- Kategori
- Öykü
Güvercin

Çocuk dünyamda sırrını bir türlü çözemediğim bir olay vardı; evcilleştirilen güvercinlerin onlarca kilometre öteden hangi duyuyla salıverildikleri damlara geri dönebildiklerindeki esrarı, bu olayın perde arkasını o vakitler bir türlü çözemiyor; anlam veremiyordum.
Güvercinleri kendine çeken, yuvalarının sıcaklığına çağıran o müthiş duygu çok özel olmalıydı.
Geçtiğimiz hafta siz değerli okuyucularımdan beni uzak kılan duygu sanırım o güvercinlerin küçücük yüreklerinde kendine yer bulan ve sırrını bir türlü özemediğim duygunun aynısıydı, ”yuva sıcaklığı” doğduğum toprakların sevgisi beni uzaklara çekiverdi tıpkı mıknatıs gibi.
Sıcak bir haziran günü buralardan çekip Mezopotamyanın kavurucu sıcaklarına beni çeken duygularımın peşine takılıp gittim, aslında geçen sene uzunca bir aradan sonra ilk defa gitmiştim ve o günler sizlere daha yeni yazmaya başlamıştım, sanki yıllardır kopup gitmemiştim oralardan, geçen sene aramızdaki tüm kırgınlıkları ortadan kaldırmış, özlemlerimizi vuslata çevirmiştik, ben artık doğduğum topraklara daha sağlam adımlarla ayak basıyor, içimdeki ürkeklik ve yabancılığı atabilmiştim.
Bir daha anladım ki ben oralara aittim, öyle değimli, siz elma ağacından şeftali, şeftali ağacından elma vermesini beklerimsiniz?
Çocukluk arkadaşlarım, saklambaç oynadığım sokak, plastik patlak topumuzla coşkuyla oynadığımız toprak saha, güneşin her sabah yükseldiği o mavi gök,
Kasabamıza insanlık tarihi var olduğundan beri yorulmadan temaşaya duran kıra dağı,
Dicleye kavuşma sevdası ile binlerce yıldır akıp giden Garzan çayı, hepsi ordaydı ve adeta beni bekliyordular.
Güvercinler var olduklarından beri yuvalarına geri dönerler, işte bende geçtiğimiz hafta öyle yaptım.!