Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Kasım '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Geç kalmasak!

Çok severdim babamı... Çok...

Hala daha da çok seviyorum... Ama ona anlatamadım hiç...

Nerden geldi aklıma, bir hesaplaşma yaşadım taa derinden yıllardır birikmiş...
Herşey annemin hastalanması ile başladı 12 yaşındaydım...

O yaşa gelene kadar hiç sorun yoktu... Evimizde o gelmeden yemek yenmezdi. Sofra hazır onu beklerdik. Bir gelenekti hep beraber sofraya oturmak... O gelince hemen üstünü değişip sofraya oturur yemekler üleştirilir, sohbetler günlerin nasıl geçtiğine dair keyifle yenirdi... Şen...

Annemden gelen bu gelenekseli bende bozmadım kendi evimde... Evimizin erkeği gelmeden sofraya oturtmadım kızımı... Ne de olsa bir bütünlük hissi verdi bana hep...

Evine ve çocuklarına sahip otoriter ama bir o kadar da sevgi doluydu... Eğlenceli... Ne de olsa karadenizli...

Şahin amca vardı arkadaşı onun hediyesi bir hırkası vardı adıda şahindi hırkanın.
-koş kızım şahinimi getir dediğinde nasıl uçardım ayaklarım birçırpıda koşarken.

Hafta sonları doluştururdu hepimizi arabaya... Klasikleri vardı yapmaktan zevk aldığı...

Görgülüde keşkül... Kanlıca yoğurt... Beytide kaşarlı köfte... İdrise gidilirdi, iskender kebap yenirdi ; babam verirdi gazı.Kim daha çok yiyecek için ki benim mağlubiyetim, ablamın da infılakı ile sonuçlanırdı gece... :)

Belgrad'a pikniğe gidilirdi maaile... Amcalar halalar...
Torun sayısı çokkk... Salıncaklar kurulur, toplar oynanırdı...

Fatih'te dedemler bir apartmanda otururdu iki halam-amcamlarla. Bir taşta dört kapı yapılırdı bayramlarda seyranlarda. Çok severdim Fatih'e gitmeyi... Dedem oturtur dizine, okuldan derslerden ahret sualleri sorar; dolgunca harçlığı ceplerimize sıkıştırıverirdi... Kocaman sofralar kurulurdu önden torunlar doyurulur, sıra sonra büyüklere gelirdi... Su böreği fiksti sofrada... Dedem tepsi tepsi baklavalar yaptırırdı... Çor çocuk sever diye...

Babaannemde küçük yaldızlı yuvarlak çikolatalarını yatak odasında yorgan dolabına, yorganların arasına saklardı bizden... Ama ne çare biz gizliden araklardık oynarken o odada... Akşama da veryansın çikolatalarımı bitirmiş hınzırlar diye söylenirdi... Oysa hep aynı yere;zaten araklıyalım diye konmaz mıydı o çikolatalar her bayram...

Onun en saygın oğlu benim babamdı. Mürekkep yalamış avukat olmuş. Ona danışmadan birşey yapmazdı dedem. Oysa küçük amcam 18 yaşında geçirdiği menenjit hastalığından kulaklarının yetisini yitirmiş, hukuk fakültesini de yarım bırakmış bu yüzden... Bana göre limonata gibi orta şekerli, hayatı kendine göre daha iyi sindirmişti ya neyse... Kendi kendine iki lisan öğrenmiş, Adalet Ağaoğluna tercümeler yapardı benim bildiğim... Devamlı kitap okurdu ve okurken uyuya kalır gözünde gözlük... Yengem keyfini bozmaz üzerine atıverirdi bir battaniye oracıkta... Uyanınca da kaldığı yerden devam ederdi kulakları çınlasın.

Babamda çok okur makul bir adamdı. Hayatını belli standartlarda yaşamayı severdi. Ele güne yarın çoluk çocuğa muhtaç olmayayım cinsinden garantici... Yatırımcı. İyi bir hayat sağladı bize hakkını vermek gerek, her zaman ihtiyaçlarımızın fazlasına sahiptik...

Ta kii annem ölene kadar... Ben 12 yaşındayken annem hastalanmıştı. Yıl 79.. Kansere birçok insanın yenik düştüğü zamanlar. Ameliyatlar, uzun bir tedavi sürecinin ardından, umutlar tükenmiş yapılacak birşey kalmamıştı. Babamın yüzündeki kaygıyı unutamam, ölüm kapıda babam iki kızı ile yanlız kalacaktı hayatta... Bizi karşısına alıp ablamla tüm çıplaklığı ile durumu izah edince yıkılmıştık ama elden birşey gelmiyordu. Son kapıdaydı birkere...

81 ağustos ayında defnettik annemi...

O süreç uzun ve yıpratıcı idi.Hepimiz korkmuş ve üzerimize düşeni yapma gayretine kaptırmıştık... Biz küçük kadınlar evimizde, babam da ihtiyaçlarımızı eksik etmiyordu fazla fazla...

Biraz sürdü bu yaşam biçimi. Alışmaya başlamıştık babam birine aşık olup kör olana kadar... O zaman ters düşüp problemlerimizi halledemez olduk. Konuşamadık... Kırıldık... Darmadağın kül... Ayrıldık. Evlerimiz bir zaman sonrada yaşamlarımız... Olmaz artık demiştim asla affetmem...

İşte annem söylemişti... Zaman içinde babamın kalan tek gözüde körelmeye başlamıştı. Ablam evlenmiş bense yanlız kalmıştım mücadelemde küçüktüm, çabuk olgunlaşmam gerekiyordu. Becerdim de...

Üniversite hayatı derken fakülte bitti... Evlendim. Bir kzım oldu o zaman daha iyi anladım; haklıydım... Hep hem de... Kırgınlıklarımın sebepleri yerindeydi ama yıllar geçmiş aradan bende yumuşamıştım... Tecrübelerim ve duygularım bana artık alttan almam gerektiğini çok pişman olabileceğim sinyallerini veriyordu... Ona bir mektup yazdım... Ne olsa karşısına dikilsem beni dinlemeyeceğini tartışmanın boyutlarının herzamanki gibi kırıcı olmasından korktum... Okurken cevap hakkını kullanamayacak ve 's' vermeden bir solukta okuyacaktı... Öyle de oldu... Sonuç daha başarılı oldu. En azından amacına ulaştı.Yani bugün onca yıllık kırgınlıklar son bulmuş; arada telefon edip hatırını sorabilir, bayramda kızımı alıp deden diye götürebildiğim onunda, zevkle aynı ahret suallerini sorabildiği bir torunu oldu...
Şimdi o İstanbulda yaşıyor 2.ci eşi ile beraber, 20 yıldan sonra arada bir araya geliyoruz mesafeli çok, ama içi titriyor biliyorum. Benim kadar sıkı sarılmak istiyor ama beceremiyor gururuna yenik. Bakıyor onca eleştirdiği kızı sandığından daha iyi ya inanamıyor. Yutmak zorunda kalıyor tükürüğünü boğazını acıtarak... İçide yanıyor bin pişman. Maalesef zaman geçmiş gitmiş ne o benim büyüdüğümü nede ben onun nasıl yaşlandığını göremeden...

Olsun diyorum en azından, bu da birşey ve eminim söyleyemediklerimide söyliyebilirim...

Bir gün, geç kalmadan...

 
Toplam blog
: 11
: 426
Kayıt tarihi
: 14.08.08
 
 

Sanırım yolun yarısına gelmiş, gelirkende epeyce birşeyler görmüş geçirmiş ama son dönemde, çok da m..