- Kategori
- Eğitim
Ergenlik dönemine geçiş ve özellikleri

Çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemi olarak adlandınlan ergenlik, bedensel, ruhsal, zihinsel ve sosyal açıdan, hızlı bir değişme ve gelişmenin yer aldığı bir dönemdir. Ergenlik dönemi, bazı uzmanlara göre bir “arayış”, bazılarına göre bir “fırtına”, bazılarına göre de bir “bunalım” dönemidir.
Ancak hemen bütün uzmanların üzerinde anlaştıkları ve bu çağın karakteristiği sayılabilecek bir özellik “değişim ve gelişiın”dir. İnsan gelişiminin daha rahat bilinmesi amacıyla yapılan bölümlemelerden biri olan ergenlik dönemi, diğer gelişim dönemlerinden önemli ölçüde farklılık gösterir. Çünkü bu çağda, bireyin çoculduk döneminde yerleşmiş olan birçok özelliği bir değişim sürecine girerek, sonuçta yetişkinilik hayatında alacağı biçime girer. Bu açıdan ergenlik dönemine “başkalaşım” dönemi de denilebilir.
Bu yönüyle de özellikle anne-baba ve öğretmenlerin, bu dönemin özelliklerini bilerek, uygun yaklaşımda bulunmalarının önemi büyüktür. “Genellikle ilk ergenlik belirtileriyle başlayan gençlik çağı, büyümenin durmasına kadar sürer ve 12-21 yaşlannı kapsar” (A. Yörükoğlu 1986). Ergenlik kızlarda ortalama 11, erkeklerde ise 13 yaşlarında, erinlik (buluğ-puberty) dönemi ile başlar. Erinlik, kızlarda altı ay, erkeklerde ise iki yıl kadar sürebilir. Erinlik, cinsel organlarının olgunlaşmaya başlamasıyla kısa süren bir dizi fizyolojik değişmeyi kapsar.
Bedensel Gelişme: Son çocukluk döneminde, belirli bir fizyolojik dengeye sahip olan ve düşük bir hızda devam eden büyüme ve gelişme, ergenlik döneminin başlaması ile (erinlik ile) hızlı bir değişime uğrar. Ergen, çoğu zaman bu hızlı değişimlere ayak uyduramaz ve çeşitli sorunlarla karşılaşabilir. Bireyin çocukluk çağının kendine has özelliklerinden kurtularak yetişkinlik hayatına hazırlanmasında, erinlik ile başlayan bedensel ve cinsel gelişmelerin rolü büyüktür. Önce eller ve ayaklar büyür, daha sonra boy uzar, kilo artar ve vücut yetişkinlikteki halini almaya başlar. Erkek ve kızlarda devam eden kendi cinslerine has bu değişmeler, ergenleri bir yandan sevindirirken diğer yandan kuşkuya düşürebilir. Organlar arasındaki gelişme hızı aynı olmadığından, vücutta bir dengesizlik, hareketlerde uyumsuzluk görülebilir. Çünkü, beden kısımları arasındaki koordinasyon tam olarak sağlanamamıştır. Kısa zamanda meydana gelen bu gelişme, ergenin beceriksiz olmasına yol açabilir, çünkü daha önce kazanılmış olan denge, organların boyutlannm orantısız değişmesiyle kaybolar, koordinasyon azalır. Beceri ve denge, ancak zamanla büyüme hızma ulaşabilir. Deneyimsiz ve utangaç olan ergen, hep gözlendiğini zanneder. Bu da yanlışlar yapmasına yol açabilir. Kısa zaman önce çocuk görünümünde olan bireyin, sesi çatlayıp kalınlaşmıştır. Görünüş itibarıyla bir yetişkini andırırken, henüz yetişkin değildir.
