​ Efil gecelik / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Aralık '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Efil gecelik

İzmir’in Karşıyaka ilçesinin Bostanlı semtinde otururduk; şimdi meşhur Akbank sokakları oldu oraları, oysa o zamanlarda anneannemlerin sokağı, dayımların sokağı falan durumlarıydı.

Biz tam da cadde üstünde oturuyorduk, ağır yük taşıyan araçlar geçerken hafiften sallanırdık!

Minicik dolmuşlarımız vardı bizim, o yolları sallamayan, bildiğiniz otomobil, o dönemler iki kişilikti ön koltuklar; sonraları tek kişilik ön koltuklu otomobil dolmuşlar hasıl oldu, ki, ön koltuğa oturmak kıymete bindi!

Hani, en rahat yolculuk anlamında…

Konu ile hiç alakası yok, lakin anlatmadan geçemeyeceğim: Yaş epey bir genç, işe geç kalma korkusuyla taksiye binmek istiyorum, altı-üstü üç dakikalık mesafe ile vapura yetişme derdindeyim: Bir taksi buldum, rahat binip-rahat inme amacı ile, belki de o samimi dolmuşlarımızın alışkanlığı ile, ön kapıyı açtım; tam oturacağım şöför bey beni az buçuk azarlayarak: “Arkaya geçer misiniz?” dedi…

Azarlanma acelesiyle apar-topar arka tarafa geçtim, başım önde eğik: Ne biçim yanlış yaptın sen Gülgün!

Ezil-büzül bir haldeyim!

Acayip büyük bir kabahat işlemişim, besbelli!

******

Yıllar sonra anladım neden apar-topar arka koltuğa kışkışlandığımı: Taksi şöförü beyefendi ön koltukta taşırsa beni üç dakikalık yol boyunca, hakkında dedikodu çıkacaktı; erkek müşteri ön koltuğa oturduğunda çıkmazdı, ama…

******

Oysa, dolmuşlara binerken “iyi günler” dilemeyi, inerken “Hayırlı işler” demeyi anne-babamızdan öğrenmiş kişilerdik…

Yan yana o dolmuşlarda üç dakikalık yolda yolculuk etmekten dolayı inerken ve de binerken şöför beyefendi ile birlikte diğer yolculara da esenlikler dilemiştik!

******

O taksi şöförü bir dolmuş şöförü olsaydı asla rencide etmezdi böyle basit şeylerle semt kızını!

******

O sokaklarda sek-sek oynadım, bisiklete binmeyi öğrendim, gevrekçiyi bekleyip, akşamüstü balkonlarda çay, peynir eşliğinde susam kokusuna belendim!

Jöle niyetine saçıma limon suyu sürmeyi de ilk o zamanlarda öğrendim: Yakartop oynamak için hazırlanırken, saçım önüme gelmesin isterdim, bir de ne salakmışım, öküz yalamış gibi toplanmış saçla daha güzel olduğuma kanaat getirmişim!

Hani, bir tel saç uçup da karizmamı bozmasın, anlamında…

Komik ama gerçek!

Hatta, limon suyu saçlarımız için jöle kıvamındayken, aynı zamanda gözlerimiz için de birer damlası parıltı demekti: Bir sağ göze, bir damla sola; acısı mühim değil! Işıl ışıl gözlerle gezmeğe giderdik!

Kör olmadık, Allaha şükür!

******

O sokaklarda yaşayan bütün gençler, kız-erkek ayrımı olmaksızın, arkadaştılar…

Öyleydik yani…

Yaşlarımız üç aşağı- beş yukarı denkti; parkta buluşurduk her akşam üstü…

Otuz-kırk kişilik bir arkadaş grubuyduk; kah sakızımızı bölüşürdük, kah çiğdemimizi…

Ne konuşurduk, tam hatırlamıyorum, çokça söylediğimiz şarkı kulaklarımda: Arkadaş!

Melike Demirağ’dan…

Yazlık sinemada birlikte izlemiştik, gazozlarımız elimizde, ele-ele tutuşmuştuk, gözyaşlarımız ha yanaklarımızda, ha yüreğimizde…

******

Eve döndüğümüzde efil gecelikli bir anne karşılardı, bizi, babamız uyuyor olabilirdi, ya da değil; efil geceliklerimizi giyerdik yıkadıktan sonra ayak ve bacaklarımızı ve keyifli bir uykunun koynuna atıverirdik kendimizi…

Hani, bir türlü bir yerleri paylaşamayanlar var ya; kız kardeşim ve ben yıllarca aynı odayı paylaştık!

Aklımızdan geçenler farklıydı, belki, ama hala birbirimizin iyiliğini istiyorsak, salt aynı odayı paylaşabilmekte değil maharet, o sevgiyi, o değeri verendedir asıl meziyet!

******

Ne diyordum?

Oooo, anılar anıları canlandırıyor, ne yazacağına karar vermeden klavye başına oturandan da nereden başladın da nerede son verdin diye hesap sormak gayetle abesle iştigal!

******

Allahım, nasıl bir bünye yarattın ki; her bir sırrı ölümüne dek taşıyıp da, kendisi ile ilgili hiçbir şeyi az biraz saklayabilsin!

O bünye bu bünye!

Her bir kişinin tüm anlattıkları sırdır, anasını satayım, kendimle ilgili hiçbir şeyin zamanını bekleyemem; ağır gelir!

Bir kitap var düşüncemde, buralardan yetemediğim bazı şeyleri belki daha detaylı anlatmak… Ya da, belki, biraz daha deşelemek; “Çıplak Pencere”: Cıbıldak Pencere olur belki de!

******

Neyse…

Keyifli bir Pazar dilerim size…

 

http://twitter.com/Gulgunkaraoglu

gulgun_2006@hotmail.com

 
Toplam blog
: 1269
: 1343
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..