​ Gömlek / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Kasım '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Gömlek

Gömlek
 

Kesinlikle tipim değildi. Bir arkadaşta, hele ki bir dostta aradığım niteliklerin hiçbirisine sahip değildi. Ancak kaderin tercihleri hep aleyhime işlediğinden, onunla beraber il dışında bir eğitim programına katılmam gerekmişti.

Müdahale etme şansımın olmadığı bu konuda, başıma geleni kabullenmekten başka çarem yoktu. Elimden geldiğince az paylaşım sergileyerek görevi yerine getirmeye çalışıyordum. Eğitim anlarında, eğitim sürecinin ciddiyetine sıkıca sarılmak, onun samimiyet kurma çabaları için iyi bir perde işlevi görürken, en zor anlar, eğitim saatleri dışında başlayan boş zamanlardı.

Onun için bu süreci benimle beraber yaşaması bir şanstı. Oldukça memnun ve umutluydu. Geniş bir sosyal ilişki ağı olduğuna inanan, kolay samimi olduğunu zanneden ama gerçekte bunların hiçbirisini başaramayan birisiydi.

Onunla ilk tanıştığımda, tüm insanlara göstermeye çalıştığım düzeyde bir samimiyet ve hoşgörü göstermiş ve her ilişkimde olduğu gibi olumlu bir başlangıç yapmak istemiştim. Ancak onun bu tip standart ilgi düzeyini bile yanlış anlamaya müsait tiplerden olduğunu ilk anda fark etmemiştim. O uzun bir süre çok iyi dost olabileceğimiz hissiyle bana gittikçe artan bir ilgi gösterdi. Ben ise ilk başlarda gösterdiğim standart ilgi döneminden itibaren, onun arkadaş kriterlerime uymadığına karar vermiştim. Ama gerek onu kırmak istemediğimden, gerekse de ona ters davranmayı kendime yakıştıramadığımdan oldukça uzun bir süre her gördüğümde gülümsemeye, sözlerine ilgi kesilmeye, beklediği tepkileri vermeye, talep ettiği adımları atmaya çalıştım. Ancak mümkün mertebe sıradan ölçülerde tutmaya çalıştığım ilişkinin, onun için olağanüstü düzeyde olduğunu fark edince, yavaş yavaş geri adım atmaya çalışsam da, karşımda kendi kurduğu hayal dünyasını yıkmamakta ısrarlı birisi olduğunu anlamaya başlamıştım.

Her neyse, söz konusu görevi yürüttüğümüz günlerin birisiydi. Yine normal eğitim süremiz dolmuş ve ortamdan sıvışacak gerekçeler üretmeye çalışırken, kendisi ısrarla, tanıştığı birisinden çok ucuza ve kaliteli gömlek satan bir yerin adresini aldığını ve beraber gitmemiz gerektiğini söylüyordu. Elimden geldiğince direndim. Yabancı bir memlekette üretilebilecek tüm bahaneleri üretmeye çalıştım. Hayali arkadaş ve akrabalar türettim. Çok merak ettiğim tarihi mekânları görmek istediğimi söyledim ama o kendince parlak keşif ve önerisinden taviz vermek niyetinde değildi. En azından akşam yemeğini beraber yememek için yapacağım bir görüşmeyi bahane edip, yemekten sonra buluşup önerdiği şeyi yapabileceğimizi söyledim. Sonunda istediğini elde ettiği, belki de kadim dostu onu kırmadığı için oldukça mutlu olmuştu.

Yemekten sonra buluştuk ve hızlı adımlarla gömlek satın alacağı yere yöneldik. Hiçte tahmin etmediğim bir şekilde, kısa bir süre içinde kendisine tarif edilen yeri buldu. Mağazanın giriş bölümüne bahsedilen ucuz gömleklerden numuneler koymuşlar ama, yanına çeşitlerin birinci kattaki erkek reyonunda olduğunu ifade eden bir kağıt ilan iliştirmişlerdi. Zemin katta alışveriş yapan bayanların arasından geçerken, samimi erkeklerin yaptığı sohbetlerden yapma ihtiyacına girip, “hışşt, baksana şu çorap reyonunun önündeki bayan nasıl bir afet öyle” dedi. Bense bu samimiyet oltasına düşmemek için, “Bilmem hiç dikkatimi çekmedi” deyip, gözlerimi başka bir yönde tutmaya gayret ettim.

Üst kata çıktığımızda, gerçekten bol çeşit barındıran bir mağaza olduğunu anlamıştım. Aslında o ana kadar hiç planlamamış da olsam, hatta sırf ona övünecek bir şeyler çıkarmamak için alışveriş yapmayı düşünmediğim bu mağazanın rafları önünde ilgili ve alıcı gözlerle gezinmeye başladım. O ise doğrudan satın almayı planladığı gömlekler yönelmişti. Elbette ki en ucuz fiyatlı olanlara. Ben raflarda bir iki tur atıp, topu topu 4-5 gömleğe elimi attıktan sonra iki tanesini almaya karar verdim ve onun yanına doğru yöneldim. Ancak o, henüz beğenme aşamasında idi. Bir tane beyaz gömlek alacağı kesindi. Onun yanında bir veya iki gömlek almayı daha düşünüyor ama karar veremiyordu. Karar veremiyordu ve karar verme becerisi olmayan tüm insanlar gibi beni sinir ediyordu. Daha da ötesi, kararı yanındaki kişinin tepkisine göre vermeye çalışıyor ve sürekli bana eline aldığı gömlek hakkında ne düşündüğümü soruyordu. Bense çok beğenmiş olmaktan “eh işte”ye kadar tüm beğeni düzeylerine ait tepkiler de versem, onu karar verme anına yaklaştıramıyordum.

