​ Ego korkaklıktır, sevmek ise cesarettir / Felsefe / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Kasım '10

 
Kategori
Felsefe
 

Ego korkaklıktır, sevmek ise cesarettir

Ego korkaklıktır, sevmek ise cesarettir
 

İnsan günlük hayatındaki olup biten her şeyi, günlük eylemlerini gözlemlediğinde, kendini gerçekten olduğu gibi tanıyabilir, anlayabilir mi? Sormak yerine cevap istediğinde, iç sesinizi duymak yerine konuştuğunda, kendini bastırmış olursun. Ama ne zaman kendini, kendi gerçeğini o an basitçe kavrasan, çabaların, hilelerin, oyunların, -mış gibi yapmaların farkına varırsın.


Kendi iç sesinin, kendi varlığının farkına varman için kendine karşı tamamen dürüst olmak zorundasın. Düşüncelerinin bir başkası tarafından onaylanmasını, desteklenmesini beklemek yerine, kendini dinlediğin ve anladığın zaman... İlgiyi ve sevgiyi talep etmek yerine kendini keşfetme hevesiyle ve sevgiyle dolu olduğunda, bu dürüstlük için büyük bir adım atmış olursun.


Eğer önceden belirlenmiş, bilinen ideallere, prensiplere göre hareket edersen yine dürüst davranmamış olacaksın çünkü olduğun insanı değil, olması gereken kişiyi yaşıyor olacaksın. Bu basitçe rol yapmaktır, kendinden utanmak ve başkalarından önce kendini kandırmaya çalışmaktır. Belki başkalarını birkaç defa kandırabilirsin ama kendini asla.


İdealist insanlar, ideallerine, hedeflerine göre yaşarlar, onların zihni hep gelecektedir ve şu anda ne olup bittiğinin, dolayısıyla kendilerinin farkında değildirler. İdeallerin, inançların, prensiplerin, hedeflerin varsa kendini olduğu gibi, bütünüyle, dosdoğru görmen mümkün değildir.


Kendine bir sorduğunda cevabı veren kim olur? Ya soruyu soran kimdir? Eğer o varlık bilincin ise, kendinle doğrudan bağ kurmuşsun demektir. Keşfedebileceğin esas şey bir farkında olma halidir, farkındalığındır. Ancak eğer o farkındalık halinde hâlâ “farkında olmayı” istiyorsan, farkındalığı uygulaman gerektiğini düşünüyorsan, sen yine orda değilsin, bilincin yine orda değil. Bunu düşünmen sadece bir imgedir, sen değilsindir.


Benim insana ait doğruluk tanımım da budur: Eğer kendine karşı herhangi bir rolü, imgeyi, ideolojiyi araya sokmadan kendini fark edebiliyorsan, dürüstsün, bu doğrudur. Ne zaman varoluşla ahenk içinde olsan bu doğrudur ve varoluşla ahenk içinde olmasan da yanlıştır.


Dürüstlükle pazarlık yapamazsın.

Eğer sen anlayışın, düşüncelerin, gözlemlerin yerine imgelerin, ideolojilerin, ideallerin peşindeysen kendinde değilsin. Neyin doğru, neyin iyi olduğuna dair önceden hazırlanmış yanıtlar bir işe yaramaz, çünkü hayat sürekli değişir.

İnsanlar eyleme geçmek için, keşfetmek için, sevmek için bile belirli koşulların gerçekleşmesini, belirli kalıpların kendilerine dayatılmasını bekliyorlar. Hayat beklenecek bir şey değildir, hayat ancak yaşanmak içindir. Anlam arayacak bir şey yok, arasan da bulamazsın, anlamı kendin yaratacaksın.

Hayat yaşayarak bir anlam yaratma fırsatıdır.

Sen sevgi yönelimli yaşamadığında, sevgiyle hareket etmediğinde, kendinden uzaklaşıyorsun. Tüm kalbinle sevmediğin her şey için sürekli olarak pazarlık halindesin. Sürekli olarak karşındakini zorlarsın, oysa sevgi bir ilgi ve sevilme talebi değildir. Sevgin bir ceza, bir koşul, bir zorlama değildir. İlgini vererek kimseyi ödüllendirmediğin gibi, ilgini geri çekerek de kimseyi cezalandıramazsın.

Sevgi her şeyden önce sevene yardım eder. Ve ne kadar çok seversen, karşılıksız, belentisiz seversen o kadar sevilebilir olursun.

Sen ne kadar az seviyorsan, hayata ve yeni olana ne kadar az ilgi duyuyorsan o kadar egonun içine hapsolursun. O zaman çabucak kırılırsın, incinirsin, öfkelenirsin, biri sana içten yaklaştığı zaman korkarsın. Çünkü sevgiyle her karşı karşıya geldiğinde, ya reddedilme ya da geri çekilme olasılığından korkarsın.

Sen kimsenin seni sevmesine izin vermediğin zaman, kimseyi sevmediğin zaman kendi etrafına duvarlar örmüş oluyorsun. O zaman da korku ortaya çıkıyor, kendine kapanıyorsun. Korkunun tam tanımı da budur, sen bilinenden bilinmeye giderken korkuyorsun; sen varoluş ile temasını yitirdiğinde korkunun kendisi oluyorsun.