Cinsel Gelişme: Ergenliğin belki de en önemli özelliği, bedenin cinsel bir anlam kazanmaya başlamasıdır. A.Yörükoğlu (1986), ergenlik öncesi dönemde, kızlarda 10-12 yaş dolaylarında dişilik hormonu (estrogen), erkeklerde ise 13-14 yaşlarında erlik hormonu (androgen) salgılarının hızlandığını belirtmektedir. Cinsel organlarda sözü edilen üreme ile doğrudan ilişkili birincil özelliklerin yanında, üreme ile dolaylı ilişkili olan ikincil cinsel özellikler de gelişir. Tüylerin gelişimi, kızlarda göğüslerin ve kalçaların gelişimi, bu ikincil özellilderdendir. Kızlarda ergenlik döneminin başlangıcında yer alan en önemli cinsel gelişme, ilk aybaşı kanamasının (adet görme) olmasıdır. “Ergenlerde <ı>12-15 ı>yaşları arasındaki hızlı fizyolojik gelişme, kızlarda ilk adet görme ile erkeklerde sperm yapımıyla doruğa ulaşır” (A. Yörükoğlu, 1986). İlk adet, her kızın bedensel gelişmesine göre 10-11 yaşlarıyla <ı>15-16 ı>yaşları arasında olabilir. Bu durum karşısında genç kız şaşırır, hatta utanç duyabilir. Bu duruma önceden hazırlanmasının ve kendisine bilgi verilmesinin önemi büyüktür. “Çocuğa, ay halini doğal, iyi ve anne olabilme imkanının mutlu bir belirtisi olarak göstermek çok önemlidir (H. Yavuzer, 1986). Erkek ergenlerin karşılaştıkları sorunlar daha fazladır. Ortalama olarak 13-14 yaşlarında ilk orgazmı (boşalma) yaşarlar. Bu durum, onları şaşırtıp tedirgin yapabilir. “Ergenlik dönemindeki cinsel davranışların başında mastürbasyon gelir. Anne-babalar, çocuklarıyla daha önceden konuşarak, bu konular hakkında bilgi vermeli ve endişelerini gidermeye çalışmalıdırlar. Böylece söz konusu değişmelere daha hazırlıklı olurlar. Özellikle, hızlı gelişmenin yer aldığı ergenliğe geçiş döneminde, en büyük sorun yaratan konulardan biri de, bazı ergenlerin arkadaşlarına oranla daha geç veya daha erken gelişmesidir. Örneğin boy uzaması bazı ergenlerde 12-13 yaşlarında başlayıp hızla artarken, bazılannda <ı>15-16 ı>yaşlarında başlayabilir. Bu durumun, kalıtımdan, ergenin yaşadığı ortam şartlarına ve beslenmeye kadar birçok nedeni olabilir. Çevresindeki arkadaşlannın boyları hızla büyürken, kendi boyunun aynı kalmasından endişelenen bireye bu durum anlatılmalı ve rahatlatılmaya çalışılmalıdır.
Sosyal Gelişme: İlk çocukluk yıllarında, en çok etkilenilen yetişkinler anne-babalardır. İlkokul döneminde bu gruba öğretmenler de katılmıştır. Ergenlik döneminin başlamasıyla, arkadaşlık ve sosyal çevre daha çok önem kazanmaya başlar. Ergen ile anne-babalar arasında sık sık sorunlar çıkabilir. Anne-babalar, çocuğun değiştiğini, onu tanıyamadıklarını belirtirken, ergenler de anlaşılmadıklarından yakınabilirler. Anne-babalar, bu zorlu dönemin en rahat biçimde atlatılması için, ergeni tanımalı, ona güvenmeli ve destek olmalıdır. Kendisiyle daha çok ilgilenmeye, süslenmeye başlayan ergen, özellikle grup içinde yanlış anlaşılmaktan korkabilir, bu yüzden rahat konuşamayabilir. Ergen, bir yandan bedenindeki değişmelere ayak uydurmaya çalışırken, diğer yandan da gerek duygusal, gerekse sosyal dünyasındaki, düşüncelerindeki değişikliğe, farklılaşan bakış açısına ayak uydurmaya çalışır. Bağımsızlığı, kendi başına olmayı ve kendisine karışılmamasını isterken, bir yandan da ailenin desteğine ihityaç duyar. Çünkü, kafasında birçok soru vardır. Ergenlik dönemine girdikten sonra, çocuğun davranışlarını özdeşleştirdiği özdeşim modeli de genellikle değişir. İlgileri artan ama sık sık değişen ergen, şarkıcılara, sinema artistlerine, sporculara vb. ilgi duyar. Artık gerek