Uzun çabalamalar ve gelgitler neticesinde biri beyaz olmak üzere iki gömlek almaya karar verdi. Satıcı gittikçe sahteleşen gülücüklerinin arasında rahat bir nefes alma dönemine girmişti ki, o satışa dair engellerin henüz neticelenmediğini gösteren bir adım attı. Gömleklerin birisini denemek istiyordu. Çünkü kiloluydu ve bazı gömlek kalıpları kendi bedenine uymuyordu. Boyun, omuz ve göbek çevresinde uyumsuzluklar olabiliyordu. Satıcı bu tür ucuz ürünler için denemenin söz konusu olmadığını söylese de, o ildışından geldiğini ve evinde deneyip, olmadığı takdirde yeniden getirme şansının bulunmadığını söyleyip ısrar etti.

Sonunda her zaman ki gibi o galip geldi ve deneme isteği kabul oldu. Ancak ikinci kriz çıkmakta gecikmedi. O beyaz olan gömleği denemek istiyor, satıcı ise beyazın kirlenmeye çok müsait olduğunu söylüyor, aynı model olan diğer gömleği denemesini talep ediyordu. Ancak satıcı da yavaş yavaş, karşısında insan için mantıklı önerilerin ikna edici için bir işlevi olmadığını anlamaya başlamıştı. Sonunda beyaz gömlek poşetinden çıktı ve giyilebilecek hale getirildi. O büyük bir keyifle, aslında doğru dürüst bir soyunma kabini bile olmayan mağazada gecekondu nitelikli bir kabinde gömleği giydi ve dışarı çıktı. Yine çevresine yönelttiği yoğun soruların ardından ikna olmuş bir yüz ifadesi ile bir kez daha kabine girdi ve ilk haline dönmeye başladı.

Ben alışverişin bitmeye yaklaşmış olmasının keyfini hissetmeye başlamıştım. Neticede eşimle bile uzun süreli alışveriş yapmaktan hoşlanmayan ben, çokta değer vermediğim birisi ile bu kadar süre alışveriş yapmayı eşime bir ihanet olarak görüyordum. Bir süre sonra kabinden çıktı. Ben her an karar değiştireceği endişesi ile dikkatle yüzüne baksam da, gömlekleri almaktaki kararının değişmediğini hissedince rahatladım. Ancak bununla beraber bir süre anlamsız bir fiyat tartışması yaşandı. Oldukça ucuz olduğunu kabul ettiği ve beğendiği bir eşyanın fiyatını daha da aşağı indirebilmek için bir süre çabaladı. Ancak bu kez başarılı olamadı. Satıcı, bir yanıyla fiyat düşürmeye yetkisinin olmadığını söylerken, bir yanıyla da firmanın işletme prensiplerine aykırı olduğunu iletti. O ise, her defasında aynı yanıtı alsa da 3-4 kez daha girişimde bulundu ama en sonunda fiyatın düşmeyeceğine ikna oldu.

Ödemeyi kredi kartı ile yaptı ve bir süre sonra sokağa çıkabildik. Ben açık havanın sinirlerime iyi geldiğini düşünürken, mağazadan çıkıp 15-20 adım atmıştık ki, o açık havanın tüm iyileştirici etkisini bertaraf eden cümlesini söyledi; “Biliyor musun, bu gömlek bana olmadı aslında, ben dönüp iade edeceğim”. “İyi ama dedim” söyledikleri anlamaya çalışırken, “Sen gömleği denedin. Nasıl sana olmadığını düşünüyorsun ki?”. “Ama” dedi, “ Gömleği giyerken nefesimi tuttum. Galiba nefesimi bırakıp göbeğim sarktığında bu gömlek bana dar olacak”

Uzunca bir süre itiraz ettim. Önce gömleğin kesinlikle ona uyacağından söz ettim, ardından bu iade işleminin satıcıda tepki uyandıracağını ve kabul etmeyeceğini anlatmaya çalıştım ama elbette ikna edemedim. Kendisi benim onunla dönmeyeceğimi anladığından, “şu bankta bekle, ben birkaç dakika içinde döneceğim” dedi. Yaklaşık kırk dakika sonra ve bir kez daha galip geldiğini belli eden bir yüz ifadesi ile döndü. Konakladığımız mekâna dönüş yolunda, ben kırıcı olma korkusunu kaybedip, onun haksızlığını ifade etmeye çalıştığım şeyler söylüyordum. Uzunca bir süre haksızlığını ve yıpratıcılığını kabullenmeden, yaptığı işin doğruluğuna dair anlamsız savunmalar yaptı. Ancak yolculuğun sonuna doğru geldiği nokta, benim onunla olan ilişkimi nihayete erdirmişti; “Aslında haklısın, bu kadar ucuz gömlekleri başka bir yerde bulamam, en iyisi ben yarın gidip yeniden birkaç gömlek beğeneyim”

 
Toplam blog
: 453
: 1826
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..