- Kategori
- Deneme
Göz göre göre
Gözü dönesi!. Gözünü dört açtığı halde, gözünün önünden, gözünün içine baka baka geçer de - gözdağı verircesine - insanın gözü görmez mi? Gözüne dizine dursun, gözüne girmek için, gözünün yaşına bakmadan, gözünün üstünde kaşı var demeden, göze geleceğini düşünüp de, gözü kapalı karar vermesi; gözünün tutmasından çok, gözüne yedirememesindendi.
Gözü kör olasının gözü, zaten hep havalardaydı. Anasının gözünü çıkartıp duruyordu. Göz göre göre, göze de gelmek istemiyordu. Ama, gözü gibi sevdiği kızı, aylardan beridir göz koyduğu kızı, gözden ve gönülden de çıkarmak istemiyordu.
Gözü pek, gözü kara bir gençti. Gözünü daldan budaktan sakınmaz, gözü gibi sevdiğine göz dikenlere, göz koyanlara karşı da, gözü tutsun tutmasın, gözu yesin yemesin, gözünü karartır, gözü kapalı ùzerlerine saldırır, gözlerinin yaşına bakmadan, gözlerini oyardı.
Bir gece, evlerinin önünden geçerken, o gözünün nuru gözbebeği sevdiği kızın, pencereden birisiyle konuştuğu gözüne ilişti. O anda, gözü kararmış ve gözüne kan bürünmüştü. Yavaş yavaş yanlarına yaklaştığında, onu farkeden kız, hemen penceresini kapatmış, karanlık gölge ise hızla yokuş aşağı süzülerek gözden kaybolmuştu. Bizimkinin gözü dönmüştü. kızın evine girmek, kızla hemen konuşmak istiyor; fakat, bunu göze alacak kadar da gözüne yediremiyordu. Belki, kendisini tanımamıştı kız. Olsundu. Kendi gözleriyle görmüştü ya! Yarını beklemek zorunda olduğunu düşünüyor; "keşke, gözüm ilişmeseydi de, o sahneyi görmeseydim" diye, içinden geçire geçire, zor da olsa, evinin yolunu tutmuştu. Ama, gözü de hep arkada kalmıştı.
Gözlerine inanamıyordu. Penceredeki kız acaba sevdiği kızın ablası olamaz mıydı? Karanlıkta, kızın kim olduğunu seçmesi imkânsız gibi bir şeydi. Bu fikir aklına gelince gözleri parladı. Belki de, bu olayı gözünde bu kadar büyütmemesi gerekirdi. Sonuçta aylar var gözdesiydi, gözeticisiydi, gözcüsü, gözbağı, göz aşığıydı. Göz bebegi, gözünün nuru, gözünün ışığıydı. Şu an bir gözlemde bulunmamalıydı. Hele bir yarın olsundu.
Ertesi gün göz göze geldiklerinde, birbirlerine önce bir gözattılar. Sonra oğlan - gözüne kestirmiş olacak ki - kızın gözbebeklerinin içine baka baka, "İki gözüm, gözbebeğim, gözümün nuru, gözünü iyice bir aç ve beni bir dinle. Gözüme kan bürünmüş gibidir, doğru söyle bana, dün akşam pencereden bir erkekle konuşan kız sen miydin, yoksa ablan mıydı?
Kız, bir anda şoke olmuş gibiydi. Karşısında duran bu adam, ne demek istiyordu? Kendisinden şüphelendiği, bakışlarından belli oluyordu. Demek ki, hesap sormak için, çağırmıştı onu. Neyin hesabını soracaktı? Namusumun mu? Aman Allah'ım! Bu da mı, başıma gelecekti? Bu erkeklerin hepsi de mi, böyleydi? Annesinin, babası için anlattıklarına inanamıyor; böyle bir durumda, tamamen gözden düşeceklerine ve bir daha kesinlikle, eskisi gibi öyle, göz göze, diz dize oturamayacaklarının farkında bile olamıyorlardı.
Gözleri sulanmış, göz kapakları ağırlaşmış, göz göze gelmemek için gözlerini yan tarafa doğru kaydırarak, sadece:
"Benden şüphelendiğini mi, ima etmek istiyorsun" diyebilmişti. Bunu derken, boğazı düğümlenmiş, gözleri dolu dolu olmuş ve sonunda kendisini tutamayıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı.
Erkek, göz ucuyla, şöyle bir kıza bakınca, kırdığı potun ciddiyetini, ancak o zaman anlayabilmişti. Aklınca kıza bir gözdağı vermek istemiş, fakat kaş yapayım derken göz çıkarmıştı. Artık gözden de düştüğü belliydi.
Bir anda kızın gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüştü. Elleri ve dizleri titriyor, gözleri yerlerinden fırlamış gibi ateş saçıyordu. Hâlâ gözlerine ve duyduklarına inanamıyor, sevdiği erkeğin bu olduğuna akıl erdiremiyordu. O, gözleri cekik, deniz mavisi gözlerine bakmaya doyamadığı erkek, karşısında duran bu zavallı erkek olamazdı. İnsanın duyguları bir anda, bu kadar çabuk değişebilir miydi? Yoksa, sadece gönül gözüyle bakmak mıydı benimkisi?
Annesinin sözlerini hatırladı. "Aman kızım, o oğlanın görünüşünü, davranışını hic gözüm tutmadı. Sana nasıl, gözüyle seni yer gibi baktığını, gözlerini üstünden hiç ayırmadığını gördüm. O çocuğa karşı çok dikkatli ol, gözlerini dört aç ve sürekli uyanık ol, sakın aldanıp da, o hülyalı gözlerine kanayım deme". Oysa ben, bu söylenenleri hiç duymamış, hiç dikkate almamış, sadece gözümün önünden gelip geçmiş, bir kulağımdan girip diğerinden çıkmıştı.
Yok yok! Bütün bu olanlara göz yumamam, hatasını görmemezlikten gelemem; bu konuda musamaha gösteremem, affedemem, gururumu ayaklar altında ezdiremem. Gözümden tamamen düştü. Artık o eski ilgi ve sevgimi katiyyen gösteremem. Bitti artk, bitti işte!
Erkek, "Amma da, gözünde büyüttün ha bu olayı! Ne dedim ki sana? Akşam hafif çakır keyif evinin önünden geçerken pencerenin açık olduğunu zannetmiş ve gerçekten oradaymışsın gibi, gelmisti bana. Hatta, tam pencerenin altına geldiğimde, seninle konuşur gibi yapmış da, seni görmüş kadar rahatlamıştım. Fakat, sonradan gözüme kestirip de, sana ıslık çalmadığıma pişman olmuştum. Önümden giden bir gölge görmüş, peşinden gitmiş de, gölgenin kaybolmasıyla birlikte kendime gelmiştim. Fakat şeyta...
Kız - "Gözün kör olmasın, e mi?"
Alaettin Morgül