anne-babaların gerekse özdeşim modeli olarak seçilen öğretmenlerin de bazı hataları olduğu anlaşılır. Ergen, davranış ve yaşayışı ile benzemek istediği yeni bireyler belirleyebilir. Bir arkadaş, hayran olduğu bir model olarak seçilebilir. Bu model sık sık değişebilir, çünkü ergen kendisi için en uygun benliği oluşturmaktadır. “Benlik kavramı, bir bireyin kendisine ilişkin algılarının, duygularının, tutumlarının, toplamından oluşur” (B. Onur, 1987). Bu açıdan ergen, kim olduğunu ve toplum içindeki rolünün ne olacağını merak eder; gelecekte yapmak istediği iş, seçmek istediği meslek konusunda sık sık fikir değiştirebilir. Arkadaşlığa ve arkadaşlara önem verir, arkadaş gruplarına katılır, grubun kurallarına uymaya çalışır. Anne-babalar, bu dönemdeki çocuklarını başka çocuklarla karşılaştırmamaya, arkadaşları yanında onlarıa uyarılarda bulunmamaya özen göstermelidirler. Çünkü ergenler bu konuda çok hassastırlar. Fikirlerine değer verilmesini ister, başkalarının kendileri hakkındaki düşüncelerine büyük önem verirler.
Duygusal Gelişme: Karşı cinse ilginin başladığı, ergenlik dönemine geçiş ile gerek bedensel değişikliklere uyum, gerek topluma ilişkin fikirlerindeki değişme ve gerekse bağımsız olma isteği gibi ergenlerin, ergenin aşırı duygusal olmasına yol açtığı uzmanlarca belirtilmektedir. Çekingen, kendine güvensiz, hatta bazen aşağılık duygusu içinde olabilirler. Aniden sinirlenebilir, çabuk tepki gösterebilir, ders çalışma düzenleri değişebilir. Erkek ergenler, spor yaparak vücutlarını geliştirmeye çalışırken, duygusallığı daha çok yaşayan kız ergenler ise ayna başında saatler geçirebilirler. Gerek anne-babanın gerekse yakın çevredeki diğer bireylerin ergene karşı tutumları, onun duygusal durumunda iniş çıkışlara neden olabilir. Aşırı baskılı ve otoriter çocuk yetiştirme tutumu benimseyen ailelerin çocuklarının ergenlik dönemine girmesiyle sorunlar giderek çoğalabilir. Özellikle iletişim bozulması, ergenin kendi içine çekilmesine yol açabilir. Anne-babalar, ergenlik dönemine giren çocuklarının, eskisi kadar kendi denetimlerinde olmadıklarından yakınırlar. Bu yüzden sıkı baskıcı tedbirler denemek isterler. Ancak böylesine bir tutum, birçok olumsuz sonuçlar ortaya çıkarabilmektedir. Anne-babalar, ergen üzerindeki denetimlerini ona hissettirmeden, ona destek olmakla sağlayabilirler. Ergen, anne-baba ve ailenin diğer üyeleri arasındaki ilişkilere duyarlıdır. Aile içinde ergene yaşına uygun sorumluluklar verilmesi ve onun, kendi ilgileri doğrultusunda yönlendirilmesi gereklidir. Sevgi ve güven dolu olan demokratik bir anne-baba-ergen ilişkisinin, ergenlik döneminin en az sorunla atlatılmasında büyük rolü olacaktır. Herçeyden önce aile içinde karşılıklı saygıya dayalı ve düzenli bir iletişim kurulmasına özen göstermelidir. Ergenin içine girdiği, duygusal dalgalanmaların olduğu dönemde, ona yalnız olmadığı hissi verilmelidir. Sorunlarının çözümünde sert tartışmalara girmekten kaçınılmalı, onun yerine kararlar verilmemesine dikkat edilmelidir. Ergenin sağlık, kişilik, okul vb. konulardaki kaygılarının giderilmesinde de gerek aile gerekse öğretmenlerin yardımcı olmaları gereklidir. Anne-babalar, çocuklarının içine girdiği dönemin ve özelliklerinin bilincinde olarak ona yaklaşmalı, kendine has bir kimlik yapısı oluşturmasında ona yardım etmeli ve onu anlamaya çalışmalıdırlar. Anne-baba-öğretmen ve diğer yetişkinler böylece, “fırtınalı” olarak adlandırılan ergenlik döneminin rahat biçimde geçirilmesine katkıda bulunabilirler.
