Genellemelerden ve peşin hükümlerden bir kurtulabilsek... / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Genellemelerden ve peşin hükümlerden bir kurtulabilsek...

Genellemelerden ve peşin hükümlerden bir kurtulabilsek...
 

İnsan olarak hasbelkader, kendi irademizle seçmemiz mümkün olmayan bazı özelliklere sahibiz. Hasbelkader kelimesini ister inanç gereği kader olarak yorumlayın, isterseniz tesadüf olarak değerlendirin, sonuç hiç değişmez.

Bu bağlamda anafikir olarak, insanların sahip oldukları, soy, sop, millet, ırk, din, mezhep, cinsiyet gibi özelliklerle, başka birilerine karşı zerrece üstünlüğü yoktur, olmamalıdır da. . . Çağdaş ve medenî dünyanın eşitlik anlayışı budur.

Kendimizi diğerlerinden üstün görme hastalığı, olur olmaz yapılan bazı genellemelerden ve bu çerçevede zihnimizde oluşan peşin hükümlerden kaynaklanmaktadır. Böyle bir yanlışa düşmemenin, düşüldüyse geri dönmenin yolu, okumak, bilgi edinmek, düşünmek, anlamak ve yorumlamaktan geçer.

Bu hasletler, insan olarak bir kimsenin kendisi, yaşadığı hayat, içinde bulunduğu toplum ve sonuçta evrende birlikte olduğu canlı ve cansız bütün varlıklarla birlikte, uyumlu ve bilinçli bir vatandaş olarak yaşama duygusu varsa gelişir. Değilse içgüdülerle hareket etmek, sabah akşam karnını doyurmak, bazı arzularını tatmin etmek ona yetecektir.

Son günlerde meydana gelen olaylar, her kesimden okumuş yazmış insanları rahatsız ediyor. Karşı görüşte olmak, zıt fikirleri savunmak bile bu rahatsızlığı gidermiyor. Düşünen beyinler için, meydana gelen olay, şöyle veya böyle irdelenmesi, çözümlenmesi ve bir sonuca bağlanması gereken bir hadisedir.

Henüz eğlence dünyasından kurtulup, hayatın gerçekleriyle yoğrulmaya fırsat bulamamış insanlar için hiçbir anlam ifade etmeyen bu olaylar, aslında bir ülkenin ve o ülkede yaşayan insanların kaderi açısından çok boyutlu özellikler arzetmektedir.

Bir ülkenin insanları topyekün siyasetle uğraşmaz, sanatla ilgilenmez, bilimle haşır neşir olmaz. Ama o ülkenin kaderini siyasetçiler, sanatçılar ve bilim adamları çizer. Sonra diğer yığın da o çizilen tablodaki yerini alır.

Samimiyetle ve iyiniyetle, meydana gelen hadiselerin ülkemiz için kötü sonuçlar meydana getireceğinden endişe duyanlar, bir şeyleri düzeltmek için ellerinden ne geldiği konusunda nefis muhasebesi yapıyorlar. Elbette bu ağır yükün altından, bireysel hareketlerle kalkamayız.

Hepimiz elbirliği ve güçbirliği yaparak üzerimizdeki enkazın altından kurtulmak zorundayız. Bunun için bütün gücümüzü aynı gayeye teksif etmeliyiz. Bana öyle geliyor ki, ülkemiz aydınları arasındaki görüş ayrılığı, bir ülkü birliğini de zedeleyen boyutlara ulaşmış.

Maalesef birlikte kurtulmaktansa ölmeyi tercih edecek kadar peşin hükümlü insanlarımız bile var. Onun için önce genellemelerden ve peşin hükümlerden kurtulmalıyız diyorum. Söylediğim şeyin gerçekleşmesinin öyle kolay olmadığının da bilincindeyim.

Bir kere insanları, din, dil, ırk, cinsiyet bağlamında tek potada yoğurmaktan vazgeçmeliyiz. En basit deyimiyle ağzımızdan çıkanı azıcık kulağımız duymalı. Falan takımın bütün taraftarları iyi veya kötü olabilir mi? Filan partiye oy verenlerin hepsi iyiniyetli veya kötü niyetli olabilir mi? Falan dine mensup olanların hepsi saygıdeğer veya aşağılık bir mahlûk sayılabilir mi? Falan şehirde yaşayanların hepsi ahlâklı veya ahlâksız diye nitelendirilebilir mi? Filan ülkenin vatandaşlarının hepsi duygusal veya zalim olabilir mi?