Aslında çok korkan insanlar büyük bir sevme potansiyeline sahip olanlardır. Sevgi yokken, korku belirir. Eğer sevginin akmasına, paylaşılmasına engel olunursa, sevgi batırılırsa korkuya dönüşür. Ne zaman sevgiyle bir işi yapıyorsan, sevgi içinden taşıyorsa o zaman korku yoktur. Ne zaman bir insanı sevsen korku yok olur.

Sevgi ışıktır ve korku da karanlık. Karanlık aslında ışığın yokluğudur, o yüzden korku da sevginin yokluğudur.

Eğer sevgiyi yaşamak, sevgiyi paylaşmak yerine onu bastırırsan, gerçekleşmesine izin vermezsen karşıtına dönüşür. Ne zaman kendini rekabet, kıskançlık içinde bulsan, korkunun da bir parçası olursun.

Sevgi aslında en doğal şeydir ancak genelde bu yaşanmaz. Sevgi en doğal bilinçlilik halidir, çünkü ne zaman seviyorsan tümüyle o andasın, farkındasın. Bunu sözcüklerle ifade etmene gerek kalmaz çünkü sözcükler, kullandığın dil, sadece sevgili olmayanlar içindir. Sevginin, tatmininin, sevincinin kendine has bir dili vardır.

Sevgi senin en doğal varlığındır. Bir çabaya, onu geliştirmeye, ideale gerek yoktur. Sevgi gelince tüm eksiklerin bitmesi, yerine derin bir anlayışın yerleşmesi ve kökleşmesi bundandır.

Normal bir ölümde insan bedeni ölür ancak, sevgi içinde yok olacak tek şey ego olacaktır.

Toplum, aile, otoriteler, gelenekler, sevgiyi imkânsız hale getirmek için ellerinden geleni yapabilirler ancak onları izlemen senin ölümün olacaktır. O zaman sevgi yerine korku, nefret belirir ve nefret etmek, sevmekten çok daha kolay bir hale dönüşür. O zaman seni yönetmek, senin çarpıklığına hitap etmek kolay olur. Bir köle toplumu da böyle yaratılır; sen kendin değilsen, bir başkası olmayı arzuluyorsan, sana dayatılan ideallerin peşindeysen, kendini yaşamıyorsun, tatminsizliğin artarak devam ediyor.

Bir insanı yok etmeninin, onu bir köle yapmanın en kolay yolu, onun içindeki o doğal sevgiyi, sevme potansiyelini yok etmektir.

Sevgi bir başkaldırıdır, çünkü sadece sevgi yüreğinin sesini dinler ve başka hiçbir şeyi umursamaz.

Korku dolu bir insan ise öfke doludur, huzursuzluk doludur, sessizlik nedir bilmez. Ne zaman korku dolu bir insan görsen, onun yaşamdan yana değil, yaşama karşı hareket ettiğini görebilirsin. Korku dolu bir insanın yaşamında huzura yer yoktur çünkü yaşama karşı olumlu bir davranış, yaşamı olumlama yoktur.

Sevgide sen zekisin, korkuda köreliyorsun. Hiçbir otorite, sistem, ideoloji, dogma senin zeki olmanı istemez. Sen zekiysen kim sana istemediğin şeyleri zorla dayatabilir, sen zekiyken kim sana hükmedebilir?

Oysa sevgi sana cesaret verir, bütün korkuları köklerinden söküp atar. Sana hükmedenler ise senin korkularına bel bağlar, seni korkuların sayesinde sömürürler. Hükümetler hapishanerle, gelenekler törelerle, işveren işçiyi işten çıkarmakla, koca karısını boşamakla tehdit eder, onlar karşılarındakilerin korkularından beslenirler.

Egoist bir insan her zaman korku doludur. Aslında ego diye bir şey olmamasına rağmen, insan kendini egosuyla öyle bağdaştırmış, öyle özdeşleşmiştir ki farkında değildir.

Ego korkaklıktır çünkü sürekli olarak ego yok olma tehditiyle karşı karşıyadır. Nefret ettiğin zaman egon tatmin olur. Egon ancak nefret ettiğin sürece varolabilir. Ancak bu nefret sayesinde kendini diğerlerinden ayırırsın, kendini onlardan üstün hissedersin, nefret sayesinde kendini soyutlarsın ve kendini tanımlarsın.

Sevgide sen ayrı bir kişi değilsin, çünkü sevgi bir buluşmadır, bir birliktir. O nefret gibi ayrışma değil, bir kaynaşmadır, bir birleşmedir.

Eğer egona çok bağlı kalırsan nefret etmek çok kolaydır. Egosuz isen korkuya yer yoktur.

Ego öyle incedir ki, her zaman ölümle titrer. Bu yüzden ne zaman ego varsa, korku da vardır.

Egoyu bırakmak senin aydınlanmandır, senin kendi içinde ölümsüz, sonsuz olduğunu anlamandır.

Ego seni bir korkak yapar, sevmek ise seni bir ölümsüz kılar.

 
Toplam blog
: 48
: 2763
Kayıt tarihi
: 15.09.10
 
 

Sanskritçe: Kendini bilen ve kendinin ustası olan. Doğdu, büyüdü, ölecek. Sonsuza kalmak için değ..