Ancak hemen bütün uzmanların üzerinde anlaştıkları ve bu çağın karakteristiği sayılabilecek bir özellik “değişim ve gelişiın”dir. İnsan gelişiminin daha rahat bilinmesi amacıyla yapılan bölümlemelerden biri olan ergenlik dönemi, diğer gelişim dönemlerinden önemli ölçüde farklılık gösterir. Çünkü bu çağda, bireyin çoculduk döneminde yerleşmiş olan birçok özelliği bir değişim sürecine girerek, sonuçta yetişkinilik hayatında alacağı biçime girer. Bu açıdan ergenlik dönemine “başkalaşım” dönemi de denilebilir.
Bu yönüyle de özellikle anne-baba ve öğretmenlerin, bu dönemin özelliklerini bilerek, uygun yaklaşımda bulunmalarının önemi büyüktür. “Genellikle ilk ergenlik belirtileriyle başlayan gençlik çağı, büyümenin durmasına kadar sürer ve 12-21 yaşlannı kapsar” (A. Yörükoğlu 1986). Ergenlik kızlarda ortalama 11, erkeklerde ise 13 yaşlarında, erinlik (buluğ-puberty) dönemi ile başlar. Erinlik, kızlarda altı ay, erkeklerde ise iki yıl kadar sürebilir. Erinlik, cinsel organlarının olgunlaşmaya başlamasıyla kısa süren bir dizi fizyolojik değişmeyi kapsar.
Bedensel Gelişme: Son çocukluk döneminde, belirli bir fizyolojik dengeye sahip olan ve düşük bir hızda devam eden büyüme ve gelişme, ergenlik döneminin başlaması ile (erinlik ile) hızlı bir değişime uğrar. Ergen, çoğu zaman bu hızlı değişimlere ayak uyduramaz ve çeşitli sorunlarla karşılaşabilir. Bireyin çocukluk çağının kendine has özelliklerinden kurtularak yetişkinlik hayatına hazırlanmasında, erinlik ile başlayan bedensel ve cinsel gelişmelerin rolü büyüktür. Önce eller ve ayaklar büyür, daha sonra boy uzar, kilo artar ve vücut yetişkinlikteki halini almaya başlar. Erkek ve kızlarda devam eden kendi cinslerine has bu değişmeler, ergenleri bir yandan sevindirirken diğer yandan kuşkuya düşürebilir. Organlar arasındaki gelişme hızı aynı olmadığından, vücutta bir dengesizlik, hareketlerde uyumsuzluk görülebilir. Çünkü, beden kısımları arasındaki koordinasyon tam olarak sağlanamamıştır. Kısa zamanda meydana gelen bu gelişme, ergenin beceriksiz olmasına yol açabilir, çünkü daha önce kazanılmış olan denge, organların boyutlannm orantısız değişmesiyle kaybolar, koordinasyon azalır. Beceri ve denge, ancak zamanla büyüme hızma ulaşabilir. Deneyimsiz ve utangaç olan ergen, hep gözlendiğini zanneder. Bu da yanlışlar yapmasına yol açabilir. Kısa zaman önce çocuk görünümünde olan bireyin, sesi çatlayıp kalınlaşmıştır. Görünüş itibarıyla bir yetişkini andırırken, henüz yetişkin değildir.
