- Kategori
- Ekonomi - Finans
Ekonomik kriz

Dünyanın içinde bulunduğu ekonomik krizden çıkmanın bu gün için tek yolu varsa, o da hayatı bir oyun olarak algılamak, zenginle fakiri birbirine yaklaştırmaktır.
Çünkü hayat, bir oyundur. Oyun kuralsız oynanmaz. Kuralları olan oyun hayat oyunu da olsa, en az iki kişiyle oynanır. Oyun kuralları az gelişmiş toplumlarda genelde oyun Tanrı ile kul arasında, gelişmiş toplumlarda da kullar kendi aralarında birbirleriyle oynarlar.
Hayat oyununu oynamak için her şeyden önce insanın var olup yaşaması gerekir. Çünkü yaşamla ölüm arasında oynanan oyunun genel adı hayattır. Onun için hayatta yaşayıp var olan herkes bu hayat oyununu kendi akıl ölçüsünde kendi eliyle oynar.
Başlangıçta hayatın temel kuralını koyan Allah’tır. Onun için doğal hayat içinde hayat oyunu Allah’ın koyduğu kurala göre oynanır. Kurallara uygun oynayan kul, sonunda kazanır.
Ancak, yaşanılan ortak hayatın kuralını koyan kullar ise, o zamanda oynanan hayat oyunu, kuralı koyan kullar arasında oynanır. Dünyamızda olduğu gibi. İşte bu gün dünyamızda yaşanan ekonomik krizin sebebi, oynanan hayat oyununun kuralını koyan kul, oynayan kul, bozan yine kul. Hal böyle olunca da dünyada istenilen düzey ve seviyede kuralları olan oyun oynanmıyor.
Şayet konan kurallara uygun oyun oynanmış olsaydı. Bu gün yaşadığımız bu ekonomik kriz asla yaşanmazdı. Çünkü konan kurala göre zenginle fakir arasındaki fark hiçbir zaman bu kadar çok açılmazdı. Birbirinden hiçbir zaman bu kadar çok uzaklaşmazlardı.
Dolayısıyla toplumlarda üretim durmaz, zengin fakirleşmez, fakir halk can pazarına düşüp, var olup yok olma mücadelesi vermezdi.
Demek ki, dünya zenginleri tamahlık edip hırsa kapıldı. Dünyanın ortak değeri olan tüm kazanımları tek elde toplayarak geniş halk kitlelerini fakirleştirip yaşadığımız doğal hayatın ölçüsünü kaçırıp dengesini bozdular.
Çünkü hayat tahtravalliye benzeyen bir oyundur. Her oyunda olduğu gibi bu oyunda kuralsız oynanmaz. Oynanırsa sonuç bu gün dünyada olduğu gibi olur.
Yaşadığımız hayatın temel kuralını koyan Hak’tır. Hak ölçüdür. Ölçü dengedir. Dengeyi sağlayan ortadır. Onun için hak her zaman ortadadır. Ortayı bulup yaşayan ise her zaman sağlıklı yaşar. Sağlıklı gelişir. Sağlık içinde hayatını sürdürürken huzur bulur, mutlu yaşar.
Halbuki şimdi tüm dünya sağlıksız, huzursuz ve mutsuz. Böyle yaşanılan toplumlarda her türlü kriz çıkar. Çıkmaması da mümkün değil. Çünkü yaşanılan hayat, doğal hayatın kuralına aykırı.
Bir çok toplumda üretim yok, tüketim çok. Halbuki yaşarken oynadığımız hayatın kuralını koyan Hak, her şeyi çalışıp kazanıp yeme üzerine kurmuştur. Yani çalışıp üretmek, satıp kazanıp yemek bu işin temelini oluşturur.
Çünkü üretim, zengin - fakir denilen her iki ucu birbirine yaklaştırır. Bu yaklaşım onları bir araya getirip barışı sağlar. Barış toplumlarda sürekli üretimin artmasını sağlar. Üretim zenginliği, zenginlik huzuru sağlar.
Demek ki bu gün içinde yaşadığımız dünya bunlardan çok uzaklaşmış. Oynadığımız hayat oyununun ölçüsünü kaçırıp dengesini bozmuşuz. Zengin dünya hayatın tüm kurallarını bozup yok etmiş. Kendi kuralını bozduğu yetmiyormuş gibi, kendi dışındaki tüm dünyanın da bu güne kadar oluştursduğu tüm kurallarını bozup yok etmiştir.
