiç bir şeyi başaramazsınız..." Charles Knight

 
Toplam blog
: 512
: 549
Kayıt tarihi
: 06.02.08
 
 

Bir varmış, bir yokmuş... Sağlık, huzur, mutluluk. Başka hiç bir şeye önem vermem bu hayatta. Bu yüz..