Cinsel Gelişme: Ergenliğin belki de en önemli özelliği, bedenin cinsel bir anlam kazanmaya başlamasıdır. A.Yörükoğlu (1986), ergenlik öncesi dönemde, kızlarda 10-12 yaş dolaylarında dişilik hormonu (estrogen), erkeklerde ise 13-14 yaşlarında erlik hormonu (androgen) salgılarının hızlandığını belirtmektedir. Cinsel organlarda sözü edilen üreme ile doğrudan ilişkili birincil özelliklerin yanında, üreme ile dolaylı ilişkili olan ikincil cinsel özellikler de gelişir. Tüylerin gelişimi, kızlarda göğüslerin ve kalçaların gelişimi, bu ikincil özellilderdendir. Kızlarda ergenlik döneminin başlangıcında yer alan en önemli cinsel gelişme, ilk aybaşı kanamasının (adet görme) olmasıdır. “Ergenlerde <ı>12-15 ı>yaşları arasındaki hızlı fizyolojik gelişme, kızlarda ilk adet görme ile erkeklerde sperm yapımıyla doruğa ulaşır” (A. Yörükoğlu, 1986). İlk adet, her kızın bedensel gelişmesine göre 10-11 yaşlarıyla <ı>15-16 ı>yaşları arasında olabilir. Bu durum karşısında genç kız şaşırır, hatta utanç duyabilir. Bu duruma önceden hazırlanmasının ve kendisine bilgi verilmesinin önemi büyüktür. “Çocuğa, ay halini doğal, iyi ve anne olabilme imkanının mutlu bir belirtisi olarak göstermek çok önemlidir (H. Yavuzer, 1986). Erkek ergenlerin karşılaştıkları sorunlar daha fazladır. Ortalama olarak 13-14 yaşlarında ilk orgazmı (boşalma) yaşarlar. Bu durum, onları şaşırtıp tedirgin yapabilir. “Ergenlik dönemindeki cinsel davranışların başında mastürbasyon gelir. Anne-babalar, çocuklarıyla daha önceden konuşarak, bu konular hakkında bilgi vermeli ve endişelerini gidermeye çalışmalıdırlar. Böylece söz konusu değişmelere daha hazırlıklı olurlar. Özellikle, hızlı gelişmenin yer aldığı ergenliğe geçiş döneminde, en büyük sorun yaratan konulardan biri de, bazı ergenlerin arkadaşlarına oranla daha geç veya daha erken gelişmesidir. Örneğin boy uzaması bazı ergenlerde 12-13 yaşlarında başlayıp hızla artarken, bazılannda <ı>15-16 ı>yaşlarında başlayabilir. Bu durumun, kalıtımdan, ergenin yaşadığı ortam şartlarına ve beslenmeye kadar birçok nedeni olabilir. Çevresindeki arkadaşlannın boyları hızla büyürken, kendi boyunun aynı kalmasından endişelenen bireye bu durum anlatılmalı ve rahatlatılmaya çalışılmalıdır.
Sosyal Gelişme: İlk çocukluk yıllarında, en çok etkilenilen yetişkinler anne-babalardır. İlkokul döneminde bu gruba öğretmenler de katılmıştır. Ergenlik döneminin başlamasıyla, arkadaşlık ve sosyal çevre daha çok önem kazanmaya başlar. Ergen ile anne-babalar arasında sık sık sorunlar çıkabilir. Anne-babalar, çocuğun değiştiğini, onu tanıyamadıklarını belirtirken, ergenler de anlaşılmadıklarından yakınabilirler. Anne-babalar, bu zorlu dönemin en rahat biçimde atlatılması için, ergeni tanımalı, ona güvenmeli ve destek olmalıdır. Kendisiyle daha çok ilgilenmeye, süslenmeye başlayan ergen, özellikle grup içinde yanlış anlaşılmaktan korkabilir, bu yüzden rahat konuşamayabilir. Ergen, bir yandan bedenindeki değişmelere ayak uydurmaya çalışırken, diğer yandan da gerek duygusal, gerekse sosyal dünyasındaki, düşüncelerindeki değişikliğe, farklılaşan bakış açısına ayak uydurmaya çalışır. Bağımsızlığı, kendi başına olmayı ve kendisine karışılmamasını isterken, bir yandan da ailenin desteğine ihityaç duyar. Çünkü, kafasında birçok soru vardır. Ergenlik dönemine girdikten sonra, çocuğun davranışlarını özdeşleştirdiği özdeşim modeli de genellikle değişir. İlgileri artan ama sık sık değişen ergen, şarkıcılara, sinema artistlerine, sporculara vb. ilgi duyar. Artık gerek anne-babaların gerekse özdeşim modeli olarak seçilen öğretmenlerin de bazı hataları olduğu anlaşılır. Ergen, davranış ve yaşayışı ile benzemek istediği yeni bireyler belirleyebilir. Bir arkadaş, hayran olduğu bir model olarak seçilebilir. Bu model sık sık değişebilir, çünkü ergen kendisi için en uygun benliği oluşturmaktadır. “Benlik kavramı, bir bireyin kendisine ilişkin algılarının, duygularının, tutumlarının, toplamından oluşur” (B. Onur, 1987). Bu açıdan ergen, kim olduğunu ve toplum içindeki rolünün ne olacağını merak eder; gelecekte yapmak istediği iş, seçmek istediği meslek konusunda sık sık fikir değiştirebilir. Arkadaşlığa ve arkadaşlara önem verir, arkadaş gruplarına katılır, grubun kurallarına uymaya çalışır. Anne-babalar, bu dönemdeki çocuklarını başka çocuklarla karşılaştırmamaya, arkadaşları yanında onlarıa uyarılarda bulunmamaya özen göstermelidirler. Çünkü ergenler bu konuda çok hassastırlar. Fikirlerine değer verilmesini ister, başkalarının kendileri hakkındaki düşüncelerine büyük önem verirler.