Onun için şimdi tüm dünyaya düşen görev, bu güne kadar yaşadığımız olumsuz hayatı terk etmektir. Zihinsel devrime, dönüşüp değişmeye hepimizin ihtiyacı var. Bunu tez elden gerçekleştirmemiz gerekir. Aksi takdirde her geçen gün daha fazla ayrışıp bölünerek parçalanıp yok oluruz.
Bizim dışımızdaki diğer zengin dünya da zaten bizden bunu istiyor. Çünkü adamlar zarar edip iflasa giderken birden bire içinde bulundukları tüm zararı gücünü kullanıp tüm dünyaya pay edip ödetiyor.
Hak, adalet, ölçü bunun neresinde. Olmadığı içinde her geçen gün dünyada oynanan oyunun kuralıda, düzeni de bozulmakta.
Çünkü aç gözlü zenginler daha fazla zengin olmak için fakir halkı daha çok sömürmektedirler. Sömürüle sömürüle canından başka verecek bir şeyi kalmayan fakir halk, artık çıkmaza girmektedir.
Fakiri yaşatan umuttur. Umudu tükenen fakir halk için artık can bile para etmez hale gelir. Tıpkı bu gün dünyada olduğu gibi. Her yerde kan, her yerde göz yaşı var. Sevgiden ziyade her yerde kin, her yerde nefret var.
Halbuki “Akıllı zengin fakirle iyi geçinendir.” “Fakirin derdinden, halinden anlayan zengin akıllı zengindir.” “Fakire umut olan zengin akıllı zengindir.” “Akıllı zengin hiçbir zaman darlık çekmez. Yokluk yüzü görmez.”
Üretim varlığı, varlıkta barışı sağlar. Barış huzur ve mutluluktur. Onun için üretim barışın, barışta üretimin temelini oluşturur.
Demek ki, varlık barışı, yokluk savaşı oluşturur. Yokluğu kovup zenginliği oluşturabilmek için fakirle zengin arasındaki uçurumun farkını azaltıp yok etmeye çalışmalıyız.
Bunun içinde “Fakirlik ayıp değil, yardımlaşmamak ayıptır.” Yerine “Zenginlik ayıp değil, çalışmamak ayıptır.” Sözünü halkımıza işlememiz gerekir ki, halkımız çalışıp üretsin. Emek vererek yesin içsin ki, insanımız gurur duyup onurlansın. Sonunda zorlukları yenip yaşadığı hayatın tadına vararak olgunlaşıp insan olsun.
Aksi takdirde “Fakirlik ayıp değil, yardımlaşmamak ayıptır. Dersek, işler tersine gider. Çünkü insanın yaratılışı her zaman kolay olana meyillenmeye müsaittir. Onun için insanlar en ufak sorunda, zorlukta çalışmazlar. Üretim yapmazlar. Her şeyin kolayına kaçarlar. Hep başkaları çalışsın. Başkaları üretsin isterler. Kendileri de çalışmayıp yan gelip yan yatmak. Hep eğlenip tozarak yiyip içip boş vakit geçirmek isterler.
Sürekli böyle bir hayat yaşanmaz. Bunu herkes biliyor. Çünkü hazıra dağ dayanmaz. Onun için üretmeden tüketenlerin sonu muhtaçlıktır. Bağımlılıktır. Özgürlükten yoksun olmaktır. İnsanın kendi ülkesinde eli kolu bağlı olmasıdır. Daha ileri gidilirse sonu esarettir.
Bu gün içinde bulunduğumuz krizden çıkmak için zengin biraz birikmiş varlığından fedakarlık edecek. Fakirde emeğinden biraz fedakarlık ederek çalışıp kazanacak. Biraz zenginleşecek. Dolayısıyla toplumda huzur oluşacak. Oluşan huzur, toplumun ihtiyacını artıracak. Artan ihtiyaç üretimi, üretim de tüketimi artırarak toplumda dengeyi oluşturacak. Oluşturulan bu denge ölçü içinde korunacak. Bu şekilde toplumlarda süreklilik sağlanarak hayat oyunu devam ettirilecek.
Aksi takdirde toplumlar önce ahlaken, sonrada ekonomik yönden iflas edip çökerler.
Tarih tekerrür etse de hayat tekrar edip, tekerrür etmez. Onun için yaşadığımız hayatlara değer vermeliyiz.
Bunun içinde herkes yaşadığı hayattan sürekli ders alıp doğru yaşamasını öğrenmeli ki, yaşadığı hayatta başarılı olabilsin. Onun için en doğru hayat, yaşadığı hayattan ders alıp ölçü ve denge içinde yaşamasını başaranlarındır.
Hoşça kalınız. Sevgi ve saygılarımla.
Cahit KARAÇ