​ Eski bir yaradır, hep kanar... / Aşk - Evlilik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ekim '07

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

Eski bir yaradır, hep kanar...

Eski bir yaradır, hep kanar...
 

Kendi uzaklarıma kaçtım

uzaklara…

en uzak, senin olduğun yermiş

en uzağım, uzaklarıma…

Ayaklarını uzatmışsın, elinde çay bardağın, kültablasında sigara, televizyonda eski bir filmi izliyorsun. Her şey kendi rutininde ilerlerken bir sahne gelir ekrana, ilişkilerini ve aşkı sorgulayan, ayrı yollara vurmaya hazırlanan kahramanların diyalogu, sızar ruhunun derinliklerine. Unuttuğun, unutmaya çalıştığın eski bir yaranın durmadan kanadığını fark edersin. Kanayan o yara uzaklarındır senin.

diclenin suyunda yıkandım

saçlarımı güneş kurutmuyor

öksüz yanıma kaçtım

öksüz yanım, uzaklarım…

bütün günahlarımı

ince pelür kağıda sardım

bir şişenin içinde

saldım, debisi yüksek nehrin birine

uzaklara varamadı, uzaklarıma…

O yaranın bıraktıklarını tekrar yaşamaya başlarsın. İzlediğin film kendi içinde akarken, senin öykün ekranda oynayan filmdir sanki. Sonrasını, öksüzlüğünü, öne düşen başını, günlerce onunla karşılaşırım diye sokaklara, kentlere yol alışını, uzaklarına varamayışını. Film bitmiştir, sen oturursun, kendince günah çıkarırsın, hatalarını, keşkelerini masaya yatırırsın. Bir sigara yakar, içli bir şarkı dinler, pencereden uzun uzun uzaklara bakarsın.

aksak bir hayattan

muhteşem öyküler çıkmıyor

sözcükler ölü doğuyor

dipnotlarda kan akıyor

varamam, varsam da kaybolurum

uzaklarımın içinde…

Bitmemiş bir şiirdi bizim ilişkimiz diye mırıldanırsın, bitmemiş şiirin ölüm olduğunu bile bile… Günlerce ardından çaresiz bekleyişini hatırlarsın, en son dokunduğu şeyleri koklar, son dinlediği şarkıları tekrar dinlemek istersin. Oysa o gitmiştir artık, başkalarının öykülerindeki kahramandır. Bu aklına gelir gelmez, kovmaya çalışırsın çaresiz, o gizlediğin, iyileştirdiğini düşündüğün yaran kanar, kanar, kanar… Kaybolursun zamanın rahminde, varamazsın uzaklarına…

eski zaman çerçileri

çocuk gözlerimin masalları

mezarlıklardan yükselen ağıtlar

ekmek üzerine ne çok yemin ederdik…

artık hiçbir tren

varamıyor uzaklarımıza

sen dur daha

ve öpme gözlerimden

ayrılık olur…

Kapağı kapanmış bir öyküdür seni kanatan, bilirsin, susarsın… Bir zamanlar uğruna ölümleri göze alan, sensiz yaşayamam diyen, sen yoksan ben yokumları fısıldayan, gözyaşlarını öpen, tuz tadını alan, teninde kaybolan o kadın(erkek) başkalarına aynı şeyleri söylüyordur, bilirsin. Bilişin seni daha çok kanatır, yanılsama her şey, büyük bir yanılsama diye çığlık atmak istersin, dudaklarına kocaman bir keder çöker, susarsın. Kimseyi, onu öptüğün gibi güzel öpmek istemezsin, ayrılık olmasın diye…

Yarım kalmış bir şiir ölümdür, öldün bir kere, tam da aşktan inlerken öldürüldün aşk tarafından. Artık hiçbir şey o kanayan yaranı sağaltamaz, yaranla yaşayacaksın, iyileştiğini düşündüğün bir anda, zamansız bir şey hatırlatacak sana o yaranı, kanadığını anlayacak, varamayacaksın uzaklarına.

Not: yazılar arasındaki dizeler “ölü doğmuş sözcükler üzerine” adlı şiirimden alınmadır.

 
Toplam blog
: 67
: 1679
Kayıt tarihi
: 11.08.07
 
 

Adıyaman'da doğdu. ilk ve ortaöğrenimimi yatılı bölge okullarında okudu. İzmir 9 Eylül İktisat Fa..