- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Gitmeden önce bir özeleştiri...

Üç ay yirmiyedi gün.
Ondört yazı...
Altmışyedi yorum...
Yüzellidokuz okunma ortalaması.
Milliyet bloga ilk "merhaba" dediğim günden bu güne kadar bana ait sayısal veriler bunlar.
Önemli mi?
Daha çok zamanda, daha çok yazı, daha çok yorum, daha çok okuyan olsaydı daha mı iyi olurdu?
Bilmiyorum...Ne ilk yazımı yazarken ne de şu an süresi belli olmayan bir "molaya" hazırlanırken düşünmedim bu soruların yanıtını.
Yazmayı, yazarak paylaşmayı, düşüncelerime yazılarla/yorumlarla gelen katkı ve eleştirilerden birşeyler öğrenmeyi ya da yazı /yorumlarımla aklımın erdiği, bilgimin yettiği oranda katkı vermeye çalışmayı seviyordum.
Acaba bunu başarabilmiş miyidim, geride kalan zaman içinde?
İşte dün gece bu sorunun yanıtını merak ettim.
İlk yazımdan başlayarak ondört yazımı , o yazılara gelen yorumları ve hepsi birbirinden değerli blog dostlarımın yazılarına yaptığım yorumları okudum.
Sonuç:
Olmamıştı...Olması gereken olmamıştı.
O yazıların çoğunda ( dikkatli okuyan dostlarımın gözünden kaçmadığı gibi) ben vardım, duygularım vardı ama düşünceler yoktu.Bir tasadüf eseri blogda ilk yazmaya başladığım günlerde hayatımda ortaya çıkan tüm güzelliklerin ve tüm sıkıntıların iç dünyamda oluşturduğu fırtınalar, sakinlikler, heyecanlar, düşler, düş kırıklıkları ve daha pek çok duygu ifadesi verdı o satırların çoğunda.
Bir anlamda " suskunluğumun sesi olmuştu" benim için "Satırların Işığı".
Bu bir hataydı...
Ve şimdi hatayı düzeltme zamanı.
Bu sayfada duygularımla düşüncelerimi harmanlayabilme becerisini gösterebildiğim yazıları yazabileceğim güne kadar süresi belli olmayan bir " mola" veriyorum kendime.
Ne zaman dönerim bilemiyorum.
Belki hayatımı bir çift gülen gözle paylaştığım zaman...
Belki " Yalnızlık Senfonisi" ne alıştığım zaman.
Belki Akdeniz rüzgarlarının taşıyıp yastığımın üzerine bırakacağı bir Portakal Çiçeğinin kokusuyla uynadığım bir sabahda...
Belki can sıkıntımı duvarlarla paylaşmaya çalıştığım bir gece yarısında.
Belki mavi bir düş gibi yaşarken...
Belki mavi düşlerden uyanırken.
Ama biliyorum...
Döneceğim.
Yazılarımı okuyup ve onlara katkı vererek beni yüreklendiren, yorumlarıma değer verip, onları yanıtlama nezaketini gösterrek beni onurlandıran tüm arkadaşlarıma...
Eymir'de bana " zenginleşitiğimi" hissettiren va hayatımın çok özel günler listesine bir satırın daha eklenmesini sağlayan sevgili dostlarıma...
Beni Milliyet Blog la tanıştıran sevgili Barış'a...
Yazılarımı her zaman en kısa sürede yayına alan sevgili blog editörlerine...
Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Şimdilik " eyvallah"!