Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ekim '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Günler birbirinin fotokopisi mi?

Günler birbirinin fotokopisi mi?
 

Korkmayın bir bakın bakalım albümünüzün sayfalarına: Fotokopinin fotokopisi mi yoksa rengarenk mi? Sayfalarınız renksiz ve okunaksızsa geç kalmış sayılmazsınız; çünkü aşk eski sayfaları da temizler.
Fotokopi öyle güzel bir şey ki...Günlük yaşamımızı pek kolaylaştırıyor. Aklımıza gelen her şeyin fotokopisini çekiyoruz. Hatta avcunun fotokopisini çekip de el falı için başka bir şehre fakslayan insanlara bile tanık oldum. Elimizden gelse günlerin de fotokopisini çekeceğiz. Beğenmezsek buruşturup atarız nasıl olsa.

Her sabah işe ya da okula gideriz, dönüşümlü olarak aynı yemekleri yeriz:kurufasulye, ıspanak, fasulye, köfte...Benzer haberleri okuruz: Adam kendini aldatan karısını öldürdü, başbakan şunu dedi...Arkadaşlarımızla aynı kavgaları ederiz: Okeyde taş çaldın, hakem penaltıyı vermekte haksızdı...Sevgilimiz bize aynı yalanları söyler:Metrodaydım telefonum çekmiyordu, akşam toplantı vardı...Biz onu aynı kişilerden kıskanırız: Arayan yine Nermin miydi, bu adam niye sana bakarken gülümsüyor...Anamız babamız aynı eleştirileri yöneltir: Şu okulu bi' bitiremedin, sabahlara kadar oturup blog yazıyorsun bizimle ilgilenmiyorsun...Patronumuz aynı baskıları kurar: Ciromuz yine düştü; yükselmezse zammı unutun...Kısacası gemimiz aynı rotada seyrederken bu yoculuktan sıkılıp Amerika'yı yeniden keşfetmek isteriz ve şu lafı ederiz. "Günler birbirinin fotokopisi, hayat ne kadar sıkıcı..."

Aynı gemide, aynı insanlarla düz bir rotada yol alsak da günler birbirinin fotokopisi değildir. Bilirsiniz fotokopinin fotokopisi çekilince yazı silikleşir, okunmaz olur. Keşke günler birbirinin okunaklı birer fotokopisi olsa. Aslında yaşadığımız her gün silikleşen yazılar gibi tatsız tuzsuz, daha zordur. Oysa biz her her şeyin yarın daha güzel olacağı aldatmacasıyla hayatımızı bekleyerek tüketiriz: Önce sınavı bir kazanalım, sonra işe girip evlenelim, çoluk çocuğa karışalım, emekli olalım, yazlık alalım, sonra mutlu oluruz. Halbuki yaptığımız her plan, her öteleme bulaşık tabakları yarın yıkamak üzere mutfakta biriktirmekten başka bir şey değildir.

Bulaşık tabakları mutfakta biriktirmek ya da evi toplamak adına öteberiyi sağa sola tıkıştırma çabasına da "umut" adını veririz. Salondaki ıvır zıvırı çöpe atacağımıza dolaplara tıkıştırdığımızda kendimizi huzurlu hissederiz buna da "düzenli yaşam" deriz. Oysa geçen her gün beynimizdeki, bedenimizdeki binlerce hücreyi öldürür; bunun farkına bile varamayız.Kırkından sonra vücut teklemeye başlayınca paniğe kapılıp böyle yazılar yazıp çevremizi aydınlatmaya (!) çalışırız

İnsanoğlu kırkından sonra ölüm korkusuyla yaşar. Geçmişini sorgular, gençken yapamadıklarından pişman olur, abuk sabuk hareketlere girişir. Bu kısır döngü ölüme dek sürer bazen. Peki bu kısır döngü zehirinin panzehiri var mıdır? Evet: AŞK...

Hesapsız kitapsız yaşanan bir aşk ölen hücrelerimizi yeniler, beynimizi her sabah formatlar; böylece günler birbirinin fotokopisi olmaktan çıkar. Her günümüz rengarenk bir sayfa olur.Hayatımız ise bu sayfalardan oluşan renkli bir albüm...Hepinizin rengarenk bir albüm sahibi olması dileğiyle...Ben bugün çektiğim fotoğraflara bir göz atayım müsaadenizle...

 
Toplam blog
: 114
: 1620
Kayıt tarihi
: 01.08.07
 
 

1964'te Ankara'da doğdum. Meslek lisesinin elektrik bölümünü bitirip fabrikada ve şantiyede çalıştım..