- Kategori
- Güncel
Gezi kılı

NE ANLADIN?
2002 yılını hatırlayalım. Ülkenin en büyük ihtiyacı ekonomik istikrardı. Nedir ekonomik istikrar? Halk açısından; düşük enflasyon ve faiz oranları, sabite yakın seğreden döviz kurları, esnafta sıcak para olması, tüketimin getirdiği hareketlilik… Bu zamana kadar 2008 Dünya krizi bize teğet geçmemesine rağmen, genel olarak ekonomi “büyüdü” ve ekonomik istikrar sağlandı.
Ekonominin büyümesi konusunda bir örnek olarak; 80kg’lık bir boksörün, 120kg’lık makarna ile beslenen bir amcayı rahatlıkla alt edebileceği gerçeğini verebilirim. Türkiye ekonomi politikaları 120kg’lık amcayı (tüketim ekonomisi) model almaktadır. Evet büyüksün ama yaşlılığın zor geçer, büyüksün ama koşamazsın, büyüksün ama kaçamazsın, büyüksün ama kaslı değil yağlısın! Tüketim ekonomisi yaratılmış durumda, üretim değil. Buradan dönmezsek, ilerleyen yıllarda “Bak ne hale düştüler!” dediğimiz İtalya durumuna düşmemiz kaçınılmaz ki İtalya’nın ürettiğinin 3’te 1’i kadar üretmediğimizi hatırlatırım.
2002 yılına geri dönelim. Askeri vesayet! Var mıydı? Evet! Korkuyor muyduk? Evet! Peki şimdi? Hayır! Dediğinizi duyar gibiyim. Demokratik parlementer sistemin temeli, halkı yalnızca halkın temsilcileri yönetir misyonunu AKP iktidarının üstlendiğini ve başarılı olduğunu söyleyebiliriz.
Ancak hemen bir hatırlatma yapmalıyım; 2002 yılında seçmen sayısının, mecliste temsil edilme oranı %42’dir. Yani; oy kullanma hakkı olan 100 vatandaşın sadece 42’si Meclis’te temsil edilmiştir. %50’nin bile temsil edilmediği 22.Dönem Meclisi’nin şahsımca maşru sayılması demokratik ve hukuksal açıdan katliamdır. Böyle bir demokrasi örneği görülmemiştir. 2002 seçimlerinin, seçim barajı kaldırılarak 6 ay içinde tekrar edilmesi gerekirdi. Demokrasi sadece sandık değildir…
Yine AKP iktidara geldiği ilk dönemde, ülkenin gündeminde terörden bahsedilmezdi. Üzülerek belirtmeliyim ki Türkiye Cumhuriyeti iktidarlarının ve halkın en büyük hatalarından biri, terör sorununun bir önceki dönemde bittiğini düşünmemizdir. Bu yüzden terörle mücadele misyonu başlangıçta AKP’ye yüklenmemiştir.
2002’nin temel misyonları aşağı-yukarı tamamlandığına gore, 2013 yılı Türkiye’sinin yeni misyonları mı var?
Öncelikle 2013 yılına geldiğimizde insanların, özgürlük ve medeniyet isteğini görüyoruz. Ülke’yi yönetenlerin veya yönetime talip olacakların bu yeni misyonu okumaları gerekiyor. Bu misyon Gezi Parkı direnişi ile artık göze batar hale gelmiştir. Gezi Parkı; farklı görüşten insanların bir arada kalabildiği, hiç bir olay çıkmadan, karnaval havasında eğlenebildiği, ceplerinden birbirlerine yiyecek alıp, içecek dağıttığı, özgürce ibadetlerini yapabildiği ve her türlü konuyu özgürce tartışabildiği komün bir düzeni temsil ediyor.
Son 1 yıldır, azalan tüketimin getirdiği bireysel borçlanmalar, kredi kartlarına bağımlılık, enflasyondan hızlı artan hayat pahalılığı yüzünden sokakta ki yaşam ikinci misyonu çağırıyor. Üreten ekonomi ve üretim toplum dönemi! Sadece bankaların ve finans kuruluşlarının misli büyüdüğü değil, ithal buğday almayan hatta buğday ihraç eden, kırmızı eti Dünya’ya satmayı başaran, katma değeri yüksek sanayi malları üreten ekonomi modeli.
Bir başka beklenti de 2002 yılında gün yüzünde olmayan PKK terörünün, 2013 yılında ve sonrasında kalıcı olarak çözülmesi. Ancak, barış süreci adı altında ülkemizin bölünmesini, etnik kimlik üzerinden siyaset yapılmasını, teröre boyun eğilmesini kabul etmeyen bir tutum bekleniyor. Halkların kardeşliği kız alıp verme ile yüzlerce yıl önce başlamıştır. Bu süreç, başta kendi içimizde, akabinde çevre ülkelerle, yalnızca “Yurtta sulh, cihanda sulh.” parolası ile yönetilsin isteniyor…
Ne olacak? Işte burada herkesin aklında aynı sorular var;
Sn.Erdoğan partisini bu yeni misyonlara hazırlayabilecek mi? AKP kendisini bu misyonlara hazırlayabilecek mi? Mecliste’ki mevcut muhalefet partileri, kitle partisi kimliğinden çıkıp bu misyonlara cevap verebilir mi? 2002 yılında toplum partisi hedefi ile çıkan ve ülkenin ihtiyaç duyduğu misyonları üstlenen AKP gibi 2013 yılında siyasete yeni bir nefes ve bakış açısı gelir mi?