Duygusal Gelişme: Karşı cinse ilginin başladığı, ergenlik dönemine geçiş ile gerek bedensel değişikliklere uyum, gerek topluma ilişkin fikirlerindeki değişme ve gerekse bağımsız olma isteği gibi ergenlerin, ergenin aşırı duygusal olmasına yol açtığı uzmanlarca belirtilmektedir. Çekingen, kendine güvensiz, hatta bazen aşağılık duygusu içinde olabilirler. Aniden sinirlenebilir, çabuk tepki gösterebilir, ders çalışma düzenleri değişebilir. Erkek ergenler, spor yaparak vücutlarını geliştirmeye çalışırken, duygusallığı daha çok yaşayan kız ergenler ise ayna başında saatler geçirebilirler. Gerek anne-babanın gerekse yakın çevredeki diğer bireylerin ergene karşı tutumları, onun duygusal durumunda iniş çıkışlara neden olabilir. Aşırı baskılı ve otoriter çocuk yetiştirme tutumu benimseyen ailelerin çocuklarının ergenlik dönemine girmesiyle sorunlar giderek çoğalabilir. Özellikle iletişim bozulması, ergenin kendi içine çekilmesine yol açabilir. Anne-babalar, ergenlik dönemine giren çocuklarının, eskisi kadar kendi denetimlerinde olmadıklarından yakınırlar. Bu yüzden sıkı baskıcı tedbirler denemek isterler. Ancak böylesine bir tutum, birçok olumsuz sonuçlar ortaya çıkarabilmektedir. Anne-babalar, ergen üzerindeki denetimlerini ona hissettirmeden, ona destek olmakla sağlayabilirler. Ergen, anne-baba ve ailenin diğer üyeleri arasındaki ilişkilere duyarlıdır. Aile içinde ergene yaşına uygun sorumluluklar verilmesi ve onun, kendi ilgileri doğrultusunda yönlendirilmesi gereklidir. Sevgi ve güven dolu olan demokratik bir anne-baba-ergen ilişkisinin, ergenlik döneminin en az sorunla atlatılmasında büyük rolü olacaktır. Herçeyden önce aile içinde karşılıklı saygıya dayalı ve düzenli bir iletişim kurulmasına özen göstermelidir. Ergenin içine girdiği, duygusal dalgalanmaların olduğu dönemde, ona yalnız olmadığı hissi verilmelidir. Sorunlarının çözümünde sert tartışmalara girmekten kaçınılmalı, onun yerine kararlar verilmemesine dikkat edilmelidir. Ergenin sağlık, kişilik, okul vb. konulardaki kaygılarının giderilmesinde de gerek aile gerekse öğretmenlerin yardımcı olmaları gereklidir. Anne-babalar, çocuklarının içine girdiği dönemin ve özelliklerinin bilincinde olarak ona yaklaşmalı, kendine has bir kimlik yapısı oluşturmasında ona yardım etmeli ve onu anlamaya çalışmalıdırlar. Anne-baba-öğretmen ve diğer yetişkinler böylece, “fırtınalı” olarak adlandırılan ergenlik döneminin rahat biçimde geçirilmesine katkıda bulunabilirler.