- Kategori
- Futbol
Galatasaray ve Türk Futbolu

Galatasaray, UEFA daki yolculuğuna devam ediyor. Yıllar öncesinde olsaydık, dün akşamki maçın sonunda sokaklara dökülür bayram ederdik. Ama dün akşam, sıradan bir maç sonrasındaki sevincimizi yaşadık. Galatasaray, bizleri bugünlere getirdi. Bu çok güzel bir duygu. Galatasaray'ımıza bir kez daha teşekkürler.
2008 2009 futbol maratonu, birçok soru ve bir tartışma ile başladı. Eleştirileri, beğenenleri, beğenmeyenleri ekranlarda doyasıya izliyoruz. Gerçek olan, futbol dünyasından beklenenin ne olduğu. Veya şöyle diyelim beklentilerin artması, arzın sancılı çırpınışı.
Türk futbolu, günümüzün yüksek tempolu anlayışına ayak uydurma sıkıntısı çekiyor. Haftada iki maç temposu, mutlak başarı isteği futbolcuları, çalıştırıcıları zorluyor. Avrupa, maddi imkanlarıyla, akılcı antremanları ve geniş kadrolarıyla daha avantajlı.
Özellikle üç büyüklerin işi zor. Mutlak başarı isteniyor ( şampiyon olamazsan vay haline ), kupaların tamamı almak hedef gösteriliyor. Futbolcuların içinde bulunduğu stresi bir düşünün. İş böyle olunca da, sakatlıklar, konsantrasyon bozuklukları, mağlubiyetler kaçınılmaz oluyor.
Futbolcularımız, geçen haziran ayında zorlu ( bir o kadar da başarılı ) bir şampiyona geçirdi. Arkasından dinlenmeye vakit bulamadan yeni sezon hazırlıkları, Avrupa kupaları elemeleri, Eylül de başlayan Dünya kupası elemeleri ile birlikte zorlu sezonda mutlak galibiyet talepleri.
Türk futbolu bu tempoyu kaldıramıyor, bu normal. Adaleler isyan ediyor.
Futbolun bir eğlence olduğunu, tuttuğumuz takımı seyretme zevki ile yetinmeyi bilmemiz gerektiğini fakında olmamız gerektiğini kavradığımızda ( medya ile birlikte ) iş daha kolaylaşacak diye düşünüyorum.
Şimdi yukarıdaki bakış açısıyla baktığımızda Galatasaray'ı başarısız görmek mümkün mü? Tam tersi bence Galatasaray gayet başarılı. Gerek Skibbe, gerek Adnan Polat, gerekse futbolcularımız kanımca elinden geleni yapıyorlar. Veya ellerinden geleni yapıyorlar. Eleştirirken biraz daha derinden düşünüp, soğukkanlı olmalıyız.
Aynı durum Beşiktaş, Fenerbahçe için de geçerli. Bu sene Trabzon şampiyon olursa ne olur. Bu üç büyükler için başarısızlık anlamına mı gelir ?
Sevgi ile kalın...
2008 2009 futbol maratonu, birçok soru ve bir tartışma ile başladı. Eleştirileri, beğenenleri, beğenmeyenleri ekranlarda doyasıya izliyoruz. Gerçek olan, futbol dünyasından beklenenin ne olduğu. Veya şöyle diyelim beklentilerin artması, arzın sancılı çırpınışı.
Türk futbolu, günümüzün yüksek tempolu anlayışına ayak uydurma sıkıntısı çekiyor. Haftada iki maç temposu, mutlak başarı isteği futbolcuları, çalıştırıcıları zorluyor. Avrupa, maddi imkanlarıyla, akılcı antremanları ve geniş kadrolarıyla daha avantajlı.
Özellikle üç büyüklerin işi zor. Mutlak başarı isteniyor ( şampiyon olamazsan vay haline ), kupaların tamamı almak hedef gösteriliyor. Futbolcuların içinde bulunduğu stresi bir düşünün. İş böyle olunca da, sakatlıklar, konsantrasyon bozuklukları, mağlubiyetler kaçınılmaz oluyor.
Futbolcularımız, geçen haziran ayında zorlu ( bir o kadar da başarılı ) bir şampiyona geçirdi. Arkasından dinlenmeye vakit bulamadan yeni sezon hazırlıkları, Avrupa kupaları elemeleri, Eylül de başlayan Dünya kupası elemeleri ile birlikte zorlu sezonda mutlak galibiyet talepleri.
Türk futbolu bu tempoyu kaldıramıyor, bu normal. Adaleler isyan ediyor.
Futbolun bir eğlence olduğunu, tuttuğumuz takımı seyretme zevki ile yetinmeyi bilmemiz gerektiğini fakında olmamız gerektiğini kavradığımızda ( medya ile birlikte ) iş daha kolaylaşacak diye düşünüyorum.
Şimdi yukarıdaki bakış açısıyla baktığımızda Galatasaray'ı başarısız görmek mümkün mü? Tam tersi bence Galatasaray gayet başarılı. Gerek Skibbe, gerek Adnan Polat, gerekse futbolcularımız kanımca elinden geleni yapıyorlar. Veya ellerinden geleni yapıyorlar. Eleştirirken biraz daha derinden düşünüp, soğukkanlı olmalıyız.
Aynı durum Beşiktaş, Fenerbahçe için de geçerli. Bu sene Trabzon şampiyon olursa ne olur. Bu üç büyükler için başarısızlık anlamına mı gelir ?
Sevgi ile kalın...