Örnekleri herkes zihninde çoğaltarak farklı versiyonlar yaratabilir. Dünyada hepimiz yaşadığımız sürece gördük ki, insanlar nasıl bir sosyal gruba mensup olurlarsa olsunlar, insan olarak iyi veya kötü olabilirler. Bu yüzden onlarla ilgili hükmümüzü sadece kişisel bazda verebiliriz. Hemen genellemeye gidip iyi insanın mensup olduğu her kesime iyi, kötü insanın mensup olduğu her kesime de kötü diyemeyiz ki. . . Birazcık düşünmek, bizi bu konuda doğru yola götürecektir.

Peşin hükümlerden vazgeçmekse biraz daha zordur. Çünkü bunun için önce özgüvene sonra da öğrenme azmine ihtiyaç vardır. Kendine ve bilgisine güvenemeyen insanlar, kulaktan duydukları yanlış bir bilgiye sımsıkı sarılıp onun aleyhine en küçük bir söz söyletmezler. Çünkü kendilerinin bunun doğru veya yanlış olup olmayacağı konusunda bir kanaatleri yoktur. Bunu sağlayacak bilgi ve becerileri de yoktur. Kendine güvenleri de olmayınca, tek yaptıkları şey yanlışa sarılıp kalmaktır.

Bilgi, almak isteyene verilir. Zaten öğrencinin kabiliyeti alabildiği kadardır. Öğrenmek istemeyene ne yapsanız kâr etmez. Onu sabit fikrinden vazgeçiremezsiniz.

Gerçi hiç kimse, sahip olduğu kanaatleri sürekli değiştiren, her bilgiyi hemen kabul eden, kendine ait doğruları ve sabit fikirleri olmayan kişi demek değildir. Ancak buradaki kanaatlerimiz, genelgeçer doğrular çerçevesinde kimseye zarar vermeyen fikir bazındaki düşüncelerdir.

Allah her insana farklı bir akıl, farklı bir beyin verdiğine göre, herkesin farklı düşünmesi ve farklı algılaması kadar doğal bir şey olamaz. Bu farklılıklar, bize daha iyiyi, daha güzeli bulmaya yardım eden alternatifler yaratırlar. İki kişi arasındaki bir fikir tartışması veya alışverişi, ortak üçüncü bir fikrin doğmasına sebep olur. Yoksa tartışmanın anlamı, bir fikri ötekine kabul ettirmek değildir.

Bütün bunları yazmamın sebebi, gazetede gördüğüm küçük bir haber. Trabzon doğumlu aydınlar, kentin kamuoyundaki olumsuz imajını silmek için, "empati grubu" adıyla kente gideceklermiş. . Bunun elbette faydasız bir girişim olduğunu söylemiyorum. Ama Trabzon'dan kısa sürede sonuç olabilmek o kadar kolay değil.

Şimdi kendi yazımla ters düşecek şekilde bir genelleme yapıp bir peşin hükümde bulunmak istemiyorum ama, bölge insanlarının çoğu maalesef peşin hükümlü bir yapıya sahipler. Beni bu kanaatten kurtarmalarını ve kafamdaki peşin hükmü silmelerini o kadar istiyorum ki. . . Çünkü Trabzon'da sağlanabilecek böyle bir sonuç, yurdumuzun diğer bölgeleri için müthiş bir örnek oluşturacaktır.

Ben meselâ bu kanaati nasıl değiştirebilirim? Trabzonlular silâhlarını devlete teslim etmek gibi bir karar alırlarsa, şehirde böyle bir kampanya başlatırlarsa, barışa katkıda bulunacak böyle önemli bir adım atarlarsa, sadece ben değil, benim gibi düşünen pek çok insan kanaatini değiştirebilir diye zannediyorum.

Silâh şiddetin bir simgesidir. Medenî insanın hayatında silâhın yeri yoktur. O geçmişte, doğayla, doğanın vahşi hayvanlarıyla mücadele eden insanların yanından ayıramadığı bir araçtı. Bugün artık insan gibi insana hiç lâzım olmayacak tehlikeli bir oyuncaktır.

Sıkıntılı günlerimizi kazasız belâsız atlatabilmek için sağduyuya ihtiyacımız var. İçinde sağ kelimesi geçtiği için bazı arkadaşlarımızın bu kelimeye karşı antipatisi olabilir. Bunu, doğru ile yanlışı birbirinden ayırma ve doğru yargılama gücü, karşılığı olarak kullandım.

Kendi kafamızda bu ayırımı yaparken, bize göre haksız gibi görünen, yanlış yolda olduğu sanılan kimselere ceza veren bir yargıç durumunda olmamamız gerektiğinin de, bilincinde olmak durumundayız.

Birbiriyle konuşabilen, konuştuğunda anlaşabilen, anlaştığında ortaklaşa yaşayabilen bir toplum olma ümidiyle, mümkün olduğunca herkesi genellemelerden kurtulmaya ve peşin hükümlerden vazgeçmeye çağırıyorum.

 
Toplam blog
: 859
: 979
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..