​ Gökyüzü Başımıza Düşer mi? / Uzay / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Efsane FB 1907 Baterist Metin

http://blog.milliyet.com.tr/efsanefb1907

27 Şubat '08

 
Kategori
Uzay
 

Gökyüzü Başımıza Düşer mi?

Gökyüzü Başımıza Düşer mi?
 


Galyalılar' ın hayatta korktukları tek şey, gökyüzünün başlarına düşmesiymiş. Böyle bir korku, ilk bakışta insana komik gelebilir tabii. Oysa astronomi bilimi, her gün tepemize binlerce, yüzbinlerce taş yağdığını kabul etmektedir. Bu durumda Galyalılar' ın korkusunu pek de yersiz ve gülünç bulmamak gerekir. Dünyamıza, tarihe geçecek kadar olay yaratmış olan büyük göktaşları da düşmüştür. Lâkin bu taşların insanların kafasına çarpma olasılığı hayli düşüktür. Zaten böyle bir şey ne görülmüş ne de duyulmuştur.

Uzayda yalnız yıldızlar ve onların çevresinde dolanan gezegenler yoktur. O koca boşlukta, madenden oluşmuş taşlar ve kaya iriliğindeki bloklar da vardır. Gökyüzü okyanusun, kıyılarına savurduğu bu taşlardan yerküremiz de payına düşeni almaktadır.

Ancak yeryüzüne düşen bu göktaşlarının pek azı bildiğimiz taş ya da kaya büyüklüğündedir. Bunlar bilimsel incelemelere de konu olur ve bu iş için küçük parçalara ayrılır; göktaşlarının çoğu müzelerde teşhir edilir. Onları gidip görmek, hayatta bir kez olsun dünyamıza ait olmayan, uzaydan gelmiş bir şeye dokunmak, bizler için ilginç olduğu kadar öğreticidir de.

Bu göktaşları iri, siyah bloklar biçimindedir. Demir, nikel gibi madenlerden meydana gelen bu taşlar evrendeki maddelerin niteliği hakkında önemli bilgiler edinmemizi sağlar.

Göktaşları ya da diğer adıyla meteoritler, ya gri renkte bir kabukla ya da siyah bir cilâyla kaplıdır lâkin üstleri pürüzsüzdür. Bundan da anlaşılacağı üzere, atmosfer tabakasına hızla girerken göktaşlarının dış kısmı, sürtünmeyle düzleşmektedir.

Gerçekten bu taşlar uzaydan yaklaşık olarak saniyede 10 ile 50 kilometre arasında değişen bir hızla gelmektedir. Atmosfere girdikleri anda onları bir ışık çizgisi şeklinde gördüğümüz için göktaşlarına "kuyrukluyıldız" adı da verilir.

Atmosfer tabakasına girerken yanma olayı tıpkı bir kibritin tutuşmasını andırır. Kibriti yakmak için, onu pürüzlü bir yüzeye sürtmek gerekir; bu sürtme, bir ısı meydana getirecektir. Lâkin alev çıkması için bu ısının fosfor ya da kükürt gibi maddeleri etkilemesi gereklidir.

Göktaşıysa, kendisi için aslında çok hafif bir engel yaratan havaya sürtünür; ama hava tabakasına öyle büyük bir hızla sürtünür ve atmosfere öyle ani girer ki, bu sürtünme neticesinde çok ısınır. Havanın içerisindeki oksijen, göktaşını meydana getiren maddenin yanmasına ve taşın yüzeyinin erimesine yol açar. İşte o anda biz gökte meydana gelen uzun bir ateş çizgisi görürüz.

Göktaşı çok küçükse yanma esnasında yok olur gider. Eğer küçük bir taş parçasıysa; toz haline gelir ve yavaş yavaş yere konar. Göktaşı azıcık daha büyükse, yanan maddenin kalıntısı olan maden tanecikleri biçiminde yere düşer. Yaz sonunda dağların tepelerindeki buzulkarların üzerinde görülen siyah zerrecikler işte bu çeşit göktaşı kalıntılarıdır. Atmosfere girerken yanan göktaşı eğer iriceyse, yere taş büyüklüğünde düşer. Eğer çok büyükse hava tabakasına değdiği anda müthiş bir gürültüyle patlar ve parçalarının her biri kuyrukluyıldız gibi parlar; bu durumda bir göktaşı yağmurundan söz edilebilir.

İnsan bir gecede, çıplak gözle ancak birkaç yüz tane kuyrukluyıldız sayabilir. Fakat bazı hassas aletler en küçük göktaşlarının bıraktıkları izleri bile saptayıp sayarlar. Böylelikle olağanüstü bir olay keşfedilmiştir... Bazı geceler yeryüzüne, çoğu gözle görülemeyecek kadar küçük olan milyarlarca göktaşı düşmektedir! Demek ki, uzay boşluğu göktaşlarıyla doludur.

Buna göre yapılan hesaplara bakılırsa Yer, uzaydan gelen bu tür maddeler sebebiyle, her sene yaklaşık olarak 1500 ile 2000 ton ağırlaşmaktadır.

 
Toplam blog
: 1907
: 3759
Kayıt tarihi
: 28.07.07
 
 

03 Şubat 1967 İstanbul doğumlu, romantik bir müzisyenim işte... Müzik, bateri, spor, Fenerbahçe, ..